orpheus

1 /
turgon turgon
yunan mitolojisinde geçen, çok dokunaklı bir hikayesi olan güzel sesli ozan. orpheus, çok sevdiği karısı eurydike'nin bir yılan sokması sonucu ölmesiyle, büyük bir üzüntüye girer, kendisini hayata bağlayan herşeyi bırakır. sonunda yeraltı tanrısı hades'in yanına gider. onun bu haline acıyan yeraltı tanrısı hades, ona eurydike'yi geri vereceğini söyler, ama bir şartı vardır: orpheus önde, karısı arkada yeryüzüne çıkacaklardır ve orpheus, karısı yeryüzünde tamamen çıkana kadar dönüp de arkasına bakmayacaktır. orpheus, karısını ölümden geri getirmenin sevinciyle ve arkasında onun varlığını bilerek, yeryüzüne doğru yürür. kendisi aydınlığa çıktığı anda dayanamaz, karısının de çıktığını düşünerek arkasına dönüp bakar. eurydike karanlıkta bir silüet halinde belirir ve hades'in karanlıklarına döner, bir daha da geri gelmez.
orpheus, üzüntü içerisinde, elinde arpıyla oradan orada dolaşır, bir gün, dionysos'un şarapla çıldırttığı maenadlara rastlar, maenadlar, orpheusu öldürürler ve kafatasını okeanos ırmağına atarlar...
julian apostate julian apostate
w. gluck'un üzerine çok güzel bir opera bestelediği hikayenin kahramanı. operanın adı orfeo ve euridice'dir ve icrası 3 soloiste, 1 koroya ve 1 orkestraya gerek vardır.
roller:
orfeo: contralto (erkek)
euridice: soprano
amor: soprano

eser ilk dinlendiğinde bir mozart operası hissi uyandırır. ama klasik dönem özellikleri ile barok havasının harmanlandığı ezgiler ve geçişler sizi hayrete düşürür. özellikle orfeo'nun diğer dünyaya geçişi sırasında icra edilen koro ve orkestra kısmı çok büyüleyicidir. dinlenmesi şiddetle önerilir.

konu itibariyle şöyledir:
orfeo tanrılar tarafından ölümüne karar verilip ölüler diyarına alınan karısının ardından çok üzülür çok gözyaşı döker. aşk tanrıçası amor buna dayanamaz ve orfeo'ya bir şans verir. orfeo ölüler diyarına gidip karısını geri getirebilecektir ama karısıyla tek kelime konuşmayacaktır. eğer euridice ile konuşursa sonsuza kadar onu kaybedecektir. orfeo bunu kabul eder. ölüler diyarına gider, karısını bulur. onunla konuşmaz. ama karısı buna çok içerler artık kocasının onu sevmediğini düşünmektedir. ona ağır sözler eder (che fiero momento che barbaro sorte cümleleriyle başlayan aria ile). orfeo buna dayanamaz karısına bir söz söyle ve euridice olduğu yere yığılır kalır. orfeo karısını tekrar kaybetmiştir. ve operanın en güzel ariasını söylemeye başlar (che faro senza euridice). bu ariadan çok etkilenen tanrılar orfeo'yu affeder ve euridice'yi canlandırır. birlikte sonsuza kadar mutlu yaşarlar.
chrystal chrystal
bir efsaneye göre trakyalıdır. kalliope'nin ve nehir tanrısı oiagros'un oğludur. apollon kendisine bir lir hediye etmiş. sesi o kadar güzelmiş ki, liri o kadar güzel çalıyormuş ki fırtınalı denizleri bile dinginleştiriyormuş. dağlar, ağaçlar bile onun sesine hayranmış. düğün günü karısı eurydike'yi bir yılan sokar ve öldürür. bunun üzerine orpheus yeraltına iner ve liri sayesinde hades'i karısını tekrar dünyaya dönmesine izin vermesi için ikna eder. ancak persephone'nin koyduğu şarta göre asla karısı geliyor mu diye bakmayacaktır. tam ışık görünmüşken eurydike orpheus'un eline dokunur, bunun üzerine orpheus arkasına bakar ve eurydike karanlığa doğru çekilir.
orpheus bir gün manadlar tarafından parçalanır ve liri ile beraber meriç nehri'ne atılır. hala şarkı söylemeye devam eden kafası ve liri lesbos adasında karaya vurur.

