osmanlıca

1 /
düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
osmanlı imparatorluğunda özellikle saray çevresindeki elit kesimin kullandığı dildir. osmanlıcada o kadar çok arapça ve farsça sözcük kullanılmıştır ki okuyan kişinin osmanlıca metinleri çözene kadar göbeği çatlar. kullanıldığı dönemde halkın konuştuğu yalın türkçenin üvey evlat muamelesi gördüğünü de eklemek gerek.

türkçe ve edebiyat öğretmenliği bölümlerinde ve tarihle ilgili bölümlerde okutulan bir dersin adıdır da osmanlıca. çomü'de okuduğum yıllarda şahsımı hayli zorlamış olan derstir bu hayırsız.

osmanlıcayı şu hikaye ile özetlemek mümkün:

"bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde bir medrese varmış. bu medresede avam lisanı ile konuşmak yasakmış, konuşanlara ceza verirlermiş.

bir gün talebeler, hocaları ile birlikte bir mesire yerine teferrüce* gitmişler. hoca talebelerinden birisinin "su içtim" dediğini işitmiş. talebeye kızgın bir şekilde:

-size kaç defa lisan-ı avam ile ifade-i meram eylemeyeceksünüz dedüm. imdi şöyle demelüydün; 'bir kadeh-i lebriz-i hoş-güvarı nuş ile, teksin-i ateş-i dil-figar ve iktisab-ı ferah-ı bi-şümar eyledim.'

talebeyi bir güzel fırçalayan hoca bir daha böyle konuşması durumunda cezasının falaka olacağını da ifade etmiş.

bir müddet sonra hoca, geçmiş mangalın başına. bu esnada bir kıvılcım sıçramış hocanın kavuğuna. biraz önce haşlanan talebe görmüş vaziyeti. koşmuş hocanın yanına telaş içinde, söyleyememiş "kavuk yanıyor" diye, başlamış söze havas lisanı ile: 'ey hace-i bi-misal ve ey üstad-ı zikemal bu şakird-i pür-kelal size şu vech ile arz-ı hal eyler ki; bir şerare-i cevval, bi hikmet'il-müteal, nar-ı mangaldan pür-tab ile ser-i alinizdeki kavuğu iş'al eylemiştir.' demiş. ama deyinceye kadar da kavuk yanmış."
chaconne chaconne
arapça okumayı bilen kişinin osmanlıcayı harekesiz olarak, az bir takviyeyle sökebileceğine kaniyim. osmanlıca dersi almak, arapça dersi almaya bu anlamda eş değer bir durumdur. çünkü muhtelif kuran kurslarından öğrenilecek arapçaya ek olarak, kişinin 1-2 derste sökebileceği, öğrenebileceği bir lisandır osmanlıca.
perseng perseng
osmanlı türkçesi yaşayan bir değildir.osmanlı arşivi bu dil üzerine yazılmış olduğundan ve türkçemize kazandırdığı bir çok kelimeden dolayı öğrenilmesi,sahip çıkılması gereken bir dildir.
aksamustune dogru kis vakti aksamustune dogru kis vakti
osmanlıca öksüz bir dildir esasında. sahipsiz bir dil. onu aşağıda bir anlamda izah etmeye çalışacağım yalnız aslı osmanlıca mı osmanlı türkçesi mi vs. gibi bir tanımlamaya gitmeden önce şunu iyice ayırt etmemiz lazım:

"osmanlıca bir milletin değil bir imparatorluğun diliydi."

bu karma dil söz konusu coğrafya içinde farklı bölgelerde farklı yüzdeliklere haiz bir şekilde konuşuluyordu. dolayısıyla osmanlı türkçesi kadar osmanlı arapçası osmanlı farsçası gibi birşeyden de bahsetmek mümkün. arap alfabesinde p sesi yoktur mesela ama osmanlıca'da vardır. türkçesini korumak gibi bir kaygısı olmadığı gibi arap olmak gibi bir arzusu da yoktu osmanlı'nın. bu bir ihmal olarak görülmemeli zira bugün ki anlamda milliyetçilik dediğiniz şey çok yeni bir kavram. insanlar itikadlarınca sınıflandırmaya tabîydiler ve hakim kısmı islâm'ı benimsemiş bir toplumda bu tür bir kayma kaçınılmazdı.

attila ilhan iki meseleden bahsetmişti. aklımda kaldığınca anlatayım:

şair bir şiir okumuştu. (aklımda değil, aklımda kalması da mümkün değil) bana sorsanız arapça derim ben. o da öyle dermiş:

