parçalandım

1 /
stocky2001 stocky2001
candan erçetin'in az sayıda çektiği klip şarkılarından ve damar şarkılarının en krallarından biri

parçalandım
ve her bir parçam ayrı yere bıraktım

birini açık denizlerin en derin yerine attım
kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile

birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye

birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım
dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım

önce savruldum yok oldum
sonra dinlendim duruldum
ve her giden parçam yerine
yenisini doğurdum

daha güçlü, daha sakin
daha mutlu, daha suskun
daha olgun, daha kırgın
daha yalnız, daha yorgun

birini tandık bir vişne ağacının dibine ektim
soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi

birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş

birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım


*
sorunsal sorunsal
''daha güçlü, daha sakin
daha mutlu, daha suskun
daha olgun, daha kırgın
daha yalnız, daha yorgun''
o eski neşeyi kaybetmesine degiyor mu insanın yaşadıkları yada suskunluğunun arkasına mutluluk maskesiyle gizlediği mutsuzluğuna mı değiyor insan istemiyor mu olgunlaşmamayı eski uçarı halinde kalmayı her dinledğimde farkediyorum ki daha çok şekil değiştiriyorum bu şarkıdaki gibio yüzden canımı yakıyor bu şarkı
heidi heidi
sanki bir insanın otuzlu yaşlarını anlatan parçadır, dinlemeye doyulamayandır. birilerine neler yaptık da o birileri bize neler öğretti, nasıl mantıklı olduk da ne denli yorgun düştük, ama gücümüzden bir şey kaybetmedik, sağlamız arada savrulsak da...
koyumavi koyumavi
parçalandım! ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım...
aslında sanıldığı gibi değil: daha doğrusu hayatınızda vazgeçilmeyen olan tüm o kişilerin vazgeçilmeyen olduğu sanıldığı gibi değil. gelirler ve hayatınıza girip önemli bir yer tutarlar herkesin ve hepsinin içinden sıyrılıp. kalbinizi parça parça parseller ve daha derine inerler parselledikleri yüreğinizde... tüm o dostluklar, arkadaşlıklar, aşklar hepsi vazgeçilmez olur bir süre sonra ve giderler bir yolunu bulup parselledikleri alandan kaçarcasına, uçarcasına; parsellerinin derin boşluğuyla başa çıkmayı size bırakarak. bu yaşamın ilk anından başlar böyle olmaya; en sevdiğiniz oyuncak bebeğiniz ayşe bir zaman sonra çıkan bacağını ne kadar yerine taksanızda sizinle oynamaz ya da kırmızı, içinde yüzünde mutlu bir ifadeye sahip plastik şoförü olan oyuncak otobüsünüzün tekerleği tadınızı kaçırır... okul yıllarında rıdvan, ayşe, ali, nihat, nazmiye oyunun en güzel yerindeyken gider ve o zamanlar o kadar da önemli değildir o gidişler çünkü yeni bir oyuncak bulduğunuz gibi yeni arkadaşlar edinebilirsiniz. küsmezsiniz çocukken aslında küsersiniz hatta en çok çocukken küsersiniz ama kırılmazsınız içiniz kopup gitmez parça parça, ruhunuz dağılmaya başlamamıştır. sonra büyürsünüz! büyümenin ne olduğunu işte o parçalanmalarda anlarsınız. kendinizden bir şeyler verdiğinizde, verdikleriniz yetmediğinde, yetinilmediğinde başlar bu gitmeler... bazen dost sandığınız insanlar sevgiye doymaz, arkadaş bildikleriniz hep daha fazlasını ister rahatsız edecek bir şekilde ve "hayır" dediğinizde de bunu hazmedemezler. yavaş yavaş giderler hayatınızdan; çaktırmadan ufak ufak gözden kaybolmaya çaba hatta özen gösterirler ve ennihayetinde de giderler ama ruhunuzu terk etmeleri çok zaman alır çok zamanınızı alır, içinizdeki boşluğu doldurmanız zaman alır. eksilirsiniz en çok da sizin için özel olan kişilerin sizi sömürmelerine aşk için aşk sanıp göz yumuyorsanız en sonunda kopup giden parça daha da büyür. ve acımaya başlarsınız acıtmaya da elbettebir sonra ki gelecek olanı ruhunuz yüreğiniz cüzdanınzlaberaber beklersiniz... işte bu hayatın acımazlığının hediyesidir size. parçalanırsınız ve her bir parçanız ayrı yerde kalırsınız ve her bir parçanın yerine yenisini doğurursunuz ve geri kalanını candan erçetin' den dinliyorsunuz... biliyorsunuz!
karyatid karyatid
yaşamı ve büyümeyi anlatan bir şarkıdır. küçüktük saftık, büyüdük acı cektik ve öğrendik. büyüdükçe bedenimiz ruhumuz parçalandı diyen candan erçetin şarkısı.
jackinsağlobu jackinsağlobu
abla durup durup niye böyle tribe bağlayıp bizimde ağzımıza sıçıyosun dedirten bir başka candan erçetin şarkısıdır.yapma artık yaşın kaç oldu yeter.
dum spiro spero dum spiro spero
ilk dinlediğimde ölmeden önce yapılması gereken 100 şeymiş gibi baktığım şarkı, tik atılması gereken bir liste gibi. savrulup yok olmanın gerçekten ne olduğunu bilmediğim zamanlarda ve gerçekten güzel olan şarkıları onlarla empati kurmasak da dinlediğimizde çok sevdiğimiz zamanlarda hani. içli içli, her mısrayı sindire sindire dinlerken, oysa henüz "beginner" seviyesinde seyrettiğimin farkında olmadığım.

bundandır ki mısra mısra inceliyordum - ruh hastasıymışsam demek ki- ve analiz edip mantığıma uymayan yerleri çıkarıyordum. örneğin:

daha güçlü daha sakin: hmm. evet mantıklı bu, olabilir.
daha olgun daha kırgın: öyle saçma şey olur mu ama? senin ağzından çıkanla kulağının söylediği bir mi? daha az önce güçlü demedin mi, kim yazıyor arkadaşım bu şarkıları?!

sonra, dinlendim duruldum. bir daha dinledim bu şarkıyı. dramatik olsun diye söylemiyorum ama. bağ kurmuşum şarkıyla, "öylesine" dinlememişim, fark etmeden, o geçen zamanda.

dinledim işte, baktım daha çok anlıyorum. güçlü olmanın illa kırılmamak demek olmadığını. bir yandan daha çok kırılırken diğer yandan onlarla nasıl daha çok başa çıkmayı öğrendiğini. her bir parçanı bırakıp bıraktığın her bir parçayı hala kendinin saydığını..

birkaç tik daha attım. üzerlerinden geçtiğim maddeler oldu. asla tamamlanmış sayamadığımı, saymak istemediğimi, çünkü büyük konuşmamak gerektiğini hissederken hayatta; takibindeyim bu şarkının hala. peşindeyim, bilinsin.
umitozat umitozat
bog gibi şarkı. o manasız güçlüyüm tripleri, ense köküne gelen bi sümsük ile darmaduman olur allama. geçin bu işleri geçinn. bog gibi şarkı.
2
1 /