paris je t aime

1 /
unruly unruly
coen brothers, alejandro gonzález ıñárritu, jean-luc godard gibi yönetmenlerin çekecekleri 20 adet kısa filmden oluşacak toplama. 2005'te release olacak. oyuncular arasında, natalie portman ile steve buschemi de var. iyi bir şey olacak gibi, bakalım.
etranger etranger
dört yıl süren çekim aşaması olan, aşk ve paris'e farklı ve alışılmadık uslubu olan 20 usta yönetmenin kamerasından bakan ve 20 farklı hikaye ile karşımıza çıkan film.
mümtaz mümtaz
özellikle natalie portman'ın oynadığı mini filmin pekala uzun metrajlı bir film olarak çekilebileceği güzel, küçük filmler kumkuması. gidilir, görülür ve muhakkak sevilir. yirmisi de çok güzel denemese de ağırlıklı olarak güzel, sıcak ve samimi filmlerden oluşan "paris, seni seviyorum", hiç şüphe yok ki ciddi bir paris reklamı da yapmakta, insanlarda "paris'e gitmek lazım" heyecanı uyandırabilmektedir. natalie protman bilhassa çok tatlıdır ve filmde merhametin önemli temsilcilerinden biri oluvermiştir.
stargazer stargazer
açıkçası hakkında fazla bilgiye sahip olmadan sadece gerard depardieu, willem dafoe, steve buscemi ve natalie portman ın oyuncu kadrosunda yer aldığını öğrendiğim için gittiğim, ancak nick nolte, juliette binoche ve meşhur hobitimiz elijah wood u da görerek hem sevindiğim, hem şaşırdığım filmdir. 20 kısa filmin bazıları biraz zorlama, bazıları da gereksiz gibi olsa da genel anlamda hiç sıkmayan gayet hoş bir film. mesela ilk filmdeki aşk hikayesi son derece yeşilçamvari, kör gözüm parmağına gibi olmuş. pandomimci çiftin hikayesine hiç gerek yoktu (belki pandomimcilere karşı olan kişisel görüşüm serttir). eliaj wood un oynadığı vampir hikayeli film komikti. steve buscemi tek kelime dahi etmeden yapacağını yaptı, 20 filmin en komiği de buydu ayrıca. gerard depardieu keşke daha fazla gözükseydi, ayrıca kendisinin oynadığı filmde boşanmak üzere olan yaşlı çiftin birbirlerine şakayla karışık laf sokmaları çok hoştu. juliette binoche ve willem dafoe yi aynı filmde görmek yetti zaten, bide willem abi yine karizmayı konuşturdu. nick nolte huysuz ihtiyar rolünde keyif verdi. natalie portman zaten natalie portman dı, ayrıca sanırsam en etkileyici filmlerden biri de onun oynadığıydı. yalnız kör çocukla köşeyi dönerlerken karşı dükkanın tabelasında star çankırı (yanılıyor olabilirim) gibi bişey okudum, yorum yapmıyorum. şahsen en beğendiğim film ise siyahi otoparkçı ile hemşirenin hikayeleriydi, filmden çıkınca 20 filmi şöyle bi düşündüğümde aklıma ilk gelen o oldu, hala da öyle.. son olarak, kısa filmlerden bazılarını, filmin sonuna doğru birbirleriyle ilişkilendirme yoluna gidilmesine hiç gerek yoktu, 20 si de birbirinden tamamen bağımsız kalsa daha iyi olurdu..
la petit bastet la petit bastet
dinle!
zaman
değişime uğradı.
bizim bağlantımız.
mevsimler gibi.
ilkbaharımız harikaydı,
ama yaz bitti.
sonbaharı da kaçırdık.
ve şimdi herşey soğuk,
herşey çok soğuk,
herşey donmaya başladı.
aşkımız uykuya daldı
ve kar,
bize sürpriz yaptı.
karların içinde uyuya kaldı,
ve ölüm yaklaşıyor.
kendine iyi bak.
angesen angesen
filmin kadrosundan ve hikayelerden daha çok paris'in fazlasıyla ön plana çıktığı, izlerken insanı ekranın içine içine çeken, tekrar tekrar o sokaklarda dolaşma heyecanı uyandıran, ikinci yaşamıma mutlaka paris'te başlamalıyım isteğine tavan yaptıran, yok eğer bu ikinci yaşamımsa birinci yaşamımda ben orada yaşamıştım da bu özlemin nedeni bu dedirten, özellikle paris'in muhteşem mimarisine aşık birisi için görsel ziyafet sunan film. hikayeler içinde en dokunaklı olanı amerikalı yaşı geçkin ve aşkı hiç tadamamış turist kadının ki idi gibi, diğerleri karşılıksız da olsa karşılıklı da olsa aşka bir şekilde teğet geçtiler.
şiirbaz şiirbaz
bazen sinemanın, bir kocakarı gibi karşımıza geçip hikayeler anlatmak olabileceğini göstermiş film.

paris'le ilgili olan pek çok noktaya dokunulmaya çalışılmış. paris'in evrensel bir şehir olduğuna vurgu yapılmış. ırk, din, anlayış, nesil gibi farklılıklara vurgu yapılırken, ara sıra fantastik hikayelere de yer verilmiş.

cortazar'ın öykü için dediği şey, sinemada kısa film için geçerli sanırım. boks maçı gibiyse anlatım, kısa filmde nakavtla almak zorundasınız. filmlerin bir çoğunda nakavt olduğumu söyleyebilirim. pandomimcilerin hikayesi, kör adamın aşkı ve karısı kanser olan adamın fedakarlığı en çok tuttuklarımdı sanırım.

