osho

2 /
anime anime
taocu düşünceyi benimsediği söylenebilecek filozof. osho'ya göre bir şeyler için çırpınmak, hayat enerjisini boşa harcamaktır. zira bir şeyler zaten olması gerekiyorsa olur. tabii bu kadercilikten daha çok doğaya inanmaktan gelir. kadercilik değildir.

tao için şunları söylemiştir;

"tao, en basit haliyle bütün varlığı birbirine bağlayan son ilke anlamına gelir.
varlık kaos değildir; bu kesindir - varlık evrendir.
içinde engin bir düzen vardır, gerçek düzen vardır ve bu düzenin adı tao'dur.
tao en basit haliyle bütünün uyumu anlamına gelir.
tao için hiçbir tapınak yapılmamıştır heykel, dua rahip ve ayin yoktur - güzelliği de buradadır!
bu nedenle buna öğreti veya din adını vermiyorum.
saf bir içsel kavrayıştır. tao için buda'nın sözcüğü "dharma"yı kullanabilirsiniz.
tao'ya en yakın ingilizce sözcük, büyük "n" ile yazılan "nature"dır.
tosho tosho
kişiliği: müthiş bir birikim ve bu birikim sonucu artist ve ukela bir tip. 4-5 yaşlarındaki "büyümüş de küçülmüş" hareketlerini önceki yaşamında büyük bir insan olmasına bağlıyor, budizmin temeli reenkernasyondan besleniyor.

temel felsefesi: doğunun kalbiyle batının aklını birleştirmek.

fikirsel altyapısı: hinduizm, budizm, ve kendilerinin büyük insanlar olarak tanıttığı musa, isa, muhammed, diyojen vs. birçok doğu büyüğünün sözleri ve kıssalardan bir sentez yaparak ve biraz da kendi yorumlarıyla bir altyapı oluşturmuştur.

üslubu: kıssalar anlatarak, kimi zaman öğüt verici tarzda, kimi zamansa emredici bir edayla fikirlerini anlatıyor.

en beğendiğim reçeteleri: tanık olma, nefes takip etme ritüeli (bir farkındalık reçetesi)dir.

osho deyince: müthiş bir birikim, uçuk fikirler, zenginlik, uzun sakallar, ürkütücü gözler, uyandırıcı sözler, vb.
biyolojiksaat biyolojiksaat
çocuk / kendin olma özgürlüğü
''çocuk anne babalar tarafından çirkin şekillerde koşullandırılıyor. anne baba koşullandırması dünyada...ki en büyük köleliktir. bu tamamıyla ortadan kaldırılmalıdır. sadece o zaman insan, ilk defa, gerçekten özgür, hakikaten özgür, sonuna kadar özgür olacaktır, çünkü çocuk insanın babasıdır.
şayet çocuk yanlış bir şekilde büyütülürse o zaman tüm insanlık yanlış yöne gider. çocuk tohumdur. şayet tohumun kendisi zehirlenmişse, bozulmuşsa, o zaman özgür bir insan bireyi için hiçbir umut yoktur, o zaman bu rüya asla gerçek olamaz. kişilik senin içinde, senin doğanın içinde anne baba, toplum, din adamı, politikacı ve eğiticiler tarafından üretilmiştir. onların tüm amacı her çocuğu, kurumsallaşmış olan topluma uyum sağlayacak şekilde sakatlamaktadır, her çocuğu mahvetmektedir.
bir korku vardır: şayet çocuk en başından itibaren koşullanmadan bırakılırsa o öylesine zeki, öylesine tetikte ve farkında olacaktır ki onun tüm yaşam tarzı bir başkaldırı olacaktır. ve hiç kimse asileri istemez; herkes boyun eğen insanlar ister. anne babalar boyun eğen çocukları sever ve unutma ki boyun eğen çocuk en aptal olandır. başkaldıran çocuk ise zeki olandır ama ona saygı duyulmaz ya da o sevilmez. öğretmenler onu sevmez, toplum ona saygı göstermez; o kötülenir.
ben ise senin çocuklara saygı duymanı isterim.''
alfaeksi alfaeksi
tüm büyük filozoflardan üstün yanı, tüm bu kafa karışıklığının getirdiği kaosun içinde boğulmadan yükselebilmiştir.
berdusch berdusch
bagvan denilince, müritlerinin akıttığı paralarla tam 93 (evet, bir de yazıyla yazmalı; doksan üç) rolls-royce'a sahip olan, 1980'lerde abd'den almanya'ya kadar her tarafta "en moda yeni çağ tarikatı" nın gurusu olarak tanınan adam akla geliyor. osho adı bu çağrışımları taşımıyor. çünkü skandallarından ve ölümünden sonra da öğretisine bağlı kalanlarca yaşam öyküsü yeniden yazılan, geçmişi neredeyse silinen bir bilge kişiliktir osho.amerikadan kovuluşu ve farklı bir isimle guruluğa devam edişi ise hiç yansıtılmıyor,ashramındaki eli silahlı müritlerinden söz bile edilmiyor.
sayenizde sayenizde
kelimeler ve sözler

