parmenides

jouissance jouissance
"bir değilse hiçtir." (parmenides)

hiç; varlık-olmayan ama varlık olmamaklığıyla varlık olanın negatif tarafını oluşturan, yani varlık- olmamaklığıyla bir pozitiflik barındıran -oysa bir ve varlık konusunda herhangi pozitif bir aksiyomda bulunmaz platon- "öteki"; bir olmayan tüm diğer ötekilerin "öteki" adıyla "var"ın karşısında konumlandırılması.

buradan yola çıkar badiou "varlık ve olay"da; öteki diye adlandırılan çokluktur ve çokluğun kendi içerisinde ürettiği başka çokluklar. biri adlandırma imkanı sağlayabilecek olan şey de parmenides'te dışlanan bu çokluk halidir.

güncel bir örnek; kendini "bir" olarak dayatan devletçi bir yapılanma var ve devlet politikalarıyla uyuşmayan her türlü görüşü "devlete karşı", "öteki" olarak suçluyor. ve bu devletin karşısında onun politikalarını farklı perspektiflerden eleştiren pek çok öteki var. kadın politikaları, sosyal politikalar, çevre politikaları.. tüm bu ötekilikler devletçi yapının karşısında konumlanır, meğer ki devletin yürütme organı olan parlamentoya dahil olmasın (çünkü böyle bir durumda devlete karşıt olma halinden bahsetmek zor, en nihayetinde meclis fikir birliğine varmak içindir, bir olarak adlandırmak için, devletin görüşü olarak sunulabilecek bir karar almak için) oysa bu çoklukları bir araya getirecek bir "bir"de vardır ki o da devlete karşı olamının biridir. kendi içinde sonsuzca çoğalabilen çoklukların içinden geçen işlemsel aygıt onları devlete karşı olma mertebesinde bir-olarak sayar. devletin "bir"i ve ötekinin "bir"i birbirleriyle mücadele eder; devlet parlamenter-kapitalist sisteme dahil edip ehlileştirmeye çalışırken, devlet karşıtı bir kendi içinde daha fazla bölünmeye meyilli olmalıdır.

zaten bu son noktada da sosyalist rejimin karşılaştığı partilerin ya da görüşlerin bölünmesi sorununun bir sorun oluşturmayacağı, aksine, rejimin hakikatinin bu bölünmelerden kaynaklandığı söylenebilir. kapitalizm karşıtı sayısız çokluk.. bunları tek bir çatı altında toplamak demek platon'un ve devletin "öteki" adlandırmasını kabullenmek anlamına gelir ki devletin istediği de budur zaten. en nihayetinde bu çokluk kendi içinde "bir" rejimidir zaten, adlandırılmamış bir ama aksiyom olarak kapitalizm-karşıtlığı çokluğu tutarlı kılan şeydir. ve bir olayla karşılaşıldığında "düzensiz çokluk" bu olayın bir öznesi haline gelerek düzenli "çokluk" halini alır. mesela; devrim öncesinde pek çok komünist yapılanma olduğu ve bunlar birbirlerinden farklı görüşlere sahip oldukları halde 1917 yılında çar'ın devrilmesi sürecine hep birlikte katılmaları. olay -ekim devrimi- karşıt görüşlerin askıya alınması değildi, en önemli karşıt görüş olan eski rejimin sonu isteminin birleştirdiği öznelerdi.

solun birleşmesi falan deniyor ya, ahmakçadır bu.
bu başlıktaki 7 giriyi daha gör