otuz yaşında hala ailesiyle yaşayan bekar erkek

tatalu tatalu
bir bakıma en doğrusunu yapan erkektir. bu erkek bekardır; her gün ayrı bir kızı kolunu takıp eve getirecek potansiyeli de yoksa, ne yapacaktır ayrı eve çıkıp. en azından yemeği yapılır, söküğü dikilir. büyük ihtimalle annesinin münasip gördüğü, helal süt emmiş gözü tok ve önlisans mezunu bir kızla 2 seneye kadar evlenir.

bir bakıma da; yoğunlaşan iş hayatı ile birlikte aileyle yaşamanın sonucu kaçınılmaz olarak asosyalliktir. yalnız yaşayan beylerin, yorgun geçen bir iş gününden sonra, illa ki onları rahatsız edecek veya kolundan tutup alemlere sürükleyecek, insan içine çıkaracak arkadaşları bulunur. gece nasıl noktalanır bilinmez, ama doz tutturuldu mu, sabaha kadar eğlence, kısalı uzunlu ilişkiler veya iki tek atıp eve dönme neticeler arasındadır. aileden ayrı yaşayan beyimiz, yemek yapmayı da bilir. ailesinin yardımıyla kirayı ödese de kendi ayakları üzerinde duruyor izlenimi bırakır. karışanı edeni olmayan bohem erkek şekliyle, bayanlara karşı sayı kazanır.

bu karşılaşmadan çıkaracağımız sonuç, bir erkek 30 yaşına geldiğinde ailesiyle yaşamasa daha iyidir.
zeitgeist zeitgeist
insan otuzuna gelince biraz daha anlaşılır oluyor bazı şeyler, bekar bir erkek için aileyle yaşamanın aslında o kadar da fena bir şey olmadığını anlayabiliyor. hayatımın yarısını aileden uzak geçirdim ve geçirmeye devam ediyorum. işten kalan zamanda tek başına olmanın verdiği rahatlıkla oradan oraya sürüklenip duruyorum, çoğu zaman yatağımı görmeden işe geçiyorum, bazen nasılsa evde bekleyenim yok deyip ebesinin hörekesine kadar gidiyorum. he özgürlük güzel şey, böyle kafana göre davranmak, kim bilir feneri nerede söndürmek falan he hoş şey ama işte bir yerde de düzen lazım düzen. bir noktadan sonra bütün bu özgürlük yerini ulan dönmek zorunda olduğum bir yer olsa da sürüklenmesem gecenin bu vakti oradan oraya düşüncesine bırakıyor.

ömrüm boyunca keşke ailemle yaşasaydım diyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama lahnet gelsin bu serkeş hayata, lahnet gelsin kör çökeleğe.
son görev cenaze hizmetleri son görev cenaze hizmetleri
bir kadın tanımıştım. hatta buradan tanışıp yazışmaya başlamıştık.

sürekli özgürlükten dem vuruyordu. özgür ruhlu olduğunu, bağlanamadığını falan söylüyordu. bir de kendini ironi kraliçesi falan sanıyordu ajsadsa. neyse muhabbet ilerledi, biz buluştuk.

ama nasıl buluşma amk. 29 yaşına gelmiş ailesi ile yaşıyormuş. buluşmak için bile çalışıyorum diye yalan söylemiş hatta ailesine asjda. tabi ikide bir annesi arıyordu falan.

o zaman daha iyi anlamıştım amk. kim kendisinde ne yoksa maske olarak onu takıyordu. o özgürlüğüne düşkün kadın, sürekli annesine hesap vermek zorunda kalmıştı gözlerimin önünde. en büyük hayalinin de tek başına eve çıkmak olduğunu söylüyordu ahdaja.

şimdi bu başlıkta ailesiyle yaşayanları gömenler aslında göbekten bağlıdır ailesine. yazmayanlar ise bağımsızlığını -hadi özerklik diyelim, malum bizim ülkede aileden kopulmaz asla- sağlamış rahat rahat takılıyordur.

yani kendinizi ironi kralı-kraliçesi sanarken, hayatınız ve söyledikleriniz ironi şeklinde zıt olmasın amk. neyseniz, o'sunuz.
2
olmayanaergi olmayanaergi
babam ve oğlum filminde geçen "ona bir oda ver baba, gidecek bir yeri yok. ona bir oda ver baba istediğinde çıkıp geri dönebilsin" repliği geldi aklıma şimdi.. başlıkla alakasız oldu ama olsun güzel filmdi...