popüler kültür

1 /
favorius favorius
bir sefiller, bir savaş ve barış asırlar boyu okunmuştur, vivaldi beğenilerek dinlenmiştir çünkü evrensel insani değerler hitap etmişlerdi fakat bir harry potter acaba iki asır sonra okunacak mıdır, ya da bu boybandlar'in çoluk çocuğa karıştığında hala şarkı söyleyebildiklerini görebilecek miyiz sorunsalının altında yatan hede.
azwepsa azwepsa
son derece dinamiktir. herşey önce popüler kültür olarak karşımıza çıkar. kimisi tutulur ve kalır. bunu benimseyenler yenilenen popüler kültüre adapte olamazlar ve çoklukla tehdit altındaki vahşi hayvan saldırganlığını gösterirler. yapmamak lazımdır. çünkü derelerin akmasından kıllanmak gibidir. o dereler akar, sen de gider gider bir kova su alır yıkar, yıkanır, içersin. ama o dere akar.
finarod finarod
kitle kültürü anlayışı ya da diğer bir adıyla egemen kültür anlayışı, toplum içinde oluşup moda dediğimiz bir yapaylığa dönüşen tüketim çılgınlığıdır. akla gelen her şey bu döngünün içinde hakim unsurdur. beğeniler, tercihler, yaratılan yeni imajlar hep bir etkileşim ve kültürlerin birbirleriyle olan iletişimleriyle ilgilidir. iletişimsizlik ise kitle kültürü anlayışının en yaygın uygulanış sahasıdır. gelişmekte olan toplumlar televizyona bağlı topluluklardır, televizyon ne verirse alınır ve hemen benimsenir. altusser’in ideoloji vurgusu da buradan gelmektedir. halk başroldür ve yönetmen kapitalizmdir bu oyunda…

egemen toplum anlayışı, gündemi belirler, tartışır ve yeni forumlar ekler. bilinçsiz halk televizyonlardaki yozlaşmış ürünlerin alınmasıyla da daha bilinçsizleşir ve görevi eğitmek ve bilgi vermek olan televizyonların sapkınlığına destek vererek, toplumda yaygın olan kültürün yanlış şekillenmesine katkı sağlar.

aslında her şeyden kültürün tanımıyla başlamalı işe.. kültür en basit anlamıyla insanın yapıb ettiğidir. evet 21. yüzyıl içerindeyiz ve her gün yapıb ettiklerimiz farklılık gösteriyor. bu farklılık çok az miktarda eskiye bağlı olmakla birlikte, gelişen teknoloji ile daha yeni işler ortaya çıkıyor.

yeni ortaya konulan üretimler yeni fikirlere yol açıyor, adeta hayal gücünün sınırlarını zorlayarak insanın kendisini aşmasına neden oluyor. bu işin iyi tarafı. bir de madalyonun diğer tarafı var. işte bu durum kendini giderek yozlaşan toplum kavramının ortaya çıkmasıyla gösteriyor. globalleşme ya da küreselleşme de denilen bu kültür paylaşımı, değerlerin yok olmasına, fabrika tipi otomasyona yönelik bir seri üretime geçiyor ve ne yazık ki bu durum diğer kültür üretimine nazaran kendini daha çok hissettiriyor.

gelelim yozlaşmaya. günümüzde kitle iletişim araçları vasıtasıyla birçok şeye çok rahat ulaşabiliyoruz. etkileyen, yönlendiren, saptıran ve yaratan bir alan olan medya, günümüzde de üreten, egemen kültürün pazarladığı ve teknolojisi geliştikçe kontrol ve denetleme mekanizmalarını arttıran bir tele ekran görevi üstlenmiştir. bu ekran vasıtasıyla dördüncü güç diye adlandırılan medya, artık neredeyse birinci kuvvet halini almıştır.

