ölümden biraz daha kötü olan şey

1 /
minikfare minikfare
kendi ölümümden daha kötü sey, su an yasadıgım bu ruhsuz hayat. fakat biliyorum ki hepsi gecici. kimseyi sevmiyorum, kimse sevmiyor. kimseye bir sey anlatmak zorunda degilim, heyecanla kosup birine bi sey anlatamıyorum. sabahları 7'de uyanıp sahilde kosuyorum, 9 gibi kahvaltı. aksamları evde durdugum zamanlar cok nadir hatta yok, hep geziyorum, tek ya da arkadaslarımla. gecende tek basıma bir bara gidip oturdum. bu ülkede kadın olmak ne zor amk dedim cıktım. kadıköy'ün her sokagına film ceker gibi yürüyorum hızlı hızlı. halbuki acelem yok, birine yetismeye calısmıyorum. su an ögrenci de degilim, herhangi bir iste de calısmıyorum. dünyada yasayan sıradan biriyim. en ufak bi duygu hissedemiyorum herhangi bi nesneye karsı. insan iliskileri ne boktan ya. sonsuz kalabalıgın icindeki o yalnızlık, ölümden daha kötü.

(bkz: prozac nation)
(bkz: erkek gibi yasıyorum)
enarkacamkenarı enarkacamkenarı
ölümden daha kötü ne olabilirki onu da ayrıştıracak olursak ani ölümler en kötüsü,sabah kahvaltı yaptigim dedemin öğleden sonra ölüm haberini aldım nerdeyse bir yıl olacak hala şokunu yaşıyorum
too old to die young too old to die young
düşmanımın bile başına gelmesini isteyeceğim şeylerdir. birincisi sakat kalmak ve acı çekerek hayatına devam etmek. ikincisi sevdiklerinin ölümü.

birinci yazdığım ölümden daha kötü olan ilk şeydir, ikinci yazdığım ise birinciye eşittir.
justthebeginning justthebeginning
kitabe i seng i mezar

i

hiçbir şeyden çekmedi dünyada
nasırdan çektiği kadar;
hatta çirkin yaratıldığından bile
o kadar müteessir değildi;
kundurası vurmadığı zamanlarda
anmazdı ama allah'ın adını,
günahkâr da sayılmazdı.

yazık oldu süleyman efendi'ye.

ii

mesele falan değildi öyle,
to be or not to be kendisi için;
bir akşam uyudu;
uyanmayıverdi.
aldılar, götürdüler.
yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
duysalar öldüğünü alacaklılar
haklarını helal ederler elbet.
alacağına gelince...
alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

iii

tüfeğini depoya koydular,
esvabını başkasına verdiler.
artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
ne matarasında dudaklarının izi;
öyle bir ruzgar ki,
kendi gitti,
ismi bile kalmadı yadigâr.
yalnız şu beyit kaldı,
kahve ocağında, el yazısıyla:
"ölüm allah ın emri,
ayrılık olmasaydı."

(bkz: orhan veli kanık)
1 /