propaganda bakanlığı

nautilus nautilus
doğru ismi için halkı aydınlatma ve propaganda bakanlığı, volksaufklärung und propaganda veya propagandaministerium,

amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek.

bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.


yargı devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkarı olmalıdır.


bana vicdansız bir medya temin et; sana bilinçsiz bir halk sunayım.


hristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır.

istediğimizi biliyoruz ve bildiğimizi de istiyoruz.

joseph goebbels
dumrul dumrul
nazilerinki şudur:




akp'ninki ise şu:




kuruluş amaçları aynı. neyin nasıl söyleneceği kadar neyin söylenmeyeceğini de dikte ediyorlar. ikisinin de bütçeleri hayli yüksek.

ilkinin başında çok zeki bir alçak vardı. ikincisinin başındaki ise iq 95 cahil bir yalaka...

ilkinin başındaki adam, ortada gerçekten bir darbe ve suikast teşebbüsü varken bile diyordu ki "bunlar çok tehlikeli sözcüklerdir ve devleti güçsüz gösterecek bu gibi söylencelerin çıkmaması için gayret etmeliyiz"

ikincisinin başındaki ise belediye seçiminden bile darbe çıkarma çabasında.

ilkinin başındaki eleman, reyisi devrildiği zaman karısı ve altı çocuğunu öldürüp intihar etti.
ikincisinin başındaki eleman, reyisi devrildiği zaman yeni gelen iktidarı herkesten daha çok yalayacak.
nils holgersson nils holgersson
adamlar ülkeyi kalkındırma sözüyle başladılar ama yedi sülalelerini kalkındırdılar. hal böyle olunca yalanları, ihanetleri gizlemek için zor kullanmaya, özgürlük alanlarını olabildiğince daraltma yolunu seçmeye mecbur kaldılar.

nazi almanyasını örnek alan çağdışı bir partinin sembolü.
alp34 alp34
hiç yabancı gelmiyor.
almanyada hitler de kurmuştu.
berlin düşmek üzere iken bu bakanlık moskova düştü,londra düşmek üzere diye halkı kandırmaya çalışıyordu.tek fark o zamanın haberleşme araçları kısıtlı ve devlet kontrolündeydi.şimdi internet var.o partiden maaş alanlar hariç yemezler.
dumrul dumrul
hitler'in bakanlarından biri istifa edecek olsa kimsenin ruhunun duymamasını sağlardı. tabii o zamanlar instagram olsa her şey başka şekilde gelişirdi.

ama "nasıl gelişirdi" üzerine çok fazla kafa yormamıza gerek yok, çünkü bu bakanlığın türkiye şubesine bakarak kolayca anlayabiliyoruz. istifa eden nazinin kendi gazeteleri bile hitler'den "olur" gelene kadar istifa haberini yapamazdı.

türkiye'de hala diktatörlük yok diye düşünecek kadar mal olan kimse kaldıysa yatakta tedavisi şart.
dumrul dumrul
arbeith macht frei

ya da

war is peace freedom is slavery ignorance is strength

evet neyin doğru neyin yanlış olduğunu yayınlayan uygulaması sayesinde propaganda bakanlığının işlevi kafamızda daha da netleşmiş oluyor. akp'nin 19 senelik iktidarından sonra hala bunları konuşmuyor olmamız lazım herhalde. kimin ne olduğunu, eğrilikten doğruluktan ne anladığını hepimiz biliyoruz değil mi? mars kolonisi de kurulmadı ki "mars'ta mı yaşıyorsunuz" diyelim.

neyse, konuda kalalım. konuda kalmak iyidir.

türkçede sadece bir cildi yayımlanmıştı ama baskısı kalmamış. ingilizcesi olanlar goebbels'in günlüklerini açsın okusun. doğru neymiş, yanlış neymiş, neler söylenirken kafaların içinden aslında neler geçiyormuş bir de öyle tartışalım.
dumrul dumrul
biz iletişim başkanlığı adı verilen şeye propaganda bakanlığı dediğimiz zaman bazı geri zekalı muhalifler telaşa kapılıyorlar. bu ev zencileri şöyle düşünüyorlar: "biz gerçekleri ifade edip de endişeli muhafazakarları çok da şey yapmayalım, böylece onları kafalarız bizim partiye oy verirler falan fıstık"

twitter.com

tam da bu kafayla kocaman bir palavra olduğunu cümle alemin bildiği, akplilerin de bildiği yığınla laf cambazlığı sanki dünyanın en doğru şeyiymiş gibi herkes tarafından dillendirilmeye başlanıyor. gerçekleri bilen muhalif de bu koroya katılınca ne olacak?

