pişmiş kelle

hepten aykırı hepten aykırı
efsane mizah dergisi. şimdiki leman penguen okuyucusu bilmez bunu. yaşı 20 olan belki hatırlar. mizahıyla çok orjinaldi. ne leman gibi hep aynı espri dönerdi, ne de fırt gibi pornoydu. dergi gibi dergiydi, orjinaldi. ne oldu şimdi. bi alper vardı izmirli çizer. alemin kralıydı. ah ah orta okul yıllarım
eksiksizuyum eksiksizuyum
süper reklamı olan rahmetli mizah dergisi.
"pişmiş kelle hihihohahayyttt...! hunharca güldüren hain mizah derginiz. pişmiş kelle çıktı. bugün çıktı" diye bir reklamı vardı televizyona çıkan. seslendiren de süper okurdu metnini.
kapandı gitti. yerini postmodern yapay kültür neferlerine bıraktı.
fantastik karakter fantastik karakter
başbakan'ın "sayın" ve "kelle" sözlerine karşı, daha doğrusu bu gafları sebebiyle özür dilememekte ısrar etmesine karşı dsp lideri zeki sezer' in hafta sonu yapılan mitingde başbakan için kullandığı benzetme. bu kadar isabetli bir atış beklemiyordum şahsen.
blaberus blaberus
zamanında sahip olduğum, üst üste yığılmış tüm sayılarını, aralardan rastgele bir tanesini seçerek defalarca okuduğum ve hiç bıkmadığım bir dergi idi. gırgır'dan sonra sarı siyah çıkan, şimdi başka başka yerlerde yazıp çizen onlarca yazar-çizerin çıraklık, kalfalık, ustalık dönemlerini geçirdiği mazinin en güzel, en aydınlık, en unutulmaz sayfalarındandır benim için.

engin ergönültaş'ın başında olduğu, ve dergide kenar hayatlardan türlü hikayeleri anlattığı bu dergiyi unutmak mümkün değil. yılmaz aslantürk'ün otisabi'si vardı mesela; o zaman için inanılmaz farklı bir çizgiydi benim için. zalim şevki ve kelek osman, faruken bayraktare'nin* kravisni tol tol'u, izmir'den alper ocak'ın enteresan konuşma balonları ve (yanılmıyorsam) avukat lütfü'sü, çetin küçük'ün kaotik çizgi ve hikayeleri, serdar gilkal'ın hocu'ları ve mezar taşlarına mütemadiyen kendi adını yazışı, metin fidan'ın ayrıntılar'ı ve şaşı bak şaşır karikatürleri, kemal aratan'ın bi gece daha'sı, metin demirhan ve kozmo fare, sonra tabii ki üstad behiç pek... ve bahadır baruter, oky, serdar sam, koray nergiz, yavuz saklı, ersin karabulut, ayşen baloğlu, gamze deniz, erdoğan dağlar, memcoş*, levent küçük, altay kaynar, alpay ocak, taylan yılmaz, soner günday, derya sayın, ayşe düzkan...

şimdilerde okuduğumuz bir çok yazar çizer de burada ustalaşmıştı. pişmiş kelle samimi olmayı ziyadesiyle başarmış bir dergiydi. çok sağlam bir duruşu vardı ve iyi olan her şey gibi erken aramızdan ayrıldı. daha önceki girilerde, başka birkaç dergi için yazmaya çalıştığım o ortak duygu bu dergide had safhadaydı. "kelle" deyince aklınıza bir kaç yazar-çizer adı gelmezdi; pişmiş kelle, bir dergi olarak aklınıza gelirdi. şunu iyi anlamak gerekiyor: bazı değerler gerçekten de belirli bir zaman dilimine ait oluyorlar; bu değerler toplumda zeminlerini yitirdikçe, bu değerlerden beslenen güzel şeyler için de son artık kaçınılmaz hale geliyor. yani kısaca, bir derginin kapanışı sadece ekonomik sebeple olmaz, özellikle bahsettiğimiz bu -ziyadesiyle- "toplumdan beslenen" dergiler, gıda kaynakları yozlaşmaya başladığında beslenme sorunu yaşarlar. bilmem açıklayıcı oldu mu?