medyanın bu düzendeki eğitici rolünün hiçe sayılıb, toplumların eğitilmemesinde ve eğitilmemesine yapılan katkıda başı çektiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. başka bir deyişle günümüz medyası artık toplumsal normları ve kültürü korumanın çok ötesinde ideolojik sistemlerin söylem aracı haline gelmiştir.
trouble everyday trouble everyday
içi boş bir balon. insanların beyinlerini uyuşturup, eğlence verdiği zannedilen ama boşluktan başka hiç bir getirisi olmayan, çoğu insanı da etkisi altına almış gereksizlikler bütünü.
chuck palahniuk'in deyimiyle tüketim toplumunun hastalıklı ve anlamsız yaşam biçimi.
thecaltac thecaltac
kitlelerin hafızasını ve beyinsel faaliyetlerini yormayan, tüketim çağının en doğal ürünüdür popüler kültür. elindeki malzemeyle tüketicilerini oyalar ve gerekli rantı sağladıktan sonra malzemeyi elden çıkarır.popüler kültürün hem tüketicisi hem de yakıtı olan halk ise çoğu zaman çelişkili bir tavır sergiler. hem bu kültüre rağbet eder, tüketir ve onu bilinçli veya bilinçsiz yüceltir; hem de ortaya çıkardığı olgu ve olaylara şiddetli tepkiler gösterir. misal:ata'nın cenazesinde kameralara saldıran gelinim olur musun programı müdavimleri.
kokulu battaniye kokulu battaniye
80 darbesi sonrası düşünce özgürlügünün kısıtlandıgı
bastırılmış, düşün(dürtül)meyen toplumumuzu oyalayıp vakit geçirmelerini sağlayan, kandırmacalı medya ve bununla birlikte daha bicok seyin bir anda patlama yaratıp ummadıgımız bi anda sönüp; coğunlukla insana birşey katmadığı gibi zamanını calan canavar..
neyleyimsenyoksaneğer neyleyimsenyoksaneğer
popüler kültür hayatımızın içine sızmış bir kavramdır. bugün pek çoğumuz hayatımızı popüler kültür ve değerlere göre yaşamaktayız. popüler kültürü tüketmekle desteklemekteyiz. bu tüketim, insanları yönetecek bir boyuta çoktan ulaştı. gerçek yaşamla aramıza büyük ve güçlü bir örümcek ağı örüldü.

dünyaya radyoların, televizyonların açısından bakıyoruz. "ben" olmak çok zor!
insanların yüzde doksanı aynı şeyleri düşünüyor, aynı şeyleri beğeniyor, aynı değer yargıları ile yaşıyorlar.her şeye bu "aynı" kalıp egemen. birey olmaktan vazgeçtik, bilinçsizliğimizi yönlendirdiğimizin farkına varamayacak boyutta.

bilinçsizliğin en büyük aracı kanımca popüler kültür. çünkü hayatımızı eline geçirmiş, güçlü bir araç popüler kültür.

hayata bir başkasının gözleriyle bakmak kişiyi kendinden ve gerçeklerden uzaklaştırır. "sorgulanmamış hayat, hayat değildir"-bu cümle sokrates'e aittir.-

bir ülkede düşünme eyleminden söz edilmiyorsa, sorgulama yokluğu egemense, o ülke insanı cehalete ve dolayısıyla bataklığa düşmekten kurtulamaz.

türkiye'de yaşayan insanlar,kendi topraklarında olan bitenden habersizken, kendi kültürlerini tam anlamıyla tanımıyorken tele vole ve benzeri programlar izlenme rekorları kırıyor. insanlar türkçe'yi yüz kelimelik bir dile dönüştürdü.