bu hikayeyi konu alan ilk operayı claudio monteverdi bestelemiştir. roma minyatürlerinde sıklıkla işlenmiş bir temadır. hem eski çağlarda hem de modern zamanda edebiyatta, resimde, müzikte sıklıkla kullanılan bir hikayedir.
thedewil thedewil
eğlenceli müzik yaptığı için, dionysos'çulara da hitap eden bir şairdi. eurydice'in ölümünden sonra, eğlenceli müzik yapmayı reddettiği için kafası güzel dionysos'çular tarafından hunharca katledilmiş, bütün uzuvları tek tek kesilmiş, kafası denize atılıp lesbos adasına vurmuştur.
jugador jugador
kardeşimdir, candır. hayatımın en güzel günlerini birlikte yaşadığım, en kötü günlerimde hep yanımda olan yüreği kocaman bir insandır. son günlerde verdiğim tavsiyeyi uygulamayıp hayatın koca bir tokatını yiyecektir ama olsun. alemin en kral yemek yapan adamıdır ayrıca. kendine ait binbir tane speşıl tarifi vardır. şiddetle tavsiye ederim. aç kaldığınızda mutlaka kapısını çalın ropdöşambırı ile sizi karşılayıp sıcak bir tas yemek sunabilir. hayatın türlü tokatını yediği halde hala mücadeleye devam ederek takdirimi kazanmıştır.

müzikal kalitesini anlatmayacağım zira o sözlüğe bunları aktararak kendisi daha iyisini yapar.

hoşgelmiş beşinci nesil yazar.
charlienin dorduncu melegi charlienin dorduncu melegi
orpheus aslında trakyalıdır, fakat malum efsanesi nedeniyle kendisi lesbos (midilli) adasıyla anılmaktadır. rivayete göre orpheus'un kesilen kafası midilli adasına çıkmış, o toprakları sanatla beslemiş, bir şekilde kutsamıştır. bu nedenle antik yunan'ın (hatta bazı kaynaklarda tarihin) ilk kadın şairi kabul edilen sappho'nun lesboslu olmasının sebebi orpheus'a bağlanır.
serafin serafin
azra erhat , mitoloji sözlüğü’nde orpheus’u şöyle anlatır :

« orpheus dillere destan olmuş bir ozandır. i̇lkçağda ünü orfizm denilen mistik bir akım yaratacak kadar çok yayılmış , kişiliği üzerine anlatılan masallar her türlü sanatçıyı etkilemişti.»

efsaneye göre orpheus trakya doğumludur. doğduğu söylenilen yer bugün yunanistan, bulgaristan ve türkiye sınırlarının kesişimine yakın bir yerdedir. böylece orpheus, önemli bir geleneği olan , anadolu’nun eski halklarının geçiş noktası olan bir yerde doğmuş kabul edilir. bazı araştırmacılar , doğum yerinden ötürü, orpheus’un bir şaman olduğunu da söylemişlerse de biz bu görüşe katılmıyoruz.

vergilius “georgica” adlı eserinde orpheus ve karısı eurydice’nin öyküsünü anlatır , bu bölüm aslında eurydice’nin ölümüne neden olan aristaios’un başına gelen belaları açıklamaktadır :
« yabana atılmaz bir tanrı öfkelenmiş kovalar seni;

bir suç işledin sen , büyük bir suç,

çekersin bugün onun cezasını:

bir belaya çattıydı orpheus, kara bahtlı

şimdi senin üstüne bindirmeye çalışır o belayı,

kader engel olmazsa , bindirecek de.

deliye döndü orpheus, kaçırılınca karısı kudurdu.

irmak boyu palas pandıras kaçarken senden o kadın,

kaçarken bir uçuruma atar gibi kendini tepetaklak

dolanıverdi bacaklarına korkunç bir yılan.

