pazar kahvaltısı

1 /
shadowboxer shadowboxer
haftanın diğer 6 gününün kahvaltısı anılmazken, dikkat ediyorum neredeyse herkeste böyle bir bilinç oturdu. pazar kahvaltısı diye bir konsept yaratıldı, belki de vardı, ben fark etmiyordum.

onu diğer kahvaltılardan ayıran en önemli özellikleri:
1. genellikle pazar günü çalışılmadığından tüm aile fertleri biraraya gelebilir
2. yine aynı sebeple masada uzun süre oturulabilir
3. diğer öğünler için program yapılma olasılığı varsa bile "kahvaltı" programı yeni gelişmekte olan "dışarıda brunch" adetine kadar pek rastlanan bir hal olmadığından, katılım sağlam ve sorunsuz olur
4. tüm bu sebepler dolayısıyla hafta arası kimsenin ağzına 2 lokma tıkamayan annelere gün doğar, omlet, sosis, sucuk, domates, salatalık, pasta, börek ne varsa hepsi görücüye çıkar, şenlikli bi sofra kurulur
5. uzun uzun gazete okunur, pazar eklerini bol tutan gazeteler sayesinde herkes bir parçasını alır gazetenin, icap ederse fikir teatisinde bulunulur
6. sofradan kalkma süresi normal bir öğünün 10 katına kadar ulaşabilir (götümden kat çıktım bu kısımda, kaç katına ulaşacağına dair bir bilimsel veri olmadığından, kaynak: götüm diyebiliriz yani..)

güzeldir yani pazar kahvaltıları. geç başlar, geç biter, keyifli olur.
vela vela
toplaşılır, herkes birşey yapar, kimisi simit alır gelir, ya da evlerinin yakınında ki fırından güzel bir köy somunu alır. akabinde, 3 demlik çayın tüketildiği kahvaltıdır der, tanımımı yaparım hacı. afiyet olsun.
rebeliusa rebeliusa
bütün ailenin fırında kızarmış peynirli ekmekleri yemesinin öğlene kadar sürdüğü,diğer günlere oranla daha bir özenilerek hazırlanan ve pazar günü iş, okul vs. gibi aktiviteler olmadığından insanın uykusunu alarak daha mutlu iştirak ettiği pazar ziyafetleridir.

akşamında da mangal yapılarak gün ölümsüzleştirilebilir.
komiknickbulamadim komiknickbulamadim
birinci belirgin özelliği ,olmazsa olmazı yumurtadır. yumurta ile yapılabilinecek her türlü şey o kahvaltının en gözde yiyeceğidir.ardından çeşitleme makbuldür. reçel, peynir, zeytin gibi temel yiyeceklerin birden fazla çeşidi sofrada yer alır.

ikinci belirgin özelliği kalabalıktır. ne kadar çok kişi o kadar iyi bir pazar kahvaltısı.

üçüncü beligin özelliği açlıktır. mensubu kişiler sanki açlık grevinden çıkmış gibi sofraya yumulur. tıka basa, kusuncaya kadar yemek yer.

dördüncü belirgin özelliği saattir. saat 10:00 gibi başlar, artık allah ne verdiyse 12:00, 13:00'a kadar sürebilir. bu uzun saatler genelde çeşit çeşit gazete ve ekleriyle süslenir. bir süre herkes okuyucudur.

beşinci belirgin özelliği tüketilen sıvı çeşitliliğidir. tarza göre kahve ve çayın yanında, taze sıkılmış portakal suyu, havu. suyu, domates suyu bile kullanılabilir. hafta boyunca içmediğiniz kadar sıvı içersiniz.


son belirgin özelliği ise bunların hepsi bir hayal ürünü olabilir.
theme theme
brunch tarzı yapılan kahvaltıdır. tüm kahvaltı yemekleri o gün birbirini görme, kaynaşma şansı bulur. ortam huzurlu sevdiklerin yanında biri çayını koyuyor diğeri şekerini atıp öbürü karıştırıyorsa krallar gibi hissedersen. bu kahvaltının yanında güzel bi gazete de iyi gider hatta tercihen televizyonu da açarsın eğer içeride yapıyorsan kahvaltıyı, reklam yapmak gibi olmasın ama atv'deki yaşamdan dakikalar programı pek bi uygundur konsepte, pek keyifli konuşurlar.
usuyitik usuyitik
şöyle bi'şiy yazmıştım bi' zamanlar

