postmodern durum

kart horoz kart horoz
bir jean françois lyotard kitabıdır ve postmodernitenin sanıldığının aksine modernizm gibi bir akım değil, zorunlulukla içinde bulunulan bir durum olduğu temelinden yola çıkar. bu önermeye göre siz ne kadar da "postmodernizme karşıyım aga; ne o öyle çokanlamlılık, gözboyamacılık filan" derseniz deyin, içinde bulunmaktan kurtulamazsınız.

modernist duruma karşı çıkmanın ya da sonuçlarından kuşku duymanın gerçeküstücülükten sonraki ikinci durağıdır postmodern durum. lakin gerçeküstücülük, her ne kadar sonrasında gözden düşecek olsa da psikanalize, misal rüya çözümlemelerine dayandığından daha katlanılabilir ve daha asil bir yapılanması vardı. ürünlerinde, postmodernitenin kullandığı şiddet, anlamlandırmanın göreceliği gibi ögeleri çok daha yaratıcı kullanabiliyordu. postmodernite ise her şeyi bok etti (bu deyimden hoşlanmadıysanız yerine kitsch sözcüğünü de kullanabilirsiniz).

daha anlaşılır olması için şöyle anlatmaya çalışayım; bu süreç şöyle işledi: modernist yaşam biçiminin (kentleşme, fabrikasyon, yalnızlaşma, yabancılaşma) insanları bunalıma sürüklediğini, toplumsal yapının tuğlaları olan ailenin ortadan kalkmaya doğru gittiğini gören sermaye, bu yapı bozulduğunda ekonomi döngüsü de bozulacağı için yeni -aslında eski- bir önermenin peşine düştü. modernizmin aydınlanma döneminden bu yana temeli olan ve fakat her nasılsa insanı bulantı ve bunalıma götüren toplumsal evrim ideolojisi yerine şunu vadetti: "yalnız değilsin; köklerin var" yahut "umutsuz değilsin; tanrın var."

işte 1960'lardan sonra beliren, 1980'lerden sonra daha da hızlanarak toplumsal ve bireysel evrime dayalı öğretinin gözden düşmesine, ulus-devletlerin köküne kibrit suyu sıkılmasına, laik düşüncenin har vurulup harman savrulmasına neden olacak bu önerme yalnızlığıyla başa çıkamayan, sonsuz bir yaşamı olmadığı bilgisine katlanamayan modern insan için pseudo bir ilaç, bir placebo görevi gördü. genetikteki gelişmeler bile bu düşünceyi doğrular nitelikteydi: "asil kan, kendini nesillerine taşır."

böylece falcılara, hacı hocalara, gurulara, yani bilim dışı bütün yönelimlere ilgi arttı; kendini geliştiren insan yerine soylu ve kandan asil insanlara eğilim başladı; aristo'dan bu yana iki bin yıldır ilmek ilmek geliştirilen nedenselliğe, deneye, gözleme ve akla dayalı dünya görüşü yerini platoncu bir dünya dışı ideatik nedenselliğin açıklanamazlığına bıraktı.

zannımca insanlık iki bin yıldan bu yana en zavallı ve en kendini bilmez dönemini yaşıyor. işin garibi herkes bu durumdan şikâyetçi, ama herkes paylaşmaktan da hoşlanıyor. eleştirdiğimiz ne varsa gizli gizli ve haz alarak yapmaya da devam ediyoruz bir yandan.

şimdi diyecekler ki "sen de bu durumun içindesin ve senin bütün bu söylediklerin de aslında postmodern durumun bir ürünüdür." desinler; ben bildiğim gibi yaşamaya devam ediyorum. modernist yapılanmanın gerektirdiği gibi yalnız ve yabancılaşmış. bu nedenle kimsenin kanıyla, köküyle, otuyla, bokuyla ilgilenmiyorum. bu da benim modern sonrası durumummuş. olsun, ilgilenmiyorum.