bir söz senin içine işlediği zaman, zihninde farklı bir iklime, farklı bir yaklaşıma, farklı bir vizyona neden olur. aynı şeye başka bir isimle hitap et, ve göreceksin: bir şey hemen değişir.

**duygusal kelimeler ve zihinsel kelimeler var.**
zihinsel kelimeleri gitgide bırak. daha ve daha da çok duygusal kelimeleri kullan. politik kelimeler var ve dinî kelimeler var. politik kelimeleri bırak.

**hemen çatışma yaratan sözler var.**
sen onları söylediğin an, münakaşa olur. öyleyse asla mantıksal, tartışmacı dili kullanma. sevginin, şefkatin, aşkın dilini kullan; böylece münakaşa olmaz. eğer kişi bu yönde farkında olmaya başlarsa, olağanüstü bir değişimin meydana geldiğine tanık olur.

eğer kişi yaşamda biraz dikkatli olursa, birçok ıstırap önlenebilir. bilinçsizce kullanılan tek bir kelime uzun bir mutsuzluk zinciri yaratabilir. ufacık bir değişim, sadece çok küçük bir dönüş ve o, birçok fark yaratır. kişi çok dikkatli olmalı ve mutlaka gerekli olduğu zaman kelimeleri kullanmalıdır.
bulaşık kelimelerden kaçın.

taze, tartışmaya yol açmayan, tartışmacı değil ama doğrudan senin duygularının ifadesi olan kelimeleri kullan. şayet kişi bir kelime uzmanına dönüşebilirse, kişinin bütün hayatı tümüyle farklı olacaktır.

eğer ki bir söz ıstırap, kızgınlık, çatışma ya da tartışmaya neden oluyorsa, bırak onu. onu taşımanın ne anlamı var? onu daha iyi bir şeyle değiştir.

en iyisi sessizliktir. sonraki en iyiler ise şarkı söylemek, şiir, aşktır...

osho
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
güzel olmak iyidir. güzel gibi görünmek çirkindir. çekici olmak iyidir fakat çekici olmayı becermek çirkindir. bunu becermek fırsatçılıktır ve insanlar doğal olarak güzeldir. insan kendi gibi olduğunda güzeldir demiş pek iyi pek ala demiştir.
stenka razin stenka razin
osho'nun nietzsche üzerine söyledikleri


dahiler yanlış anlaşılır...

dahilerin kaderi yanlış anlaşılmaktır. bir dahi yanlış anlaşılmıyorsa, aslında dahi filan değildir. kişi kitleler tarafından anlaşılabiliyorsa, o zaman sıradan zekanın düzeyinde konuşuyor demektir.

friedrich nietzche yanlış anlaşılıyordu ve bu yanlış anlaşılma korkunç bir felakete neden oldu. ama belki de bu kaçınılmaz bir şeydi. nietzche gibi bir adamı anlayabilmek için, onunla aynı veya daha yüksek bilinç düzeyinde olman gerekir.

