plaj

theseus descoteaux theseus descoteaux
acayip ortam. plajdaki tipleri toplasan "insanoğlu hayvanat bahçesi" kurarsın yemin ederim. şimdi öncelikle erkek kısmından gidelim.

deve güreşi yapan tipler:
ben, sen, o, biz ve gerisi. hepimiz olum. ne yani yapmıyor muyuz? bir nevi ata sporu değil mi deve güreşi? sorun şu ki işi adabıyla yapmıyorlar. şimdi güzel insan, yap yap da bir çevreyi kontrol et önce. ben kendim yavaş yavaş ıslanıyorum zaten. senin "böğüoyaaaağğhaa" şeklinde bir efektle suya düşüp ıslatmana gerek yok. git kalabalık olmayan yerde yap. kalabalıksa da yapma.

sahilde güneşleniyorum ayağına kız kesen tipler:
bak bak, zeki yaratık. ulan güneşlenmekten zaten kuntakinte'ye dönmüşsün şerefsiz. neyin güneşlenmesi hala bu. gözünde güneş gözlüğü bilmiyoruz sanki ne yaptığını. dön önünü de biraz da ön tarafın güneş yesin. göğüs bölümü karanlık odadan çıkmış gibi peh.

güneş batarken plajda yürüyen tipler:
hey gidi hey. bunun birden çok nedeni var. şimdi hoşlandığı kızla yalnız kalmak için yapanı var, "hacı geldik ama diğer taraflarda piyasa daha mı güzeldi acaba?" şeklinde ortam kolaçan etmek için yapanı var, adettendir deyip yapan var. öyledir lan. bir sahilde sabahtan akşama kadar kaldıysan, güneş batarken plajı bir turlarsın. biz büyüklerimizden böyle gördük en azından.

şimdiki tiplere bir ara verelim, bir iki de durum aktaralım. gittim dün plaja. plaj voleybolu oynuyor millet. ilk gittiğimde sadece erkekler vardı. millet dizilmiş izliyor falan. güzel aktiviteler bunlar. ama erkekler oynarken efekt özürlü olan seyirci, sahaya kızlar çıktığı anda holigana dönüşüyor. her sayıda bir alkış, tezahürat falan. "şu çocuk ne güzel alkışladı bizi değil mi? gidip tanışsak mı?" eğer düşünce buysa kusura bakma ama cevap açık: "nah".

şu denize işeme meselesine girsem mi girmesem mi hiç emin değilim aslında. şimdi halk plajı ise etrafta tuvalet olmayabiliyor malum. varsa da durumu malum. benden çok önce tuvaleti kullanan adamın eseri müzelik kıvama geliyor. giremiyorsun işemek için bile. e kaç saat olmuş geleli. içmişsin kolayı, dolmuş sidik torbası. neyse vazgeçtim anlatmayacağım daha fazla. içim kötü oldu. ama açılın da yapın en azından olum ya. of.

tipitiplerimize artis kızlarımızla devam ediyorum. yaa, sıra size hiç gelmeyecek sandınız değil mi. kendi cinsimin insanlarını itin götüne sokup sizi bırakacak mıydım?
şimdi bir şu denize girilmeyen, sadece güneşlenmek için kullanılan bikiniler. kıçımla gülerim lan. o kadar para say sen ona, sonra denize gireme. sür kremi poz at millete. hayır madem sadece güneşleniyorsun arada bir kafayı kaldırıp kim var kim yok diye kolaçan etmek nesi? "abazan tipler geldi mi diye bakıyorum ama yeaa" ben söyleyeyim varlar. kafanı kaldırıp bakmana hiç gerek yok. zira sen o hareketi yaptığın zaman "mevlüt lan kız kesiyo sanki burayı." muhabbeti olacak. ondan sonra garip garip girişimler falan. ha siz de olabilir tanışabilirim diyorsanız ne ala. atın oltayı garanti düşen birden fazla grup olur. iplemeyin onları.

sonra ikili ilişkiler dışında çocukluğumuzu hatırlatan olaylar falan var. denizden korkan veletler, kumdan kale yapacağım diye 1. derece yanık olmayı göze alan veletler. bak bu ikincisi genelde başa gelendir. "çukuy kazalım hadiiiyy, sonya kale yapayız". zevkliydi ama lan, çocuksun falan. millet kovaya falan doldururdu. benim gibi kovası olmayan eliyle yapardı. onun o bitmiş halini 5 dk seyretmek yeterdi. dalgalar gelip bozmasın diye hendek kazardık falan.

kuma gömülen ve gömenler güruhu:
şimdi bu da içimizden, bizden bir grup. "kum çok yararlı vücuda" felsefesi ile hareket ederler. haklılardır haksızlardır orası ayrı. ama arkadaşını zevk olsun diye gömüp güneşin altında bırakan tiplere yapmayın diyorum. kilolu olup tahtarevallide arkadaşını tepede bekleten arkadaştan farkınız yok.

güneş batarken denize giren büyükler:
biralarını içip kafalar güzel olduktan sonra, güneş batınca denize giren ebeveynler bunlar işte. bende de var bir adet. tarz adamlar. ya sabah ya akşam. öğlen denize girilmez onlara göre.

su savaşı yapan tipler:
gene biz. çok eğlenceli olum. etrafa sıçratmadığın sürece güzel yani. yanlışlıkla yan taraftaki kızın suratına suyu çarptığın zaman pek hoş olmaz diye tahmin ediyorum ama. ayrıca bir kuralı vardır bunun. herkes tam ıslanmadan başlamaz. mertliğe sığmaz. su soğuk, yavaş yavaş giriyorum işte. ne acelen var hemen "atla hemen yoksa ıslatırım" falan. cık cık. bir de bu suya girme hadisesinde ayakları ıslatıp geri dönüp, karizmayı dağıtanlar var. kötü durum. o hani apışarasının suyla aniden dalga yüzünden temas ettiği an var ya, apış arasına yapılan ani şaka hareketi ile aynı etkiyi yaratıyor erkeklerde. aynı "mnıskim" efekti, bir kasılma falan.

ha bir de işi gücü olmayıp benim gibi milleti seyreden tipler var. işin gücün yok mu lan senin? dedik ya yok diye. ne işim olacak olum plajda. oturup kız kesmektense bunları izlemek daha eğlenceli yeminle. ayrıca uzun olmuş lan bu giri. kısaltamadım ama, konu geniş ben ne yapayım.
erbil erbil
tüm gece kenarında oturup içip sohbet ettiğin, güldüğün, duygusallaştığın eğlendiğin sonrasında da güneşin ilk ışıklarıyla birlikte denize girdiğin yer.

(bkz: bodrum)