on the run

flavius flavius
çok güzel kızların, size içkileri getirebileceği, hoş bir bar. barmen hatun ise en güzelidir. yeni ve genç gruplara verdikleri şanslarla takdirimi toplamış, kendini alkışlatmış mekan.
jugis nomen jugis nomen
şarkının tamamındaki, ve özellikle 2:11-2:27 arasındaki, triplet crosslar barındıran davullarının drum machine olma olasılığı kafamı kurcalamıştır hep. zira albümün* genelinde alışık olduğumuz bass drum tonundan farklı bir ton var bu şarkıda. basları düşük, gaini yükek, "cıp" gibi bir ses çıkıyor. tabi pentagram gibi bir grup neden drum machine kullanır, ne gerek vardır bilemiyorum, ben sadece duyduğum şeyi yoruyorum. değilse de burdan özürler pentagram'a gitsin...
gxix gxix
pentagram'a ait olan on the run adlı parçanın içerisindeki drum machine gibi işitilen sesler (ki haklı olarak drum machine'i düşünüyor insan) tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, zor olmakla beraber insan emeği gibi duruyor. buradan cenk ünnü'yü tebrik eder, saygılarımı sunarım.
maglor maglor
2:40 da giren dokuz sekizlik kısmına hasta olduğum gaz pentagram şarkısı. göbek havasıdan sonraki prelude de biyerlerden fena halde tanıdık gelmekte. bilen varsa haber versin, para veririm.

edit: davulların drum machine'le uzaktan yakından alakası yoktur, ben canlı olarak ne hayvan davul çalan adamları görmüşüm cenk ünnü mü çalamayacak bunu arkadaş.
dali dali
bu şarkıyı ne zaman dinlesem 2:40 civarında giren o oynak kısımda "ayağıma bastın çocuk, çok kötü bastın çocuk" diye sayıklarım içimden. engel olamıyorum kendime. bu çocuk şarkıları cidden ruh hastalığına yol açıyor arkadaş, ne pis bi dönemmiş bu seksenler!
iao iao
"...have your passports ready....rome..."

dark side of the moon albümünün en deneysel parçasıdır. speak to me/breathe ve time arasında bir köprü oluşturur. albümde grubun ses mühendisliğini yapan alan parsons'ın da az emeği yoktur haliyle parçada, onu da unutmamak gerekli.

yıllar boyunca parçanın arkasında çeşitli görseller kullanılmıştır ancak bana en uygun gelen sanırım insanların günlük tempolarında yaşarken delirmelerini vurgulayan görüntüler. arada günlük kaosa karşıtlık olsun diye deli bir kahkahayla gelen sözler de ayrıca tezatlığı vurguluyor.

"live for today, gone tomorrow, that's me, hahahaaaaaa!"

çıktığı yıl 1973'ü düşünürsek kanımca epey zamanının ötesinde hatta cesur bir girişim diyebiliriz. parçanın sonunda görsellerde görülen yatağa bağlı adamın yatağına ithafen sahnede bir yatağın yanarak patlamasını ya da sahneye çakılan bir uçağı* görmek mümkün canlı icra videolarında. sondaki patlama sesini de iliklere kadar hissetmek de cabası.
kutat kubilik kutat kubilik
pink floyd'un tekno müziğin ilk örneklerini sergilediği şarkısı. hababam sınıfı'ndan biliyoruz biz. badi ekrem cirit atıyordu ya hani, o sahne.
ksk1912carsi ksk1912carsi
rainbow theatre'da verdikleri konserin albümünde yer alan haliyle de dinlemeniz önerilir. tamamen enstruman ile, doğaçlama temelli bir yorumudur kendisi. hakikaten güzeldir.

düzeltme: imla.