adolf hitler öylesine geri zekalı bir insandı ki nietzche'nin anlamını kavramış olabilmesi olanaksız; ama onun felsefesinin mesihliğine soyundu ve o geri zekasının doğrultusunda yorumlar yaptı. yorum yapmakla da kalmayıp bunları eyleme döktü ve bunun sonucunda ikinci dünya savaşı patlak verdi.

nietzche güç isteminden söz ederken, bunun hakim olma isteğiyle hiç ilgisi yoktur. ama nazilerin ona yüklediği anlam budur.

güç istemi, hükmetme isteğiyle taban tabana zıttır. hükmetme isteği aşağılık kompleksinden ileri gelir. kişi kendine, onlardan aşağı değil üstün olduğunu kanıtlayabilmek için diğerlerine hükmetmek ister. ama bunu kanıtlaması gereklidir. kanıt olmazsa onların altında kalacağını bilir; bu yüzden bunu saklayacak birçok kanıta ihtiyacı vardır.

gerçekten üstün olan kişinin kanıta ihtiyacı yoktur, o zaten üstündür. bir gül güzelliğiyle ilgili bir tartışmaya girer mi? dolunay ihtişamını kanıtlamakla uğraşır mı? üstün insan bunu zaten bilir, hiçbir kanıta ihtiyacı yoktur; bu yüzden hükmetme isteği de duymaz. kesinlikle bir güç isteğine sahiptir, ama burada çok ince bir ayırım yapmak gerekir. güce istek duyması demek, kendini bütünüyle ifade edecek olgunluğa erişmek istemesi demektir.

bunun başka kimseyle alakası yoktur, yalnızca bireyin kendisiyle alakalıdır. o çiçek açmak, potansiyelinde gizli olan tüm çiçekleri açığa çıkarmak, gökyüzünde ulaşabileceği kadar yukarıya uzanmak ister. burada kıyas bile söz konusu değildir. başkalarından daha yukarıya çıkmak istemez, yalnızca kendi potansiyeline erişmek ister.

güç istemi mutlak surette bireyseldir. gökyüzünün en yukarılarında dans etmek, yıldızlarla konuşmak ister, ama kimseye üstünlüğünü kanıtlamak gibi bir derdi yoktur. rekabetçi değildir, kıyaslayıcı değildir.

adolf hitler ve takipçileri, naziler, dünyaya çok büyük bir zarar verdiler, çünkü nietzche'nin doğru şekilde anlaşılmasının önüne geçtiler. ve bu yalnızca tek bir şey için değil, diğer kavramlar için de geçerliydi; tümüyle yanlış anladılar.

bu daha önce hiçbir mistiğin veya şair içine düşmemiş olduğu kadar üzücü bir yazgı. isa'nın çarmıha gerilmesi ve sokrates'in zehirlenmesi bile nietzche'nin yazgısı kadar kötü değil.. o öyle büyük bir ölçekte yanlış anlaşıldı ki, hitler onun ve felsefesinin adına sekiz milyon kişiyi öldürdü. bu biraz zaman alacak. adolf hitler ve naziler ve ikinci dünya savaşı unutulduktan sonra, nietzche'nin gerçeği su yüzüne çıkacak. o geri gelecek...

daha geçen gün japon sannyasinlerimden biri bana kitaplarımın kendi dilinde en çok satanlar arasına girdiğini ve hemen yanlarında da nietzche'nin kitaplarının yer aldığı haberini verdi. birkaç gün önce de aynı haber kore'den gelmişti. belki de insanlar bizim kitaplarımız arasında benzer bir şeyler buluyor.

ama nietzche'nin yeni baştan yorumlanması gerek, ki naziler tarafından onun güzel felsefesinin üzerine yüklenmiş onca saçmalık bir kenara atılabilsin. onun arındırılmaya, vaftiz edilmeye ihtiyacı var.

küçük sammy, dedesine ünlü bilim adamı albert einstein'dan ve onun görecelilik kuramından söz ediyordu.

