orta sınıf

kerkerte kerkerte
marksist sınıf tanımı gereğince olmayan sınıf. marksizm iki sınıfı tanımlamıştır. buna göre üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanlar yani burjuvazi ve üretim araçlarına sahip olmayan, ücret gelirinden öte bir geliri ya da gelir elde etme kaynağı olmayan işçi sınıfı. bu iki sınıf arasında naylon bir sınıftır orta-sınıf.

(bkz: küçük burjuva)
ecg ecg
önemli...

her iki sınıf içinde: hem işçi sınıfı hem de sermaye sınıfı açısından. öğrenciler, doktorlar, avukatlar...
bunlar olmadan olmaz. bunlar olmadan iktidar ele geçmez. demek ki gözünüzü iktidara diktiyseniz, orta sınıfları ya kendi safınıza çekmek zorundasınız ya da tarafsız kılmak zorundasınız. aksi maddi olarak mümkün değil.

fransız devrimi, bolşevik devrimi... her birinde varlar: olmak zorundalar...

demek ki gözünü iktidara diken bir özne için orta-sınıfların tercihi önemli. bunların örgütlülüğü de önemli.
kapsayıcılığı var, kendisinin örgütleyici etkisi var.

özal'dan beri başlatılan orta-sınıf vurgusu bu yüzden anlamlı. sermaye sınıfı bunu biliyor. buna göre davranıyor.

ancak tersi için durum daha kötü. işçi sınıfı ideolojisi ile işçicilik birbirine karıştırılıyor. orta sınıflar reformist ilan edilip, proleterleştirilmeye çalışılıyor. demek ki iktidara göz diken özne marjinalleşiyor.

68 fransa'sında işçi grevlerini öğrencilerin başlatması bir tesadüf değil. bolşvik pastisinin orta-sınıf aydınlardan oluşması da öyle. işçi sınıfı ideoojisi ile onun siyasal bileşenleri arasındaki çizginin netleşmesi şart. tarihsel olarak şart. tabi hedef iktidar ise.
bereli bereli
sözlük olarak ait olduğumuz sınıf. zira şu anda ekonomik seviyesi daha iyi olan sınıf geziyor, sahil kasabalarından birinde beach partylere katılıyor. ekonomik seviyesi daha düşük olan kesimse internet kullanım oranı düşük olduğu için tv izliyor ya da daha kırsaldaysa gündüz bağında bahçesinde çalışmaktan yorgun düşüp uyuyor. biz orta tabaka da burada takılıyoruz işte.
tonguç tonguç
orta sınıf, loş ışıkların altında üşüyenlerin ve parlak ışıkların altındaki kirli gülüşlerin aksine normalliği çeşitlendirip, zenginleştirenlerdir. hareket kabiliyetleri alt ve üst tabakaya göre daha kımıl kımıldır. tutkularının sınırlandırılışını, sosyal alandaki aç adımlar ile kırmaya çalışırlar. gökkuşağının her bir rengi, tutkulu bir acizliği veya ihtişamda hapsoluşu simgelerken, bütün her zaman orta sınıfın bayrağını ifade eder. aç yükselirken orta sınıfın üyesidir ama kısa bir süreliğine. en tepedeki ise hiç bir zaman orta direk mertebesine erişemeden dipler kendini. orta sınıf yeri geldiğinde de tampon olur. mesafeyi korur. bu yüzden de hantallığın vazgeçilmezi, anarşizmin de düşmanı olacaktır. yaz akşamları sahil kenarında açılan incik-boncuk-hediyelik eşya tezgahlarının sahipleri onlardır. yerel pazarların, büyük şehirlerdeki salı-perşembe pazarlarının müdavimleri, eski açık sinemaların önderleri hep orta sınıftakilerdir. sokağa sosyalliğe yayan, yazları bu sokakları kalabalıklaştıran hep onlardır. orta sınıf bir ailenin evinize girdiğinizde kendinizi bu yüzden yabancı hissetmezsiniz, yakınlaşır, gülümser ve en sevimli haliniz alırsınız.
leopold leopoldoviç leopold leopoldoviç
orta sınıf, sınıfsal ayrışmaları marksist olarak değerlendirsek bile bugün fiilen vardır. marksistlerin vurgulamaya çalıştığı şey bunun "koftiliği"dir. alttan alta sömürülürken ağzına bir parmak bal çalınan bir topluluktur orta sınıf. ve bence sömürülen sınıflar içerisindeki en iğrenç de sınıftır. bunu açıklayacağım.

sömüren ve sömürülen sınıflar ayrımı cepte. sömüren dediğimiz zaman kastettiğimiz bütün kaymağı götüren, üretim araçlarını/sermayeyi elinde tutan ve bu nedenle de dünyadaki tüketimle gününe gün katan, esasta burjuva olarak tanımladığımız sınıfları kastediyoruz. holding patronları, fabrikatörler, büyük sermaye sahipleri vs. bu insanlar da karakter olarak yeri gelince iğrençtir. ama önemli bir farkları var, bu adamlar iğrençliklerinin zaten farkındalar ve buna dair bir tepki gösterdiğinizde "haddini bil!" dercesine bu iğrençliklerini kabul etmekte beyis görmüyorlar. "aptal olursan elbette sömürürüm"dür bunların mottoları.