pazar kahvaltıları… yazları tüm aile toplanır, kuzenler, halalar ve amcalarla, o büyük masanın etrafında mutlu olmayı beklerdik. öğlene doğru annelerimizin sesleriyle uyanır, az ötedeki fırından ekmek almaya gönderilirdik. geldiğimizde sofra hazır olurdu. çay fincanlarının sesleri, çocuk kahkahaları ve neşeli sohbetler. mutluluk gelirdi sonra, eli boş gelmezdi tabii, simit getirirdi ve biz çocuklar için dondurma… çok sonları cemal süreya okumaya başladım. tam da bizim ailenin pazar kahvaltıları için bir şiir yazmıştı. “yemek yemek hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama/ kahvaltının mutlulukla bir alakası olmalı” diyordu. ah bu şairler…
sonra abim radyodan trt fm’i açardı. klasik müzik çalardı o saatlerde. kahvaltının sonlarına doğru sohbet seslerine keman sesleri karışırdı. işte ilk o zaman dinledimdi, hızlı, tatlı bir aceleyle yoğrulmuş, neşeli bir melodi. bilkent senfoni orkestrası’na gittiğimde, konser bana çocukluğumu ve o mutlu pazar kahvaltılarını anımsatan o müzikle başladı. e.lalo’ nun ispanyol senfonisi.

senfoni üç bölümden oluşuyordu. ikinci bölüm, ilk bölümün aksine, durgun ve hüzünlüydü. yaz sonlarının hüznü. pazar kahvaltılarının yerini artık erken saatlerde kalkıp yollanılan dershaneler, kurslar alacaktı. ülkü tamer’in ne güzel şiiri vardı öyle: “yazın bittiği”. sahi ya, “yazın bittiği her yerde söylenir” kısa eteklerimiz, sandaletlerimiz, mayolarımız toplanıp kaldırılırdı. göçmen kuşlarla dolardı gök. hüzün, yani ki mutluluğun içli kardeşi, elimizden tutar götürürdü bizi sonbahar alışverişi yaptırmaya. ne tuhaf, biraz evvel keman neşeli melodiler saçarken şimdi içine döndü…

üçüncü bölüm: pazar kahvaltılarının tatlı hatırası. yine hızlı ispanyol melodileri. kışın ortasında durup yazı hatırlamak gibi. güneşin omuzlarımızı ısıtması gibi. hatta zaman zaman üçüncü bölümde, kemanı zorlayacak, yetkinlik gerektiren, artistik hareketler var. o anlarda da tatlı bir heyecanla kaplanıyor insan. çocukken, gelecek yazı nasıl ki iple çekerdik, bu konserde de o kemanın ustalaştığı anları iple çektim. sahiden de e. lalo, eserin bestecisi, tüm yeteneğini konuşturmuş bu senfonide. dinlemekten büyük keyif aldım. müziğin bana hissettirdikleri de hakikaten uzun zamandır özlemişim. gülten akın’a özenerek “sevdiğim yaz gelse ya yine!”
nott nott
her ne kadar aileyle yapılanı makbul olsa da, uzun zaman sonra (son bir yılı anadal, yandal, formasyon, ales, kpds, dil sınavı, bilim sınavı, mülakat, önkayıt, kayıt, iki şehir arasında bitmek bilmeyen otobüs yolculukları, yaz okulu gibi durmak bilmeyen bir tempoyla geçiren bana) tek başına düzenli bir öğün olarak yapılmaya başlandığı ilk gün bile ilaç gibi gelendir.
elvis32 elvis32
pazar kahvaltısının benim için en önemli yanı beni ailemle yanyana haftanın bir günü olsa bile getirebilmesi... diğer günler kahvaltı yapmadan doğrudan işe yollandığımdan ve akşamları da yine arkadaşlarla yemek yediğimizden olsa gerek, pazar kahvaltıları aile üyelerinin bir araya gelebilmesi için bulunmaz fırsattır.
truncuelma truncuelma
az sonra yapacağım kahvaltıdır.
annem kalk diye söyleniyor şu anda.
sanırım fırında yumurtalı ekmek yapmış kokudan anladığım kadarıyla. nefis olur, kekikli, kırmızı biberli, süt hatta kaymaklı... bir ara tarifini veririm.
ister aileyle ister sevgiliyle ister arkadaşlarla fark etmez hepsi ayrı keyiflidir ayrı güzeldir. haftanın altı günü kahvaltıyı geçiştirmek zorunda kalan insanlar için çok özeldir pazar kahvaltısı.
1 /