"aşık bir adam gibi davranarak sonunda aşık bir adam oldu" lafını da ömrüm boyunca unutmamamı sağladı film.

daha deneysel şeyler yapılabilirmiş ama yine de. amerika'dan gelip paris'te bir hafta geçiren kadının hikayesine benzer şekilde, paris'te film çekmeye çalışan bir yönetmen anlatılsaymış, çok harika olurmuş. hem de federico fellini'nin sekiz buçuğuna bir selam çakılırdı...
mabel mabel
"ve sen elbette kabul edildin.

boston'u terk edip yaşamak için paris'e taşındın.

faubourg saint denis caddesindeki küçük bir apartman dairesine.

sana mahalleyi gösterdim.

gittiğim barları,okulumu gösterdim.

seni arkadaşlarımla ve ailemle tanıştırdım.

seni dizelerini çalışırken dinledim.

senin şarkı söylemeni dinledim.umutlarını dinledim.

tutkularını.senin müziğini dinledim.

ve sen de benimkileri.

benim italyancamı almancamı,rusçamı dinledin.

sana bir walkman verdim ve sen bana bir yastık verdin.

ve bir gün,beni öptün.

zaman geçti.zaman aktı.

ve herşey kolay görünüyordu.

çok sade.özgür.çok yeni ve eşsiz.

sinemaya gittik.dansa,alışverişe.

beraber güldük.sen ağladın.

yüzdük,sigara içtik.

zaman zaman bağırdın.

bazen nedeni oluyordu.bazen yoktu.

evet,bazen nedeni oluyordu.

seninle konservatuara geldim.

sınavlarıma çalıştım.

senin şarkı söylemeni dinledim.

ve sen de benimkileri.

birbirimize çok yakındık.çok yakın.sürekli yakın.

sinemaya gittik.yüzmeye.beraber güldük.

sen bağırdın.bazen nedenli.ve bazen nedensiz.

zaman geçti.zaman aktı.

seninle konservatuara geldim.

sınavlarıma çalıştım.

benim italyancamı,almancamı,rusçamı dinledin.

sınavlarıma çalıştım.

sen bağırdın.bazen nedeni vardı.

zaman geçti.nedensiz.

sen bağırdın.nedensiz.

sınavlarıma çalıştım.

sınavlar,sınavlar,sınavlar.

zaman geçti.sen bağırdın.

bağırdın,bağırdın.

sinemaya gittim.

-görmüyor musun?ölüyorum.

beni duyan yok mu?

bağışla beni,francine."



faubourg saint-denis

(bkz: tom tykwer)

hamiş:izlemek ve kendini telef etmek isteyenler için,


alchemilta alchemilta
quartier de la madeleine sona ermek üzereyken frodonun vampirle karşılıklı ısırışması esnasında fırıldayan gözleri şahanedir. ya da öncesinde, vampirle öpüşmek üzereyeken yine aynı şapşalın, bir anda yönünü değiştirip dişlerini hatunun boynuna geçirmesi de olabilir bak. şirin şey seni...
superposition superposition
birkaç hikaye haricinde oldukça bayık,ayağı yere basmayan hikayelerden oluşan bir fil.içinden sadece birkaç hikaye akılda kalıyor,bakın onların bile ne olduğunu unuttum ama ilk baştaki ,sonraki çocuk ve müslüman kızın olduğu,vampirlerin olduğu,natalie portmanın ve gerard depardieu nün olduğu hikayeler fena değildi.

vakti bol,en abuk filmi bile eelştirmen edasıyla seyrederim diyenlere tavsiye olunur,ben ortalarına doğru uyuyayazdım,o derece...
toblerone toblerone
paris'in turistini bile anlatmış, turistlere de birazca giydirmiş film olmuş. altyazıyla izlerken kaçırılabilir, dikkat: sartre ve simon bolivar. *
stavrogin stavrogin
gözakının süt beyazlığına özgü bir duygu değildir aşk. kimi zaman son nefesinizi vermeniz gerekir, kimi zaman ilk nefes alışınızı hissetmeniz. gecenin karanlığında yanlışlıkla sapılan bir sokağı aydınlatabilir ve dahi bundan keyif alabilirsiniz. zira aşkı nerede bulup, nerede kaybedeceğinizi bilemezsiniz.


jajha kalahari jajha kalahari
herkesin ortak olarak söylediği üzere en iyi bölümlerinden biri faubourg saint-denis'dir. ve fakat place de fetes bölümü en hüzünlü ve en güzel oyunculuğa sahip bölümdür bence. o iki siyahi oyuncu resmen döktürüyor. bunun haricinde quartier latin, 16. bölge uzakları, 14. bölge ve monceau parkı da oldukça güzel.

özellikle quartier latin için bir şeyler söylemek gerekirse insan ve kadın-erkek ilişkilerine dair çok sıcak bir şeyler barındırıyor. aynı zamanda da hüzünlü, aynı zamanda da güçlü. bi değişik. paris'in o çok güzel cafelerinden birinde karşı karşıya gelen yıllarını birbirlerine adamış ve boşanmak üzere olan bir kadın ve erkek hikayesi. oldukça şık, oldukça zarif anlatılmış.

kısaca güzel bir kolaj paris je t'aime. izlenesi.
1 /