patrick süskind

arabin intikami arabin intikami
soyadı süskind olan yazardır. almandır. alman alfabesinde ü harfi vardır.

koku kitabıyla çok başarılı bir çıkış yapmış olsa da; sonraki kitaplarında bir havalara girmiştir. "öyle süperim ki, en sıradan olayları bile öyle anlatırım ki heyecandan titrersiniz" sanrısına kapılmıştır. mesela üç buçuk öykü (bkz: drei geschichten) kitabında bir satranç müsabakasını anlatmaya çalışmış, ziyadesiyle baymıştır. ama koku (bkz: das parfum) süperdir, güvercin (bkz: die traube) de fena değildir.
i m going to buy this place and start a fire i m going to buy this place and start a fire
"kontrbas çalmanın müzikle bir ilgisi yok, düpedüz kuvvet işi. bu nedenle çocuklar çalamazlar. ben 17 yaşımda başladım, şimdi 35'imdeyim. ben kendi isteğimle kontrbasçı olmadım. nasıl anlatayım... bakire bir kızın hamile kalması gibi, rastlantı sonucu. flüt, keman, trombon... dixieland'a bile takılmıştım, ama şimdi caza karşıyım. bu bir yana, gönüllü olarak kontrbas çalmaya başlamış bir tek meslektaş tanımıyorum yani. nedenini çok iyi biliyorum. bir kere çok hantal; kullanışlı bir çalgı değil. çalgı olmaktan çok bir... bir engel. taşıyamazsınız sürüklersiniz. düşerse parçalanır, arabaya ancak ön koltuğu sökerseniz sığar. o zaman da doldurmuş olur arabayı. evde çarpmamak için dikkat etmek zorunda kalırsınız. öyle salak salak durur ortada. piyano da evin içinde yer tutar ama, piyano bir mobilyadır. kapatır olduğu yerde bırakırsınız. bunu asla... hep ortalıkta kalır, şey gibi... bir dayım vardı, hastalıklıydı, sürekli olarak kimsenin onunla ilgilenmediğinden yakınırdı. kontrbası dayıma benzetiyorum.
eve misafir mi çağırdım, baş köşede kendileri, hep ondan sözedilecek... bir kadınla başbaşa kalmayı istediniz, karşınıza dikilir, bakar. iyice yakınlaşmışsınızdır, gözünü ayırmaz, seyreder. sanki alay ediyordur, cinsellikle dalga geçiyor izlenimine kapılırsınız. bu durum kız arkadaşınıza da geçer. sonra... siz de iyi bilirsiniz ya sevişmeyle gülünçlük birbirinden kıl payıyla ayrılırlar, ama hiç mi hiç bir araya gelmeyen şeylerdir. sonuç, fiyasko... rezillik... olmaz böyle şey canım. afedersiniz (...) müzik işinde bazı şeyler tamamen adaletsiz... solist alkışlara boğulur: bugünün seyircisi, daha fazla alkışlamazsa cezalandırılmış gibi hissediyor kendini. şefe de alkışlar sunulur. şef, konsermaysterin en az iki kere elini sıkar. bazen bütün orkestra ayağa kalkar. kontrbasçı olarak doğru dürüst ayağa bile kalkamayız, çünkü zaten ayakta sayılırız. sözlerimi bağışlayın ama, biz kontrbasçılar boktan muamele görüyoruz."

kontrbas*
djarum djarum
"geçip gitmişti karşısındakinin kendi eti,
kendi kanı olduğu yollu yuvacıl düşünceler.
toz olmuş dağılmıştı babalı oğullu,
güzel kokan analı duygusal idil.
elinden çekilip alınmış gibiydi
kendinin de çocuğun da çevresinde düşlediği,
o sımsıcak saran örtü:
yabancı, soğuk bir yaratık yatmaktaydı dizlerinde,
niyeti düşmanlık olan
bir yabani hayvan;
o kadar ağırbaşlı
ve tanrı korkusuyla akılcı düşüncenin
yönettiği bir kişiliği olmasaydı
çocuğu bir iğrenme anında,
bir örümcekmiş gibi
fırlatıp atmıştı bile."