"ancak bir arap'a okursak anlar bunu, bu bizim dilimiz değil"

birgün bunu test etme imkânı bulmuş ve bahsettiği şiiri birkaç arap'ın olduğu bir ortamda okumuş. "hayır bu arapça değil" demişler. "andırıyor ama arapça değil." (1)

bir başka olaydan bahseder şair sonra. fransa'da kaldığı bir dönem fransız arkadaşlarıyla yaptığı bir konuşmasında fransa imparatoru'nun zamanında kanuni'den yardım istediğini iddia eder. fakat buna inandıramaz fransız arkadaşlarını. fransız bir türkologa giderler ve ondan bu konuyu açıklığa kavuşturmasını isterler. o mektubun o zamanın fransızcasıyla yazılmış bir kopyasına bakarlar. şairin burda dikkatini çeken mesele şudur:

"lise düzeyinde eğitim almış üstelik tarih bilgilerinin de çok da üst düzeyde olmadığı malum fransız gençleri, yüzyıllar önce yazılmış fransızca bir metni hem okuyabiliyor hem de anlayabiliyorlardı; ama genç bir türk bırakın osmanlıca'yı 50 yıl öncesinin türkçesini dahi anlamak için sözlüğe muhtaçtı." (2)

ne acıdır ki bugün kendi tarihimizi okumaktan aciz bir durumdayız. durumun vahametini göstermesi açısından bir örnek vermek gerekirse 'nutuk'un bile türkçe'den türkçe'ye (bkz: söylev) çevirisi yapılıyor, yapılmak durumunda kalınmış. gidişat odur ki korkarım daha çok çevirisi yapılacak.
mulenbu mulenbu
kendi elimizle yitirdiğimiz bir degerdir.
aslen türkçeden farklı degildir türkçenin kendisidir. alfabesi farklıdır. latin alfabesiyle yazıp konuştugumuz şu anki türkçenin içinde de birçok arapça farsça kökenli kelime vardır. dominant medeniyet kiminse diger diller ondan etkilenir şu an ingilizceden etkilendiğimiz gibi
çokda geç olmadan ilkögretimde seçmelide olsa ögretilmesi gerektiğine inanıyorum. 600 yıl 3 kıtaya hükmetmiş olan atalarımız bu süre zarfında hep bu yazı dilini kullanmışlardır. latin alfabesi iyi olabilir ancak osmanlıca alfabesi (bu arada osmanlıca alfabesi arab alfabesine benzemekle beraber aynı değildir.) bizim tarihimizdir sahip çıkılmalıdır.
bunun yanı sıra latin alfabesinin şu anki durumu konuştuğumuz türkçe için yeterli degildir. bilindiği gibi türkçe fonetik bir dildir ve yazıldıgı gibi okunmalıdır ancak türkçede çıkardığımız her sesi latin alfabesinin şu anki kullandığımız formuyla yazamıyoruz malesef
(bkz: hala hala gelmedi) şapkalı a yıda kaldırdılar işte böyle oldu
enfes enfes
türkçe ve farsça kelimelerin arap harfleriyle yazılmış şeklidir. bütün arap harfleri değil sadece bir kısmı kullanılır, sağdan sola doğru gider, yüzyıllara ve yazarlarına göre yazım şeklinde farklılık gösterir.
sekizinci cüce sekizinci cüce
1 kasım 1928'deki harf devriminden önceki yıllarda -yani osmanlı türkçesinin son dönemlerinde- oldukça sade bir dille eserler verilmiştir ki osmanlı türkçesini yeni öğrenmeye başlayacaklar için öncelikle bu son dönem eserlerinden (hatta ve hatta ''yeni lisan'' makalesinde dilde sadeleşmeyi öneren ömer seyfettin'in, halide edib adıvar'ın, peyami safa'nın eserlerinden) başlamak en uygunu olacaktır. seviye ilerledikçe geçmişe doğru gidilmesi en doğru olandır.

