ölüm

1 /
aseton
nihai olan.

her zaman bir seçenek olarak orada durur.

kendi hayatını sonlandıran insanlara saygı duyuyorum ben. birçok insanın akışa kapılıp kaçırdıkları bir şeyi görüyor, anlıyor olmalılar. tüm yaşam boyunca ne yaparsan yap, buna kader deniyor. bir şekilde, bir türlü bu ağın içinden çıkamıyorsun. bu durumda, kendi ölüm tarihini belirlemek gerçek özgürlük olmalı.

ölümü, en sonunda gerçekleşecek bir şey olarak aklınızın bir köşesinde tutmak, sizi hayata bağlayabilir. her şeyin geçiciliği sizin motivasyon kaynağınız olabilir. yine de uzun yaşamak, bana göre, bir cezadır insana.
marseille
o günün geleceğini bilerek yaşamak, kaçışı olmayan... ve daha nice betimleme, örnek, süslü cümlelerle yazılan.

ölüm'ü merak etmek diye bir şey olamaz, ama ölümü istemek olabilir. istemekle olmaz ki ama ya, intihar da garip geliyor, her şeyi geçtim birsürü söverler arkamdan. kimse sövmese bizim mahalle'nin tekel bayisi tevfik abi söver. (26 tuborg gold, 6 paket kısa kemıl, unutmadım abi canımsın borcum baki)

cenaze ortamı kasvetli hem. ben üç beş tane sevdiğim insanı o sıkıntıya sokmak istemiyorum, yoksa beş defa ölürdüm. bir tanesi der kıymalı yaptıralım, öbürü der "marseille peynirli pide severdi, o'ndan yaptıralım" yani gereği yok. bana kalsa irmik helvası yaptırsınlar. hatta hazırından alsınlar. höşmerim'de fena bir tercih olmaz, farklı kılar o uhrevi ortamı. hem o tatlı da peynirli, herkesin gönlü olur.

pazar sabahı bu kadar saçmalamak niye? can sıkıntısından. öldüğüm, öleceğim falan yok. bir kaç sene önce yine böyle bir şeyler yazıp üstüne sözlüğe bir hafta girmemiştim "kesin öldü" tarzında mesajlar gelmişti. rahat olun rahat. daha bu dünya'nın bana çektireceği var, kıps.
ahteridünbaledar
bizim başımıza hiç gelmeyecek gibi yaşıyoruz.
yakınları ölmüş insanlara bir bakın. başkaları kadar delicesine mücadele etmiyorlar hayatla, akışına bırakıyorlar, daha az kızıyor daha az incitiyorlar, ama daha çok değer veriyorlar. çünkü geriye bırakacak hiç bir şey yok anılardan başka.
canını yaktıgınız bir insan umursamadan gece rahatça uyuyabiliyorsaniz, ölümü yeterince anlamamişsiniz demektir.
oturup biraz ölümü düşündüğünüzde, daha az kızacaksiniz hayata, ölüm bir kabulleniştir, allaha yaklasmaktir, sevdiklerinizin yardim edememesi ve artık kendinizi tamamiyle allaha teslim edistir.
hastane koridorlarinda bunu iyi anlarsiniz.
biraz hayati anlamak için hasta ziyaret saatinde lösemili minikleri kanser gencecik insanları düzenli ziyaret edebilseydik keşke.
keşke patronlar, isverenler, devlet yönetenler, yardima muhtac insanlara paralı bakan kimseler, gücü biraz olsun elinde tutan her kim varsa; ölümü yeterince biliyor olsa.
lanbenneyse
2. dünya savaşı sonrasında savaştan sağ kurtulan toplumlarda yoğun hissedilen, üzerine çokça yazılan konuşulan, jean paul sartre ve varoluşçuların sorumluluk kavramıyla birlikte üzerinde sıklıkla durduğu, aslında davranışlarımızı anlamlı kılandır.
kesyapistirmikelanj
ölümlü insanın saçma yaşama sevinci ve saçma korkuları traijkomiktir.


doğmayı tercih edip etmediğimizi bilmiyoruz. ırkımızı, dinimizi, cinsiyetimizi ve ailemizi seçmedik. seçtik mi bilmiyoruz. bize dediler ki doğru şudur, budur... diyenler de neden böyle dediklerini bilmiyorlar. büyüdük ve gördük ki, ihtiyaç sahibi insan, ölmeye muhtaç ve mecbur. bu durumda, insanın, neden yaşama sevinci duyduğunu, ve neden korkulara sahip olduğunu anlayamıyorum. seçmediğimiz bir hayatta, ahlakın tarifini, iyiliğin tarifini, kötülüğün tarifini yapanlar, bugün yaşamıyorlar. yaşayanlar, tanımadığı yaşamayanların, fikirlerini, korkularını, doğrularını taklit etmekten artık vazgeçmeli.
acarabi
sadece düşünen hayvan olan insanlar bilir geleceğini ve bu yüzden çok korkar ondan. bir de ölüm kesintisiz devam eder ki yaşam olabildiğince güçlü olarak döngüsünü tekrarlayabilsin.
chief mate
''ölüm ile ayrılığı tartmışlar
elli dirhem fazla gelmiş ayrılık ''
diye geçiyordu bir türküde başlığı görünce aklıma geldi.
49 numara ayaklı yazar
hayatın anlamını daha iyi anlayabilmek için üzerine uzunca düşündüğüm konu. çünkü ölümün bize kaybettirecekleri hayatın asıl anlamıdır. onları fark etmeden de hayatın anlamını anlamak imkansızdır.