"peki" dedi dedesi, "bu kuram ne anlatıyormuş?"

"öğretmenimizin dediğine göre, bunu tüm dünyada yalnızca birkaç kişi anlayabiliyormuş." dedi sammy... "ama yine de bize nasıl bir şey olduğunu anlattı. görecelilik şöyle: bir adam güzel bir kızın yanına oturduğunda bir saat bir dakika gibi geliyor, ama bir dakikalığına kızgın ateşin üzerine oturunca, bu bir saat gibi geliyor ve buna görecelilik kuramı deniyor."

dede sessizce başını sallayıp yavaşça, "sammy" diye sordu, "senin einstein bununla mı geçiniyor?"

insanlar bir şeyi kendi bilinç düzeylerince anlayabilirler. nietzche'nin nazilerin eline düşmüş olması yalnızca bir rastlantıydı. onlara savaşmak için bir felsefe gerekiyordu ve nietzche savaşçının güzelliğini taktir eder. uğrunda savaşılacak bir düşünceye ihtiyaçları vardı ve nietzche onlara iyi bir neden verdi, "üstün insan için savaşmak" .
tabi hemen üstün insan fikrine sahip çıktılar. nordik alman aryanları, nietzche'nin yeni insan ırkı, üstün insanı olacaktı. dünyaya hükmetmek istiyorlardı ve nietzche buna çok yardımcı oluyordu, çünkü insanın en temel özleminin güç istemi olduğunu söylüyordu. onlar bunu hükmetme istemiyle değiştirdiler.

şimdi tam bir felsefeleri olmuştu.. nordik alman aryanları üstün bir ırktı, çünkü onlar üstün insanı yaratacaklardı. güç istemine sahiptiler ve tüm dünyaya hükmedeceklerdi. daha alt seviyelerdeki insanlara hükmetmek, onların kaderiydi. bariz bir matematik söz konusuydu, üstün olan daha alt seviyede olanı yönetmeliydi.

bu güzelim kavramlar…nietzche onların böylesine tehlikeli olabileceğini ve tüm insanlığın üzerine bir kabus gibi çökebileceğini asla hayal bile edemezdi. ama yanlış anlaşılmanın önüne geçemezsin, elinden hiçbir şey gelmez.

viski, puro ve ucuz losyon kokan bir sarhoş sallanarak otobüse bindi ve bir katolik rahibinin yanına oturdu. kendisinden rahatsız olmuş olan rahibe bakan sarhoş:

"hey peder, sana bir sorum var." dedi. "arterite ne sebep olur?"

rahip soğuk ve ters bir şekilde, "ahlaksız yaşam tarzı, fazla içki, sigara ve hafif kadınlarla düşüp kalkmak" diye yanıt verdi.

"vay canına!" dedi sarhoş.

bir süre yola sessizlik içinde devam ettiler. rahip kendini suçlu hissetmeye başladı. bariz şekilde hıristiyan merhametine ihtiyacı olan birine soğuk davranmıştı. sarhoşa dönüp, "üzgünüm oğlum.." dedi. "sert çıkmak istemezdim. ne kadar zamandır bu arterit belasından muzdaripsin?"

"ben mi?" dedi sarhoş. "ben arteritten muzdarip filan değilim de gazetede okuduğuma göre papa öyleymiş!"

elden ne gelir? bir şey bir kez ağzından çıktıktan sonra, karşındakinin onu nasıl alacağı tamamen ona kalmış.

ama nietzche öylesine önemli, ki nazilerin onun düşüncelerine bulaştırdığı tüm bu pislikten arındırılması gerekiyor. tuhaf olan yalnızca nazilerin değil, dünyadaki diğer filozofların da onu yanlış anlamış olmaları. belki de o öylesine büyük bir dahiydi, ki sözde büyük adamlar bile onu anlayamıyorlardı.