ömrünü müziğe adamış insanların kasetleri fiyasko bir satış rakamı ile harcanıyorken, iki dakika içinde uydurulmuş saçma sapan bir şarkı basın yayının desteği ile -onların deyimiyle- "büyük beğeni" görüyor.

düşünmek, üretmek ukalalık ya da anlamını bilmeden kullandıkları entellik oluveriyor. kavramlar çarpıtılıyor ya da kavramların içleri boşaltılıyor.

haberler, haber merkezinin bağlı olduğu şirket ya da holdingin çıkarlarına göre değişiyor; görelilik gösteriyor. haber merkezinin bağlı bulunduğu şirket ya da holding diyorum çünkü basın-yayında gözlemlenen bir olgu, uğur mumcu'nun da ısrarla üzerinde durduğu bir gerçekliktir: gazete sahiplerinin iş adamı olması, günümüzde yayın sahipleri de işadamıdır, basın özgürlüğünün holdinglerin yarışına araç yapılmasıdır.

uğur mumcu 20 nisan 1982 günü cumhuriyette yayınlanan yazısında "basın özgürlüğü, haberleri serbestçe elde edip yaymak ve her türlü düşünceyi yine serbestçe dile getirmek demektir. şirketleşme ve holdingleşme demek değildir" diyerek bu konuyu özetler.

kitle iletişim araçlarıyla yayılan kültürün bir başka amacı da mal mülk edinimini kışkırtmak, kullan-at ideolojisini yaymaktır. herkes kısa yoldan köşeyi dönmek; dizilerde, filmlerde izledikleri hayata ulaşmayı hayal etmektedir.

pop çağı kültürünün -can kozanoğlu'nun deyimiyle- bir başka yönü de benzeştiriciliğidir. bunu bireylere çeşitli kimlikler sunarak yapıyor. batılılık, doğululuk, apolitiklik, çılgınlık... gibi. bu kimliklerden özellikle milliyetçilik ve apolitiklik bir dogma olarak kabul ettirilir; kötü amaçlar için "kullanılacak" duruma getirilir.

popüler kültürün olumsuzlukları bu kadarla sonlanmaz. yazımda popüler kültürün en belirgin yanlarına değindim.

pop çağı kültürü, belirttiğim olumsuzlukların tek başına, bağımsız nedeni değildir.
egemen güçlerin amaçlarını yerine getiren bir araçtır. popüler kültür, sosyolojik ve politik (siyasi) alt yapı taşıyan bir kavramdır.

uğur mumcu'nun da yazılarında sıkça değindiği popüler kültür, basın özgürlüğünün tam anlamıyla sağlanması; basının toplumu, bilgilendirme amacına uygun olarak her konuda bilinçlendirmesi ve kitle kültürünün toplumsal adaletsizliğin sürüp gitmesi ile ne denli bağlantılı olduğunun gösterilmesi ile alt edilebilir.

artık kendimizi bilmenin, tarihimizi toplumumuzu bilmenin, "bilinçlenmenin" zamanı geldi. güdülmemek, kandırılmamak yok olmamak için;
bilinç, her zaman bilinç, iyiyi yaşamak için bilinç!

kaynak: www.genclik.cydd.org.tr
errant errant
tırnak içinde sadece "tercih meselesidir".
bazıları tarihte iz bırakmış yaşam tarzından, sanattan, olaylardan, siyasi hareketlerden ve klasik eserlerden etkilenir.
bazıları da içinde bulunduğu yaşam tarzından, sanattan, olaylardan, siyasi hareketlerden ve güncel eserlerden etkilenir.

şahsi kanaatim şudur ki; bu iki kesim için birinin diğerinden üstlüğü gibi bir saçmalık olamaz. çünkü benim nazarımda üstün taraf önüne konanı yemeyen taraftır. annesine "anne ya sofrada sadece bunlar mı var ben bi dolaba bakayım" diyen taraftır. o dolapta bir sürü yiyeceğin arasında annesinin sabah yaptığı puding de olabilir, babannesinin önceki gece yaptığı sütlaç da olabilir. bu noktadan sonra kimin neyi seçeceği beni alakadar etmez. önemli olan bir arayış içinde olmak ve ihtiyacına en iyi karşılığı verecek şeyi bulmaya çabalamaktır.

