orta sınıf

leopold leopoldoviç leopold leopoldoviç
orta sınıf, sınıfsal ayrışmaları marksist olarak değerlendirsek bile bugün fiilen vardır. marksistlerin vurgulamaya çalıştığı şey bunun "koftiliği"dir. alttan alta sömürülürken ağzına bir parmak bal çalınan bir topluluktur orta sınıf. ve bence sömürülen sınıflar içerisindeki en iğrenç de sınıftır. bunu açıklayacağım.

sömüren ve sömürülen sınıflar ayrımı cepte. sömüren dediğimiz zaman kastettiğimiz bütün kaymağı götüren, üretim araçlarını/sermayeyi elinde tutan ve bu nedenle de dünyadaki tüketimle gününe gün katan, esasta burjuva olarak tanımladığımız sınıfları kastediyoruz. holding patronları, fabrikatörler, büyük sermaye sahipleri vs. bu insanlar da karakter olarak yeri gelince iğrençtir. ama önemli bir farkları var, bu adamlar iğrençliklerinin zaten farkındalar ve buna dair bir tepki gösterdiğinizde "haddini bil!" dercesine bu iğrençliklerini kabul etmekte beyis görmüyorlar. "aptal olursan elbette sömürürüm"dür bunların mottoları.

işçi sınıfı, ya da alt sınıf diyelim; daha doğrusu toplumun ekonomik açıdan en alt tabakasını oluşturan ve o gün aç kalmamak için saatlerce it gibi çalışmak zorunda kalan insanların oluşturduğu sınıf ise, çoğu zaman sömürüldüğünün farkında olan ancak bastırılmışlığı içinde cesaret edip sesini yükseltemeyen, en fazla bir şekilde orta sınıfa kapağı atma hayalleriyle yaşayan bir topluluk. zurnanın zırt dediği yer burası.

orta sınıfın çekiciliği ne?

orta sınıf, başta da belirttiğim gibi, benim nazarımda toplumun en ama en iğrenç kesiminin yaşadığı bir topluluk. özgür düşünce olarak, maddi olarak hiç bir zaman bir burjuva olamayacak, yani 'elit' olamayacak bir topluluğun, o elitler tarafından tabiri caizse tecavüze uğradığının da farkında olamayacak kadar maddiyatla özdeşleştirildiği ve sanki onlardan biriymişçesine yeri geldiğinde fakir sınıfları alabildiğince ezmesinin de yolunun açıldığı bir sınıftır orta sınıf.

kendi cahilliğini bilmez ama işçinin, köylünün cehaletinden dem vurur, çünkü kendisinden üsttekilerin o kadar umrunda değildir ki kendi çöplüğünün kralı gibi görür kendisini.

burjuvaların hayatına özendiğinden eline geçen sus payını 'onlar gibi' görünmeye harcar, telefon alır, araba alır, kıyafet alır vs.

tüketim toplumu içinde nasıl bir rezil konumda olduklarının farkında değillerdir. bir mekana gidildiğinde oradaki çalışanları aşağılayanlar bunlardır. bir mağazadaki tezgahtarı küçümseyenler budur. kendi önceliklerine göre yaşamayanları hakir görenler bunlardır. kendisine tehdit oluşturmasın ama ceplerini de doldurabilsin diye burjuva bunların mantığını kısar, cebine harçlık koyar. orta sınıf insanı nasıl bir dümenin içinde olacağını düşünmeyeceği kadar bir para kazanır, kendine oyuncaklar edinir. o oyuncaklar adam gibi kitap okumaktan, düşünmekten, eleştirmekten çok daha kolay olduğu için de oyuncaklarını kitaptan yukarıda tutar, sonra der ki mesela "kitaplar pahalı". çünkü sıfır kitap almak lazımdır, kütüphaneden ya da sahaftan kullanılmış kitap alıp okumak yakışmaz orta sınıfımıza.

o dar kafasının içindeyken de nasıl bir çamurun içinde olduğunu bilmeden ekonomik olarak kendinden aşağıda kalanı parasıyla ezmeye yeltenir. onlara acıyarak falan duygusal mastürbasyonunu yaparken bir yandan da bulunduğu konuma şükreder, "çok şükür bu inek sürüsüyle aynı statüde değilim" der ama kendi çamur banyosu içinde nasıl da keyifle debelenen bir domuz olduğunu göremez. domuz, ineklerle dalga geçer, çiftliğin sahibinin gerektiğinde kendisini de kesip satacağına bakmaksızın, daha doğrusu bunun farkında olmadan.

son iki paragrafı daha derli toplu yazacaktım ama arkadaş kahve içmeye gelince muhabbet arada kaynadı kafam dağıldı. bu kadarla idare edin.

ps. şimdi fark ettim de biraz toparlanmalı bu. onu da bir ara yapar bi şeyler daha ekleriz hayırlısıyla.
bu başlıktaki 10 giriyi daha gör