o düşünce dünyasına sayısız yeni görüş kazandırıyordu ve ki tek bir görüş bile onu dünyanın en büyük filozoflarının arasına sokabilirdi. oysa onun düzinelerce görüşü vardır ve hepsi de insanlığın daha önce hiç aklına gelmemiş olan, mutlak derecede özgün görüşlerdir. doğru anlaşılmış olsaydı, nietzche şüphesiz, o üstün insanın oluşması için gereken havayı ve toprağı sağlayabilirdi. o insanlığın dönüşüme uğramasına yardımcı olabilir.

ona karşı müthiş bir saygı ve yanlış anlaşıldığı için de üzüntü duyuyorum, ki yanlış anlaşılmakla da kalmayıp tımarhaneye tıkılmıştır. doktorlar onu deli olduğuna kanaat getirmişti. onun görüşleri sıradan zihnin öylesine uzağındaydı, ki sıradan insan onun deli olduğunu kabul etmekten mutluluk duyuyordu: "o deli değilse biz çok vasatız", o deli olmalı, tımarhaneye tıkılmalıydı.

benim hissime göre o hiçbir zaman delirmedi. yalnızca kendi zamanının fazla ilerisindeydi, fazla içten ve doğrucuydu. siyasetçilere, rahiplere ve cüce zihinlilere aldırmadan ne yaşadıysa tam olarak onu aktardı. ama bu cüceler öyle kalabalık ve o öylesine tek başınaydı, ki onun deli olmadığını duyamadılar. delirmediğinin kanıtı da tımarhanede yazdığı son kitabıdır.

ama onun deli olmadığını söyleyen ilk adam benim. öyle görünüyor ki bu dünya öylesine kurnaz ve politik zihniyetli ki insanlar sadece kendilerine şöhret kazandıracak, kalabalıktan alkış alacak olan şeyleri söylüyorlar. senin o büyük düşünürleriniz bile o kadar büyük değil... onun tımarhanede yazdığı kitap en iyi kitabıdır ve kesin bir delildir, çünkü deli bir adam onu yazamazdı. son kitabı güç istemi'dir. onun basıldığını göremedi, çünkü kimse deli bir adamın kitabını basmak istemedi. birçok yayıncının kapısını çaldı, ama hep geri çevrildi ve şimdi herkes bunun yazdığı en iyi kitap olduğu konusunda hemfikir. ölümünden sonra kız kardeşi bu kitabı bastırabilmek için evini ve bazı başka şeyleri sattı. çünkü bu onun son arzusuydu, ama kitabın basıldığını göremedi.

o mu deliydi yoksa biz mi delirmiş bir dünyada yaşıyoruz? deli bir adam "güç istemi" gibi bir kitap yazabiliyorsa, o zaman deli olmak nükleer silahları üst üste yığmakta olan amerikan başkanı gibi akıllı olmaktan daha iyidir.

bu adama aklı başında, friedrich nietzche'ye de deli mi diyorsunuz?

-osho-
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
felsefe dönüp durur; hep bir şeyler hakkındadır. hiçbir zaman gerçeğin özüne dokunmaz. gerçek hakkında düşünür ama gerçek hakkında düşünmek gerçeği yalancı çıkarmaya çalışmaktır. gerçek düşülmesi değil karşılaşılması gereken bir şeydir. gerçek inanılmamalı, yaşanmalıdır. gerçek bir sonuç değildir, bir kıyaslama süreci ile gerçeğe ulaşamazsınız. gerçek ortadadır! gerçek sizsiniz, kuşlardır gerçek, güneştir, aydır. gerçek her yerde ve siz gözlerinizi kapıyorsunuz ve gerçeği düşünüyorsunuz? düşünce yoldan çıkarır.

düşünmeye gerek yok. yaşayın onu! gerçeği yalnızca yaşayarak bilebilirsiniz.


bu muhteşem dizelerin sahibi muhterem zat.
osho- zen yolu
2 /