platon

10 /
f a r g o f a r g o
socrates'in öğrencisi, sokrates'in söylediklerini bugüne kadar getiren filozoftur. kimileri sokrates diye birinin yaşamadığını, platon'un kendi yarattığı, kendi fikirlerini söylemek için yarattığı bir hayali karakter olduğunu söyler. kimileri ise platon'un fikirlerinin tamamının sokrates'in fikri olduğunu, ve sokrates'in, fikirilerini hayatında hiçbir zaman yazıya geçirmediğini bilen, ve bunun üzerine sokrates'in fikirlerini kendi fikirleriymiş gibi söylediğini düşünürler. yani söylediklerine göre platon, sokrates'in fikirlerini kendi fikriymiş gibi söyleyen bir hırsızdır.

her üç durumda da platon'un çok zeki bir karakter olduğunu görebiliriz.
azwepsa azwepsa
demokrasi konusunda sıklıkla platon hoca'nın devlet kitabına atıfta bulunulur. demokrasinin nasıl tiranlığa dönüştüğüne gönderme yapılır, bugüne mesajlar gönderilir... bu örnekleri verenler çoğunlukla da platon'u demokrasinin faziletlerini öven biri olarak düşünür ve gösterir. halbuki bu doğru değil. platon, devlet adlı kitabında beş faklı devlet tipinden bahseder. ideal bir devletin nasıl bozulup, yozlaşıp ve sonunda tiranlığa dönüştüğünü açıklar. platon'a göre demokrasi, tiranlıktan sadece bir tık ileride olan bir devlet şeklidir. tiranlığa dönüşmesi kaçınılmazdır.

platon'un savunduğu devlet bilge bir kralın yönetiminde olan, halkın çalışanlar, koruyucular ve yöneticiler olarak ayrıldığı, herkesin kendi sınıfına göre eğitim alıp, ona göre yaşadığı aristokrasidir. her bireyin toplum içinde sorumlulukları vardır.

bu ideal devlet yapısında insanlar sorumluluklarını sorumluluk olarak değil de şan-şöhret kazanmak için yapmaya başladığında bilge kralın da yerini "en şöhretlinin" alacağı bir timokrasi'ye dönüşür. insanlar itibar için kıvranır. gün gelir itibarın parayla da satın alınabileceği farkedilir ve bu sefer parası olanın düdüğü çaldığı oligarşiye dönüşür devletin yapısı. devleti bilge kral değil, memleketin en itibarlısı da değil, en zenginler yönetmeye başlar.

oligarşi, zengin ve fakir arasındaki farkı uçuruma çevirerek bir noktada sınırsız özgürlük talebiyle bir isyan, ihtilal ve demokrasi devrimine yol açacaktır. artık herkes özgürdür. toplum içinde sorumluluklarından azattır. ister yapar ister yapmaz. ve yapmaz. her şey boka sarar. bu kadar özgürlük insanların hayatlarını aksatmaya başlar. çünkü sadece kendileri değil, herkes özgürdür. işte o noktada özgürlükleri kısıtlayan tiran önce alkışlarla karşılanır. ancak bu tiranlık kısa sürede herkesi canından bezdirir.

özetle platon'un anlattığı devlet kitabında bahsettiği devlet yapıları bunlar.

platon'un devlet'inde bu konudaki en ilginç konu şudur bence: devletin tipi halkın karakteri ile ilişkili. paraya tamah eden, üç kuruşa takla atan insanlar, devletin oligarşiye dönüşmesini sağlayacaktır. toplumun içinde tiranlık; kabalık, şiddete eğilim, baskıcılık, saygısızlık arttığında o devlet de kısa bir süre içinde tiranlığa dönüşecektir.

günümüzde platon'un tarif ettiği gibi bir devlet görmek neredeyse imkansızdır. ancak gördüğünüz her devlet, onun saydığı beş devlet tipinin özelliklerini farklı ağırlıklarla gösterir. bu da o ülkenin halkı hakkında bilgi verecektir.
house md house md
"demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. halk övülmeyi sever. onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.

demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar."

diyen feylesof.

tanıdık geldi mi?
4
armagnac armagnac
"aslında bütün yanılgılarımızın nedeni, her zaman insanın kendini fazla sevmesidir.
çünkü seven sevdiğine karşı kördür,

böylece âdil, iyi ve güzel şeyleri yanlış değerlendirir; doğru olan şeyden önce hep kendine değer vermek gerektiğini düşünür. nitekim büyük adam olmak isteyen kendini ya da sahip olduğu şeyleri değil -ister kendinde ister başkasında ortaya çıksın- adaleti sevmelidir. kendi cahilliğini bilgelik diye görmek yanılgısı da gene bu kusurdan kaynaklanır, böylece deyim yerindeyse hiçbir şey bilmediğimiz halde, her şeyi bildiğimizi sanıyoruz, beceremediğimiz şeyleri başkalarına bırakmayıp kendimiz yapalım derken zorunlu olarak yanlış yapıyoruz. bu nedenle her insanın kendine karşı aşırı sevgiden kaçması gerekir, buna karşılık kendinden daha üstün olanı izlemeli, böyle bir durumda hiç utanç duymamalıdır."