ömrü o kadarmış kadının , görmedi boylu çimenler yüzünden

oralara sinen zehirli yaratığı.

yaşıtları, dağ perileri , başladılar bir ağızdan

en yüce dağları çığlıklarıyla doldurdular...

orpheus, oyuk kaplumbağa kabuğundan sazıyla

yaslı sevgisini avuttu durdu.

hep seni söylerdi tatlı eşi, hep seni

onunla başbaşaydın ya hani yalnız kıyılarda

gün doğar seni söylerdi , gün batar seni.

gitti sokuldu taenarius dağının boğazlarına kadar

yüksek kapılarının oraya yer altı tanrısı dis’in

girdi kapkara bir korkuyla gölgelenmiş ormana,

ölü ruhların ve titreten kralların karşısına dikildi

i̇nsan yakarışlarıyla yumuşamayan yüreklerin dikildi karşısına

ve erebus konutlarının en kuytu yerlerinden

hafif ruhlar çıkageldi, onun ezgileriyle sarsılan

ve görüntüleri çıkageldi , ışıktan yoksun olanların.

yapraklar arasında saklanan kuşlar kadar çoktular,

gecenin ya da kasırganın dağlardan savurduğu kuşlar kadar çok.

artık orpheus , bütün belalardan kurtulmuş, geri dönüyordu

ve kendisine verilen eurydice gelmekteyken,

prosperina’nın koştuğu şarta uyarak

kocasının ardından yürüye yürüye

havanın daha yüksek katlarına doğru

orpheus birden çılgınlık etti , boş bulundu

ölüm tanrıları bağışlamasını bilseler ,

bağışlanabilir bir çılgınlıktı bu;

eurydice’si ışığın altına tam çıktı çıkacakken

unutup duruverdi, gönlüne yenildi döndü baktı arkasına

i̇şte bir anda bütün çabalar oracıkta uçtu gitti

bir anda kopuverdi amansız zorbayla yapılan anlaşmalar

bir gümbürtüdür yükseldi, hem de üç kez avernus batağından

haykırdı eurydice :”bu ne orpheus , bu ne ?

bu ne çılgınlık böyle ,seni de yok eden, zavallı beni de?

i̇şte gene geri çağırır beni zalim kader

uyku kapatır kararan gözlerimi

dört yanımı saran gece götürür beni, elveda!

giderim işte uzata uzata ellerimi sana

artık senin olmayan güçsüz ellerimi”

dedi ve birdenbire bir duman gibi karıştı hafif yellere,

gitti karşıt yöne doğru, görünmez oldu,

ve orpheus göremedi bir daha

ruhlara tutunup dil dökmeye çalışan eurydice’yi

yer altı sandalcısı da aradaki bataklığı bir daha komadı geçsin.

ne yapsındı? nereye gitsindi? kime baş vursundu ?

i̇kinci kez kaçırılmıştı karıcığı.

bir daha ölü ruhları nasıl yumuşatırdı?tanrıları nasıl?

eurydice buz kesilmiş gidiyordu işte

styks sandalı ile uçuyordu uzaklara.

ya orpheus ne oldu?derler ki onun için

issız strymon ırmağı kıyısında ağlamış tam yedi ay

havada asılı bir kayanın altında ağlamış

buz gibi mağaralarda anlatmış durmuş başından geçeni

kaplanları büyülemiş ,ayaklandırmış meşe ağaçlarını ezgileriyle;

bir kavak ağacının gölgesinde bir bülbül vardır hani

arar durur kaybolan yavrularını içi yana yana

yuvayı gözetleyen katı yürekli bir çiftçi

alıp götürmüştür yavruları daha kantları çıkmadan

bülbül de bütün gece fır döner ağlar,

konar bir dala , başlar yeniden ezgilerine yanık yanık

tutar acıklı iniltileriyle dört bir yanı ta uzaklara kadar.

ne bir tutku yumuşatmış orpheus’un yüreğini

ne de bir evlilik bağı yumuşatmış

yürür gidermiş dövüne dövüne eurydice’nin kaçırılışına

dis’in boş armağanlarına dövüne dövüne.

o kadar bağlıydı ki orpheus eurydice’ye

kikonların bütün kadınlarını hor gördü

onlar da paramparça ettiler sonunda delikanlıyı

kutsal törenlerde ve gece şenliklerinde bacchus’un

saçtılar parçalarını ta uzaklara, tarlalara,kırlara

ama orpheus’un boynundan kopan mermer gibi başı

herbus ırmağının ters akıntıları arasında çalkalanıp giderken bile

soğumuş diliyle çağırıp durdu eurydice’yi

canı da “ah kara bahtlı eurydice!” diye bağırdı uçarken,

“ah kara bahtlı eurydice!”

ve ardından ırmağın bütün kıyıları

"eurydice! eurydice! eurydice!"

diye yankılandı durdu.»

vergilius’un aktardığı ve bir takım sembolik motifleri ustaca işlediği bu efsanede orpheus mitinin ezoterik karakteri ile ilgili bazı ipuçları bulunabilmektedir.