montaigne'nin denemeler'inde de dediği gibi aslında "biz varsak ölüm yok, ölüm varsa biz yokuz. o halde korkacak ne var?". evet işin aslı buraya çıkıyor. çünkü şöyle bir düşünün. ölüyorsunuz ve artık bu dünyada değilsiniz. dahası bildiğimiz evrenin hiçbir yerinde değilsiniz. sevdiklerinizi özlemeniz, hayatın güzelliklerinden mahrum kalmanız gibi şeyler mümkün değil. çünkü bu önünüzde duran harika bir yemeği birden bırakmak gibi bir şey değil. o andan itibaren hiçbir farkındalığınız olmayacak çünkü siz de olmayacaksınız. inanıştan inanışa değişir orası ayrı. ama şu anki gibi bir bilinç olmayacağında çoğu insan hem fikir.

o andan itibaren uğruna üzüleceğimiz bir şey de olmayacağına göre ölümden neden korkuyoruz peki? bunları düşündükten sonra insan pek de korkmuyor aslında.

fakat şöyle de bir şey var ki, ölümümüz bize bir şey kaybettirmeyecek olsa da başkalarına kaybettirebilir. sizi çok seven birinin artık hayatında olmayacaksınız mesela artık. eğer önemli biriyseniz -bir yerde müdür, ceo falan aklınıza ne gelirse- birden bulunduğunuz mevki boşalacak ve şirket zor durumda kalacak. çok büyük bir şirketse hisse değerlerinde oynama olabilir bu da pek çok insanı etkileyebilir. hatta onu geçin, geçinmek için elinize bakan insanlar da olabilir. bunlar tabi ki çocuklarınızdır.

bu durumda insan kendisini değil değer verdiği şeyleri düşünmelidir. onların üzülmesi, acı çekmesi, sıkıntı yaşaması umurunda değilse bir insanın o kişi bence bencil biridir. "artık derdim olmayacak ne de olsa" düşüncesiyle insanlara bunu yapmanın başka bir açıklaması yoktur.

bütün düşüncelerim elbette bu iki bakış açısının bu sığlığından ibaret değil ama özet bu şekilde. ve olayı bu iki başlık üzerinden değerlendirecek olursak, ölmeyi isteyen birinin bencil olduğu kanısına varıyorum ben.

ayrıca bir şeyin uğruna ölmek, ölüm tehditiyle bir şey yapmak ve hatta idam cezası tuhaf geliyor bana. idam için en büyük ceza denir. adamın elinden neyi alıyoruz? hayatını. bunu çok acı çektirmeden yaparsak bunun nesi ceza olur? ölüm anına kadar psikolojik olarak baskı altında olan ve korkan biri, acı çekebilecek ya da kötü şartlar hayatında yaşayabilecek biri, yıllar boyunca mutsuz bir şekilde yaşamaya mahkum edilebilecek birini öldürerek ona ne cezası verilmiş olunuyor? zaten eninde sonun ölecek olan insanın bu dünyada çekeceği acıları bitirmekten başka bir şey değil bu.
ölü prenses ve 7 hüzünlü cüce
ne muhteşem teknolojik devrimlerimiz, ne muazzam icatlarımız, ne insanlığı sürükleyen fikirler ne de kurulup yıkılan medeniyetlere aldırmadan yoluna devam eden, işine bakan, almaya devam eden..

ne dehşet verici bir irade, ne muazzam bir kararlılık..
son peygamber
yaşam da ölüm de birdir. biz vücudumuzla hem ölüm, hem de yaşam taşıyoruz.

varlığımızın başka varlıklar için yokluğa, canlılığımızın başka canlılar için cansızlığa, bilincimizin başka bilinçler için bilinçsizliğe dönüşeceği gerçeğine kin, kibir, nefret, korku vb. hisler yerine sevgi, şefkat, merhamet, huzur, neşe ve mutlulukla sarılmalıyız.

biz, geçmişten geleğe uzanan bir köprüde nokta, çizik veya tuğla olmak için yaşıyoruz. ve o parçaların her birinin yaratacağı dağ kim bilir nasıl bir dünya yaratacak, bilmiyoruz.

ama şu apaçık ortada ki hepimiz sonsuz büyüklükteki evrenin varlığının farkında olabilen küçük bir parçasıyız; bazılarımız her şeye rağmen gaflette olsa da. kim olduğumuzu arıyoruz ama ne olduğunu yalnızca bazılarımız buluyor.

biz her şeyle bütünüz.
zamansızcasına
şu an halep'in içinde olduğu durum. düşünsenize kuşlar uçmuyor artık gökyüzünde. bulutlar güneşe hasret. çocuklar anaya hasret. babalar çocuğa hasret. bir parça mavi gökyüzü bekliyorlar umutla. günde kaç ruhun, o sisli puslu gökyüzüne yülseldiği meçhul. kaç minik bedenin enkazlar içinde kaldığı meçhul. ve en içler açısı olanı; kaç kardeşin hain çıkacağı da meçhul. allah yar ve yardımcıları olsun.
1 /