timaios
bıçakçı petri bıçakçı petri
adam milattan önce 427 yılında adaletin ne kadar önemli olduğunu çevresindeki sığırlara ,thrasymachus, anlatmaya çalışıyomuş amk yıl oldu m.s. 2017 biz hala thrasymachus'tan daha cahil sığırlara da okuyan kesime de bunun önemini anlatamadık.

demek ki hakkaten "okumak cahilliği alır, eşeklik baki kalır"mış.

platon büyük adammış vesselam.

(bkz: devlet)
armagnac armagnac
eflâtun'a:
"hangi iyi meziyet, kişiye
hikmet /bilgelik kazandırır?"
diye sorulunca:
"gelmeyeni gözlememek ve kaçırdığına üzülmemek."
demiştir.

-alıntıdır-
alice abernathy alice abernathy
gerçek adı aristokles olan ve anne tarafından soyu solon'a kadar uzanan atina'nın yerlisi aristokrat bir aileden gelen antik yunanlı düşünür. literatüre göre platon ismini ona geniş (platos) kelimesini yakıştıran gumnasion'daki beden eğitimi hocası argoslu ariston vermiştir. platon sokrates'in öğrencisi olmadan önce bir tragedya yazarı ve şairdi; sanatta büyük bir kabiliyeti ve dehası vardı ve yine anlatılanlardan anlaşıldığı kadarıyla gençliğinde öğrencisi olduğu sokrates'in düzgün ahlak öğretisinden ve mantıksal yapı bozan veya yerine göre önermeleri ispat eden diyalektik tartışma biçiminden inanılmaz etkilenip tüm oyunlarını ve şiirlerini yakmıştır. bu ilginçtir zira platon sofokles ya da euripides gibi büyük bir tragedya yazarı olabilirdi ve bugün öyle bilinebilirdi ancak kader onu sokrates ile karşılaştırıp "diyalog" denen yeni bir sanat ve felsefe formu üretmeye, batı felsefesinin en baskın ismi olmaya itmiştir. alfred north whitehead kendisi için tüm batı felsefesi platon'a düşülmüş dipnotlardan ibarettir diyerek belki biraz abartılı da olsa platon'un yarattığı impact'in boyutunu dile getirmektedir. bu filozof her ne kadar düşünceleri, felsefi diyalogları ve akademos'taki okulu ile hatırlansa da birazcık bahsettiğimiz üzere ilginç, kendisini anlamamız için elzem olan bir hayatı da bulunur; sokrates'in idamından sonra arkadaşı dion'un telkinleriyle sicilya'ya gider, syracusa tiranı dionysos'u eğitmeye ve ona rehberlik etmeye çalışır ancak sonunda ona sinir olan tiranın oyunuyla bir köle olarak satılır ve yine aktarılana göre bir arkadaşı tarafından satın alınarak kurtarılır. ardından dion'un da öldürüldüğünü öğrenir ve bir sarsıntı daha yaşar. bir yandan yunan toplumundaki aristokratik pisagorcu tarikat ile çok içli dışlı olur, mısır'ı ziyaret eder ve ciddi derecede matematik ve geometriye kafayı takar. gençliğinde idam edilen hocası sokrates'i baş kahramanı yaptığı diyaloglara pisagorculuğun da etkisiyle geometrik bir yapı kazandırır ve hocasını tam manasıyla overpowered denebilecek ahlaki bir süper kahramana çevirir. ortaya çıkan ürünler haliyle eşsizdir. platon'un sokrates'i her türlü mantık ağını çelişkiye düşürerek parçalayabilmekte ve kendi mantık ağını kusursuz şekilde empoze edebilmektedir. herkes aptal iken seçilmiş adam ve savaşçı sokrates artık platon'un dehasını konuşturabileceği edebi bir araç olup çıkmıştır. platon ayrıca abderalı demokritos'un amaçsız ve kaotik bir evren tasavvur eden atomist kainat teorisini öğrenir; bu sebeple demokritos'tan nefret eder ve bizim standart filozof stereotipimize yakışmayacak şekilde bu filozofun kitaplarını toplayıp yakmaya çalışır. ancak pisagorcu arkadaşları bu yakma niyetinin saçmalığını ona gösterip platon'u bu işten alıkoyabilmiştir. hazlardan ve tepkisel duygulardan arınmış çileci bir aklı önplana koyan platon'un aslında kendi duyguları tarafından ele geçirildiği ve diyaloglarında görülen o alaycı sokratik soğukkanlılığının dağıldığı yerdir burası ve bir takım antik yunanlılar arasında diyaloglarında abderalı demokritos'u doğrudan anmaması buna bağlanmaktadır. herkese diş geçirebildiği ve eytişimsel soruşturma ile çürüterek alt edebildiği düşünülen platon mevzu demokritos olunca maalesef teklemektedir; felsefi konularda sanıldığı kadar yenilmez değildir yani kendisi. neyse. şimdi onu aslında sokrates'in çok ötesine atan (ama bir yandan da sokrates'in inanç dünyasında hapsolmaktan kurtaramayan) felsefi düşüncesine biraz bakalım: idealar kuramına.

