otobüs aşkları

1 /
deniz büyücüsü deniz büyücüsü
uzunca bir süredir beklediğim bostancı-taksim otobüsü nihayet gelmişti. biletimi attıktan sonra boş koltuk aramak üzere otobüste göz gezdirirken fark ettim yeşil gözlü, kumral güzeli. bakışlarımdan rahatsız mı olmuştu yoksa hoşuna mıu gitmişti. anlayamamıştım ki, belli belirsiz bir tebessümün ardından gözlerini kaçırırken elini boynuna attı. o da benden hoşlanmıştı. doyasıya doludizgin bir aşktı bu yaşadığımız. dünü, yarını, belki bir durak sonrası olmayan bir aşktı yaşadığımız..

neden sonra, köprüye yaklaştığımız sıralarda yavaşlayan ve sıkışan trafikle birlikte ilişkimizinde monotonlaşmaya başladığını hissettim. belki de çok hızlı tüketmiştik bazı şeyleri. köprüyü geçerken bir kere bile yüzüme bakmadan boğazı izlemeyi tercih etti. barbaros bulvarına yaklaşırken artık ben de çabalamaktan yorulmuştum. tavizsiz ve soğuk bakışları artık sona geldiğimizi, geri dönemiyeceğimizi anlatıyordu bana. ardında bıraktığı yaralı kalbi hiç acımadan ezdi geçti. fakat aşk acısına teslim olup hayata küsmeye hiç de niyetim yoktu. tam da bu sırada sarışın güzel otobüse adımını attı. çivi çiviyi söker hesabından hareketle zaman kaybetmeden sarışına yöneldim. beşiktaş'tan taksim'e kadar uzun bir yolumuz vardı. ''gümüşsuyu yokuşunu geçene kadar bu manita bana kesin aşık olur. '' diye geçirdim içimden..

bir arkadaş'ın yazısından alıntıdır. iett onunla olsun.
kitiara uth matar kitiara uth matar
çok tatlı bi eleman ya! beni farkettiğini biliyorum aslında..

bugun otobüse bindi.. ikinci kez karşılaştık.. ben de uyuyordum aslında, otobüsün durmasına uyandım.. baktım biniyor, bir iki saniye kadar düşündüm.
"şimdi senin için uykumu kessem, yazık olacak, kesişmeden öteye gitmez, yar olmazsın bana; iyisimi uyuyayım da zombi olmiym işyerinde bütün gün"
döndüm cama doğru uyudum..

arkadaşın hikayesi değil valla benim hikayem!
english motherfucker do you speak it english motherfucker do you speak it
gerçek olmadıkları, yalnızca bir güzergah boyunca kendi gerçekliklerini yarattıkları için son derece enteresan ilişkilerdir. tercihen iğne atsan iğnenin "bu ne lan?" diyeceği kadar kalabalık bir şehir içi toplu ulaşım hattında vuku bulurlar. (istanbul için 110, 30a; ankara için 541, 230; izmir için 361, 70, 525 gibi örnekler mevcut.) ilişki için gerekli ortam elemanları yaklaşık olarak şunlardır: otobüs aşkı yaşamak üzere olan iki insan, bir tane cam/pencere/kapı/klima açtırmayan teyze, hız tutkunu olduğu kadar akbili/kentkartı/ego'su olmayan yolcuya bok muamelesi yapmayı görev edinmiş bir adet çılgın şöför, tercihen tırt bir gazeteyi bir origami ustası edasıyla katlayıp okuyan ortayaşlı bir erkek, gazete manşetlerine omuz üstünden kaçamak bakışlar atan muhtelif sayıda yolcu, saç yağıyla kirlenmiş otobüs camları... (liste uzar gider.)

otobüs aşklarının en güzel yanı isim, adres, okul, iş gibi hayata dair son derece önemli sandığımız ayrıntılara takılmadan yaklaşık 30 saniye aralıklarla "sadece camdan dışarı bakacaktım ben aslında ama yanımdaki cam yerine--son derece alakasız bir açıda olmasına rağmen--'teeee oradaki' camdan dışarı bakmayı tercih ediyorum." mantalitesini umursamaz bir tavırla sergilemekten kaçınmayan periskopvari baş/omuz manevralarını tekrarlamak, bu vesileyle bir saniyeliğine de olsa otobüs aşkı yaşamak istediğiniz insanın gözlerinin içine bakıp "merhaba, ben senin otobüs aşkın olmak istiyorum." düşüncesini karşınızdakine hissettirebilmektir. (yani neymiş, belirli aralıklarla "başka bir şeye bakmaya çalışıyordum, sen yol üzerindeydin, ben de bir an sana baktım." diyebilecek bir tavır sergilemekmiş.) belirli aralıklarla tekrarlanan bu bakışların çoğunda karşınızdaki insanın gözleriyle karşılaşıyorsanız bakışların sıklığı ve gözlere odaklanma süresi artıyor. bu sırada önünüze "uzun boylu, koca kafalı adam" veya "orta boylu, aslan yeleli kadın" gibi engeller çıkıp görüş açınızı mahvedebilir; fakat saç yağıyla bezeli camları ayna misali kullanarak ufkunuzu genişletmek sizin elinizde. bakışlarınıza camlardan da reaksiyon aldınız...

tam bu noktada üç ihtimal var;

birincisi aniden gelen "ne bakıyon lan yarraam?!" tepkisidir. (sike sike ilk durakta inersiniz.)

ikincisi, karşınızdaki insan "sapık herhalde bu ayol." diyerek yol boyunca gözlerini sizden saklar. ineceğiniz durağa kadar mutsuz olursunuz. indiğinizde ise her şeyi unutmaya hazırsınızdır; yeni bir otobüs aşkını iple çekersiniz.

üçüncüsü, yol boyunca bakışırsınız. fakat trafiğin tıkanması için ettiğiniz tüm dualar boşa çıkar. %99 ihtimalle "o" sizden önce iner ve sizi "ben de inip arkasından mı gitsem lan? ya sevgilisiyle buluşmaya gidiyorsa? ya aslında o kadar da özel birisi değilse? ya ben geri zekalıysam?" diye düşünmeye sevkeder. (yapılan son bilimsel araştırmalar böyle düşünen yüz kişiden yalnızca bir tanesinin otobüsten inip o insanı takip ettiğini gösteriyor. evet.)



bakmaktan çekinmeyin.
clompi clompi
bindiği durakta gözünüze kestirirsiniz gidene kadar bakarsınız o da size bakar.neyse ineceğiniz durağa gelirsiniz ya iner ya inmez;inse sizinle gelmez döner başka yoldan gider inmese zaten hakkı kaybetmişsinizdir.velhasılı kelam genelde sonu mutlu bitmeyen aşklardır.yok arkadaşım otobüs neyin hikaye.gidin adam gibi sevgili bulun kendinize.bugün sana bakar otobüsteki yarın başkasına..yokk ondan sana yar olmaz..
1 /