işçi sınıfı, ya da alt sınıf diyelim; daha doğrusu toplumun ekonomik açıdan en alt tabakasını oluşturan ve o gün aç kalmamak için saatlerce it gibi çalışmak zorunda kalan insanların oluşturduğu sınıf ise, çoğu zaman sömürüldüğünün farkında olan ancak bastırılmışlığı içinde cesaret edip sesini yükseltemeyen, en fazla bir şekilde orta sınıfa kapağı atma hayalleriyle yaşayan bir topluluk. zurnanın zırt dediği yer burası.

orta sınıfın çekiciliği ne?

orta sınıf, başta da belirttiğim gibi, benim nazarımda toplumun en ama en iğrenç kesiminin yaşadığı bir topluluk. özgür düşünce olarak, maddi olarak hiç bir zaman bir burjuva olamayacak, yani 'elit' olamayacak bir topluluğun, o elitler tarafından tabiri caizse tecavüze uğradığının da farkında olamayacak kadar maddiyatla özdeşleştirildiği ve sanki onlardan biriymişçesine yeri geldiğinde fakir sınıfları alabildiğince ezmesinin de yolunun açıldığı bir sınıftır orta sınıf.

kendi cahilliğini bilmez ama işçinin, köylünün cehaletinden dem vurur, çünkü kendisinden üsttekilerin o kadar umrunda değildir ki kendi çöplüğünün kralı gibi görür kendisini.

burjuvaların hayatına özendiğinden eline geçen sus payını 'onlar gibi' görünmeye harcar, telefon alır, araba alır, kıyafet alır vs.

tüketim toplumu içinde nasıl bir rezil konumda olduklarının farkında değillerdir. bir mekana gidildiğinde oradaki çalışanları aşağılayanlar bunlardır. bir mağazadaki tezgahtarı küçümseyenler budur. kendi önceliklerine göre yaşamayanları hakir görenler bunlardır. kendisine tehdit oluşturmasın ama ceplerini de doldurabilsin diye burjuva bunların mantığını kısar, cebine harçlık koyar. orta sınıf insanı nasıl bir dümenin içinde olacağını düşünmeyeceği kadar bir para kazanır, kendine oyuncaklar edinir. o oyuncaklar adam gibi kitap okumaktan, düşünmekten, eleştirmekten çok daha kolay olduğu için de oyuncaklarını kitaptan yukarıda tutar, sonra der ki mesela "kitaplar pahalı". çünkü sıfır kitap almak lazımdır, kütüphaneden ya da sahaftan kullanılmış kitap alıp okumak yakışmaz orta sınıfımıza.

o dar kafasının içindeyken de nasıl bir çamurun içinde olduğunu bilmeden ekonomik olarak kendinden aşağıda kalanı parasıyla ezmeye yeltenir. onlara acıyarak falan duygusal mastürbasyonunu yaparken bir yandan da bulunduğu konuma şükreder, "çok şükür bu inek sürüsüyle aynı statüde değilim" der ama kendi çamur banyosu içinde nasıl da keyifle debelenen bir domuz olduğunu göremez. domuz, ineklerle dalga geçer, çiftliğin sahibinin gerektiğinde kendisini de kesip satacağına bakmaksızın, daha doğrusu bunun farkında olmadan.

son iki paragrafı daha derli toplu yazacaktım ama arkadaş kahve içmeye gelince muhabbet arada kaynadı kafam dağıldı. bu kadarla idare edin.

ps. şimdi fark ettim de biraz toparlanmalı bu. onu da bir ara yapar bi şeyler daha ekleriz hayırlısıyla.
caracal34 caracal34
fakirden daha kötü hayat yaşıyor ama farkında değil. fakir mesela seks ihtiyacı için yeri geliyor eniştesini sikiyor ama orta sınıf birine yürüyen yurdum insanı eli boş dönüyor. beyaz yaka da çok mutlu değil bak. ömrünün en güzel yıllarını çalışarak geçiriyor. 15.000 maaş alıyor ama cumartesi geç saatlere kadar çalışıyor hatta pazar günü bile mesai yapanlar var. sorsan elit ve lüks içinde yaşıyor. yarram yaşıyor amk amazondaki vahşi kabile bile bunlardan rahat ve stressiz hayat sürüyor.

gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"i̇nsanların bir millet olarak kalmasını ve gelişmesini istiyorsanız orta tabakayı geliştirmelisiniz. buluşları yapan, sanatı üreten, kitapları yazan kim varsa orta kesimdir. orta kesim ülkeden gidince sonraki kalanların kaderi afganistan'dır. politika en alt kesime göre yapılmaz"

twitter.com
1