osmanlı türkçesi, eski türkçe (göktürkçe ve uygurca), eski anadolu türkçesi, türkiye türkçesi gibi türkçe'nin tarih içerisindeki evrelerinden biridir. bu yüzden türk dili ve edebiyatı bölümlerinde ana bölüm dersidir.
nino quincampoix nino quincampoix
sözcüklerin kökünü bilmezsek anlaşamayacağımız aşikardır. anlaşamayan insanların ise toplumca kalkınamayacakları bilinir. osmanlıca dediğimiz üç dil karması, ancak okullarda arapça-farsça okumuş olanların anlaşma aracı olarak kalmıştı, halk bilmezdi o dili. bu yüzden de osmanlı devleti, halka yabancı düşmüş, gücünü halktan alan değil, halka kendi gücünü zorlayan bir yukarı kat buyurcası durumunda idi. mustafa kemal atatürk, ulusal devletin, ulusal dile dayanması gereğini bütün önemi ile kavrayan ve kavratan oldu. dilimizin özleşmesi akımına karşı duranların, bu gidiş yüzünden kuşaklar arasında anlaşma bozuldu demeleri, gerçekte, osmanlı dil ve düşünce anlayışının kesintiye uğramasından korku anlamına gelir ki, ulus-devlet bütünlenmesi sürecinden tedirginliği gösterir. bir toplumun tarihsel gelişimine karşı durulmaz inancı, bu konuda da doğru çıkmış, dilimizin özleşmesini istemeyenlerin gücü gittikçe azalmıştır. giderek bunların arasına katılan birtakım yeni nesil yazarlarda osmanlıca savunusu gülünç bir kimliğe bürünmektedir.
ayna i marziyye ayna i marziyye
geçen gün osmanlıca ile ilgili bir şey aradığımda şu hikaye ile karşılaştım:

http://img247.imageshack.us/img247/6134/5ljn4.gif

kelimelerin yerlerini değiştirmeden, latin harflerine çevirdim ben de:

"hocanın bir kuzusi varmış, pek çok beslermiş. bir gün yaranları gelip, " hoca! yarın kıyamet kopacakmış, gel bu kuzuyi boğazlayalım ve yiyelim" derler.
hoca inanmaz, biri daha gelüb böyle söyler. hoca gerçek sanub, kuzuyi boğazlar. ondan arkasına alıp bir seyir yerine giderler. orada ateş yakub kuzuyi kızartmağa başlar. bu sırada arkadaşları sırtlarını soyunub çamaşırlarını hocaya bırakırlar. her biri bir yana uyumağa giderler, hoca bu çamaşırların hepsini ateşe verüb yakar. bir de bunların karınları acıkup, geldiklerinde görürler ki çamaşırların hepsi yanub kül olmiş. hocaya "bunları kim yaktı?" demişler. hoca, "yarın kıyamet kopacak, çamaşırları neyleyeceksiniz" demiş.
düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
arap harfleriyle ifade edilen her yazı osmanlıca değildir. söylenmişti, ancak tekrar söyleyeyim. osmanlıca; türkçe, arapça, farsça karması bir dildir ve bu karma dil, divan edebiyatı'nda ve devletin resmi yazışmalarında kullanılmıştır. halkın kullandığı dil ise sade bir türkçedir. halk edebiyatına ait olan metinler osmanlıcayla değil, sade bir türkçeyle yazılırdı, ancak elbette bu metinler de osmanlı döneminde herkesin kullandığı tek alfabe olan ve içine sadece ç, p, j sesleri için türetilmiş harflerin eklendiği bir alfabeyle yazılıyordu.

osmanlı zamanında kullanılan alfabeyle, osmanlıcayı karıştırmak büyük bir hatadır ve bu eğer kasıtlı yapılmıyorsa bilgisizlikten kaynaklanır. şu yazdığım giriyi de osmanlı zamanında kullanılan alfabeyle yazabilirim. bu, bu giriyi osmanlıca yapmaz; tıpkı osmanlı dönemi halk edebiyatı metinlerinin, yani halkın diliyle yazılan metinlerin osmanlı döneminde kullanılan alfabeyle yazılmasının, o metinleri osmanlıca haline getirmeyeceği gibi.

tüm bunlardan sonra elbette şunu da söylemekte fayda var. evet, osmanlıca; türkçe, arapça ve farsça karışımı olan bir dildir, halktan uzaktır, "avam" tabakasıyla yüksek zümre arasında bir uçurum yaratmıştır. ancak! bu, osmanlıcayı "tu kaka!" ilan edeceğimiz ve tamamen sileceğimiz anlamına gelmez. osmanlı imparatorluğu tarihi bizim tarihimiz, osmanlı döneminde ortaya çıkan ve osmanlıca olarak kaleme alınan edebi eserler de yine bizim edebi eserlerimizdir. bu yüzden, osmanlı tarihini incelemek ve osmanlı zamanında ortaya konan divan edebiyatı/yüksek zümre edebiyatı ürünlerini inceleyebilmek için, bu dile hakim olabilecek, bu dilde yazılmış eserleri latin harflerine çevirebilecek yetkin kişilerin yetiştirilmesi kesinlikle şarttır.

*halk edebiyatı ve divan edebiyatı tarihi ve eserleri hakkında bilgisi olmayanların hala hakkında ahkam kesmeye çalıştığını görüyorum. cehalet tatlıdır ve cehaletin de gözü kördür, aşk gibi.
1 /