yalan, gerçeğin yerine ikame edilecek. öyle bir türkiye düşünün ki herkes 12 eylül darbesine karşı. 12 eylül darbecilerinin yaptığı referanduma "evet" diyen yüzde 92 de uzaydan geldi herhalde... 28 şubat keza... 28 şubatın bir takım baş aktörlerine bakıyorsun kendilerini 28 şubat mağduru ilan ediyorlar, en birinci 28 şubat karşıtları bunlar. sonra islamcılar hep mağdur edilmişler filan... sivas katliamını aziz nesin yaptı, turan dursunu bahriye üçoku filan da ateyizler öldürmüştür kesin... biraz dönüp bakınca bu kafalar yüzünden bir sürü genç insanın bu masallarla büyütülmekte olduğunu rahatça görürsün. ama bizim man kafalar kimin kıytırık bir seçimde kaç oy aldığının toplumsal gelişimin bir unsuru olduğunu zannetmeye devam ediyorlar. hayır anam, toplumlar belli zihinsel formasyonlar vasıtasıyla ileriye ya da geriye giderler. iktidar dediğin şey otoritesini koruyabilmek için toplumun üzerine çıkar, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir iktidar toplumu oluşturan unsurlardan biri olmamıştır. olamaz da. toplumun dışına çıkmadan onu yönetemezsin. bunu yapabiliyor olsan ona zaten doğrudan demokrasi denir.

iktidarların toplumlar üzerinde dönüştürücü bir etkisi olsaydı arnavutluktaki ateist oranı yüzde 1 değil yüzde 100 olurdu. rusyada yüzde 10 civarında sürünmezdi. iranda herkes müslüman olurdu. toplumlar kendi iç dinamikleriyle belli yerlere gelirler ya da gelemezler. iktidarların burada yapabilecekleri şey, zor aygıtları yoluyla sahte konsensüsler yaratmaktır. iktidarı, muhalefeti, sanatçısı, boku püsürü hep birlikte aynı palavraları sıkınca bu palavralara inanmayan sıradan vatandaş da o palavrayı tekrar etmeye başlar.

bugün hepimiz dünyanın şeklini şemalini az çok biliyoruz ama bunu bildiğimiz halde hep birlikte düz dünya masalı okumaya başlarsak yalnızca iki nesil içinde ortalık gerçek düz dünyacılarla dolar. gerçeklere sadık kalmak ve ne pahasına olursa olsun gerçekleri dillendirmeye devam etmek de bunun için önemlidir.

propaganda bakanlığının olayı ne? bizzat hitler ve goebbelsin çizdiği çerçeve dahilinde toplumu şekillendirmek. bahsettiğimi sahte konsensüslerin oluşmasını sağlamak... bunun en önemli aracı da iktidarın sopasıdır. polisi, yargısı, hapishaneleridir. gerçeği söyleyenin kafasına vur, yalanı yüksek sesle sürekli tekrarla. gerçekleri söyleyenler ortalıktan temizlenince ortada sadece yalanlar kalsın. pekii gerçekleri söyleyenler ortadan nasıl temizlenir? bir toplumda kaç kişiyi hapse atabilirsin? kaç kişiyi işinden gücünden edebilirsin? gerçekleri dilsiz bırakmanın biricik yolu otosansürü tüm topluma yaymaktır. herkes birden sus pus olmazsa herkesi içine alacak bir hapishane yok dünyada.

şimdi propaganda bakanlığının olayının ne olduğuna bir daha bakalım. bunun kökü, kökeni belli. propaganda bakanlığı nazizme has bir kurumdur. bunun apaçık ortada durmaması için de onu resmen "bakanlık" diye adlandırmıyorlar. neymiş? iletişim başkanlığı.

islam işbirliği teşkilatı enformasyon bakanları toplantısı yapıyor. teşkilata üye devletlerin propaganda bakanlarının katıldığı toplantıda türkiye'yi kim temsil ediyor? fahrettin altun. sıfatı ne? resmen bakan mı?

işte mevzu tam da bu. bu yüzden buna propaganda bakanlığı diyoruz. tabelada ne yazdığının bir önemi yok. bizler, şeyleri öz nitelikleri ve işlevleri üzerinden tanımlarız. diktatörlüğün bize dayattığı tabela isimleriyle değil. onun diliyle konuşmayız, her koşulda şeyleri kendi adlarıyla anarız ki diktatörlüğün aygıtları kafalarına göre at oynatamasınlar.

sözde muhalefeti de bu yüzden dilimize doluyoruz. biz bunları konuştuğumuzda "muhalefete muhalefet eden salaklar" olarak görülüyoruz bir yığın insanın gözünde ama sizin muhalefet sandığınız şey diktanın kendisini meşrulaştırmak için kullandığı bir aparattan başka bir şey değil.

sen bunu kavra, ondan sonra ne yapıyorsan yine yap. otosansüre devam mı edeceksin? et. seni zaten ben engelleyemem kardeş. diktanın çizdiği meşruiyet alanının içinde mi otlayacaksın? otla. seni ittire ittire o alanın dışına çıkarmaya benim gücüm yetmez. ama neyin ne olduğunu ve niye öyle yapılıyor olduğunu bil. bil ki "sahtekardı ama en azından geri zekalı değildi" diyebilelim. inan sahtekarlık geri zekalılıktan daha kötü değil. en azından bazı canlılar için sahtekarlık bir hayatta kalma stratejisi olabilir, en azından kendisine bir faydası vardır. geri zekalının kendisine de yararı olmaz.