öncelikle eurydice üzerinde durmak gerekmektedir. eurydice (eùrud…kh ) bir dryad’dır. dryad adı yunanca meşe anlamına gelen “drys” ( dràj ) sözcüğünden türemiştir ve ağaç perisi anlamında kullanılmaktadır. bunlardan bazıları ait olduğu ağaçla birlikte doğar ve onunla birlikte ölürler, diğerleri ise ölümsüzdür. eurydice de burada toprağa , ağaca ait bir sembolizmi temsil etmektedir.

yunan mitolojisinde kahramanların ölüler ülkesine gidişi rastlanılan bir motiftir. ancak biz bu motifin ezoterik erginleşmedeki (initiation) ölüm deneyimi ile ilgili olduğunu düşünmekteyiz. nitekim orpheus da erginleşmiş (inisye olmuş) bir kahraman olabilmek için ölüm deneyimini yaşamıştır ve sanatı sayesinde buradan kurtulmayı başarmıştır. orpheus’un buradaki hatası, bu aşamayı geçiren bir mürit olarak ardına bakmasıdır ; çünkü bu deneyimi yaşayanların ardına bakmamaları , bir türlü geçmişle bağlarını koparmaları gerekmektedir. orpheus burada bu kuralı çiğneyerek kendini “ağaç gibi , ağacı kökleri” gibi bağlayan , tutkunu olduğu şeyi kaybetmiştir.

orpheus’un karısını ikinci kez kaybettikten sonra yedi ay ağlaması da yedi sayısının sembolizminden ötürü sembolik bir anlatımdır. burada ilginç olan bir motif de orpheus’un havada asılı bir kayanın ( sub rupe aeria) altında ağlamasıdır. bazı insanların sesleri ile ya da bir alet yardımı ile sesler çıkararak taşları hareket ettirmeleri mitlerde sık rastlanılan bir temadır. yine orpheus , argaunotlar ile sefere çıktığında da bir takım olaylar hükmetmek için sesini kullanmıştır.

orpheus’un ölümü de ilginçtir. orpheus’un erginlenmiş biri olarak cinsellikte ölçülü olması ve tam tersi bir anlam taşıyan bacchus törenlerinde öldürülmesi ilginçtir. ayrıca orpheus’un da erginlenmiş diğer kahramanlar gibi bedeni yok edilmiştir. aynı tema vücudu osiris gibi parçalanan diğer tanrı/kahraman mitoslarında da vardır.

aynı mitosu ovidius da “dönüşümler” adlı eserde işler. bu eserin onbirinci kitabında orpheus’un bacchus ayinleri sırasında nasıl katledildiğini ayrıntıları ile anlatır. ancak bu bölümde geçen bir bölüm oldukça ilginçtir :
« bu yetmemiş bacchus’a, bırakmış kırları da ,

daha iyi bir koroyla gitti timolos’un üzüm

bağlarına, pactolus’a ; o çağda altın dalgalar,

i̇mrenilen değerli kumsallar olmasa bile.

çevirmiş çevresini satyrler, geleneksel topluluk,

bacchus’u sevenler, yalnız frigyalı silenus gelmedi,

çok içen,boyuna salınan yaşlı kişi, yakalanmış

bağlanıp donatıldığı çiçeklerle iletilmiş midas’a ,

trakyalı orpheus, bu krala, cecrops’a , bir de

öğrencisi eumolpus’a öğretmiş gizemli işleri.»

burada ilginç bir nokta olarak bacchus aile orpheus’un adı birlikte geçmekte ve orpheus’un gizemli (daha doğrusu kutsal) işleri öğrettiği söylenmektedir. bu da yukarıdaki açıklamamızı desteklemektedir.

orpheus mitosu platon’un ünlü eseri şölen’de de yer alır :

orpheus daha bir çok mitolojik öyküde şairliği ve müzik yeteneği ile de geçmektedir. bunların arasında orpheus’un ses ve müzik kullanarak doğaya, hayvanlara nasıl hükmettiğini gösteren efsaneler de vardır.
www.hermetics.org
1 /