platon'un idealar kuramı esasında parmenidesçi ve sokratesçi düşüncenin bir füzyonudur. parmenides varlığı değişmez, mantıki, sezgisel ve parçalanmaz şekilde ele alır; öyle ki var vardır var yok olamaz gibi inanılmaz soyut totolojik ontolojik düşünme kalıpları ile tüm değişimi yadsıma ve illüzyon addetme noktasına gelmişti; sokrates ise ruhta keşfedilmesi gereken aslında tüm evrende geçerli ahlaksal doğrulardan ve kainatın insan için mükemmelliğinden söz ediyordu. platon bir yandan da heraklitos'tan her şeyin değiştiği fikrini görüyor ve değişime bizzat tanık oluyor; dahası değişim; var olma veya yok olma ile özdeşleştirdiği yozlaşmayı da açıkça görüyordu. platon işte burada korkunç bir hata yaptı. değişimi lanetli addetti; sokrates'in tüm kavramsallığına parmenidesçi sadece salt zihinle kavranabilen (veya diğer bir değişle sezilebilen) bir boyut yükledi. platon sürekli değişen, stabil olmayan, kaotik, yozlaşık, sözde lanetli bir tabiatı kenara iterek her şeye kendisinin rahatça karar verebileceği zihinsel; mantıktan veya mantığın matematik formundan beslenen hayali bir aleme sığındı. sanal ve içgörüsel olan ideaların yanında nesnel dünya ikinci bir taklit dünya olarak sınıflandırıldı. böylece hıristiyan tanrıbiliminden tutun komünist veya çıkarlar harmonisi ütopyalarından dem vuran marksist veya neoliberal idealizme kadar yüzlerce fantastik çalışmanın yolu açılmış oldu. marx'lar, fukuyama'lar tarafından tarihin sonu tezleri yazıldı. tarihin liberal ya da komünist bir toplum yapısında bir dondurucuya konulacağı ve değişimin duracağı varsayıldı. dahası deneyimleyerek mütevazi öğrenme geleneği toprağa gömüldü; soyutlanmış zihnin mutlak hakikate ulaşan gücü öne çıkarıldı. kesinliği olmayan bir şüphenin yerini kesinlik arayan samimiyetsiz (diyaloglarda dikkat ederseniz sokrates zaten oldukça iki yüzlü şekilde tartışmacılarını oyuna getirir ve soruları hep o sorar; tek taraflı yönetir) bir şüphe aldı. inanç bilimin yerine geçti. platon'un verdiği zarar yararları kadar büyük. bu gözden kaçmamalı.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
öğrencisi oluşunun da büyük katkısıyla sokrates okumalarını öyle incelikli yazmıştır ki diyalog yöntemiyle kendinizi felsefi tartışmalarının tam ortasında buluveriyorsunuz. henüz ortaokul çağlarında yüzeysel olarak antik yunan dönemi felsefe ve düşünürleri ilk araştırmaya başladığım dönemde okuduklarım karşısında aklımda hep antik tiyatro alanı içerisinde gerçekleştirilen açık oturum tarzı felsefi tartışma platformları belirmişti. bu tartışmalar mutlaka böyle ortamlarda yürütülmesi gerekiyordu çünkü. insanoğlunun geleceğine şekil veren bu felsefi akımlar evde bir kaç kişiyle ortaya çıkarılabilecek şeyler değil aksine belli bir tabanı olan birikimlerden doğan şeyler olmalıydı. mesela platon'un symposion kitabını okurken hayal ettiğim platformu gördüm diyebilirim. bir seyirci gibi antik tiyatronun orta tribününde bir yerde oturmuş, tiyatronun çeşitli yerlerinden gelen soruları ve ona verilen cevapları ve girilen diyalogları dinliyor gibi hissettim. bilginin niteliği, insanın bilgi ile olan imtihanı ve soru sorma yöntemiyle işlenen derin bir felsefi birikim platon ile yeniden üretilmiş gibi. nietzsche'nin antik yunan okumalarını bu kadar ciddiye alması ve yoğun araştırma yapması, dediği gibi üst insan idealinin vazgeçilmez şartlarından biri kesinlikle.
10 /