işte popüler kültürden nefret edenler, dolaba bakmadan babannelerinin sütlaçını tercih edenlerden sanki. çünkü babannelerinin sütlacı yıllardır aynı lezzete sahiptir ve güzeldir.
gönül ister ki; o popüler kültür düşmanları günümüzde yapılan güzel eserleri görmezden gelmesinler
ve gönül ister ki; onlar, ilerde torunları tatlı istediklerinde önlerine hem sütlaç hem de puding koysunlar.
ve hatta gönül ister ki; onların torunları yine önüne konulanlarla tatmin olmasın ve kalkıp dolaba baksın.

zaten bu sözlük hangi kültürün bir parçası ki?
deee mi?
gülümsün gülümsün
küreselleşme lakırdılarıyla bir toplumu kökünden kazımaya and içmiş akım.
bu konuda bilimsel bir çalışmam yok, eğitimim de bu konu üzerine değil ama içinde bulunduğum zaman, mekan ve toplulukları gözlemlediğim kadarıyla kendimce yorumum olan konudur popüler kültür. benim bildiğim kadarıyla kültür çok seslilik, farklılık, insan, din, dil ve ırkların birleşmesiyle meydana gelen zenginliktir. işte tam da burada anlam kargaşı yaşıyorum. popülerliğin sonuna kültür kelimesi eklenmiş ve kültürün bir alt dizini meydana getirilmiş. popülerlik tek düzeliktir. en azından bizlere dayatılan popülerlik kavramında şu var; giyim, kuşam, saç, baş, makyaj, dinlenilen müzikler, eğlenmek içi gidilen mekanlar, yenilenler, içilenler benzeşmeliydi diğerleriyle ve bu şekilde "in"(!!!) oluyorduk. eğer böyle yapmassak "out" oluyorduk. saygın insanlar olmak için trend(!)'lere uymamız gerekiyordu. abuk subuk şeyler moda ise kabullenmemiz gerekiyordu. yoksa mazallah yaşam alanımız daralır, depresyonlar geçirebilir, insanların gözünde zavallı düşebilirdik.
madem kültürden bahsediyoruz; e hani nerde benim doğusundan batısına kadar sofralarında değişik tatların bulunduğu yemekler, bölge bölge değişen kıyafetler, oyunlar, şiveler, gelenekler, görenekler? hani nerde kaldı zenginlik?
insanları şaşalı, dışardan boyanmış bir hayata hapsedip birbirine benzeyen tutsaklar haline getirenler ve bunların gardiyanlığını yapan sayın bekçiler; kendi kendime kültürü anlamaya çalışıyorum. diyorum ki; hani nerden geldiğini unutmadan, gittiği yerlere kendi kültürüyle gidip kabul gören, kendi kültürüne iğreti gözlerle bakmayıp bununla övünen, kişiliğini kazanmış bireyler; nerede o insanlar?
chixculub chixculub
popüler kültürün en çok etilediği kısım toplumun en savunmasız kısımı olan 15 yaş altı çocuklardır. nerden mi biliyorum? evimden bir beş metre ileride bir meydan muharebesi yapılmakta da ondan. öyle bildiğiniz silahları ntankları naskerlerin kullanıldığına benzemeyen cinsten hem de. muharebenin tarafları da yukarıda bahsettiğim yaş aralığında bulunan çocuklar. oynadıkları belki bir oyun. adı da belki şarkı söylemece. ama meydan muharebelerini aratmıyacak hengameye neden oluyorlar. karşılıklı iki ordu kendilerine ait şarkıları karşı tarafa kabul ettirmek adına bağırıyorlar. günümüzün anlamsız şarkılarını ezbere bilen her iki taraf birbirlerine diş bileyemiyince ordunun birinde yaşça daha büyük bir çocuk gidiyorum gündüz geceyi söylüyor karşı ordu bilmiyor türküyü ağzı açık nasıl oluyor da bilmiyoruz bu şarkıyı diyorlar. ve orada bitiyor oyun, yarışma, bana göre ise meydan muharebesi.
1 /