protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu

gelirsemkal gelirsemkal
burada max weber kapitalizmin, karl marx'in dediğinin aksine, her yerde oluşabilecek bir evre olmadığını, avrupa'nin tarihselliği içinde açılanabilecek avrupa'ya has birşey olduğunu açıklamaya çalışır. yani avrupa'daki protestanlık ve bunun kültürel bağlamı anlaşılmalıdır ilk önce, kapitalizmi anlamak için. ilk kapitalizmin geliştiği yerler protestanların çoğunluk olduğu yerdir mesela.

protestanlığın en büyük özelliği, sermaye birikimini hedeflemese de kültürüyle buna sebep veriyor olmasıdır. mesela, evet kimse bilemez kimin cennete gideceğini, rahipler günah filan da affedemez. ama dünya ahiretin aynasıdır lafı buradan gelir. bu dünyada hali vakti yerinde olanlar allahın sevdiği kullardır. o zamaaaaaan der protestanlık, çok çalış sen de zengin ol, o zaman anlarız ki sen de cennete gidecen. ama lüks hayat, har vurup harman savurmak yasaktır. işte bu yüzden protestanlık sermaye birikimini mümkün kılmıştır, der max weber
earendill earendill
almancası "die protestantische ethik und der geist des kapitalismus" olan max weber kitabıdır. weber'in bu kitabı bugün için oldukça tartışmalıdır. protestan etiğin avrupa kalkınmasında başat bir rol oynadığını söylemektedir, buna karşılık protestanlığın aynı zamanda bir sekülerleşme modeli olması ve bizatihi kendisinin kalkınmanın bir sonucu olması daha muhtemel gözükmektedir. ilerleme, kalkınma ve ticaretin artması gibi olgular dinsel yorumlardan bazılarını dışlar ve başka bazılarını onların yerine koyar, çünkü insanlar "böyle olmuyor, demek ki din bunu emrediyor olamaz" derler genelde. katolik ve kapalı hatta yer yer çileci yaşam tarzı bu anlamda kalkınan ülkelerde protesto edilmeye başlamıştır, ve ticareti, zenginliği de makul bulan yeni bir hristiyanlık yorumu güç kazanmıştır demek çok daha doğru olacaktır. weber'in yorumu ise tam tersinedir, yani sanki protestan olmasalardı kalkınamayacaklardı gibi bir düşüncedir weber'inki ve oldukça lineer ve avrupa merkezli kalmaktadır, nitekim kalkınan hemen her coğrafyada din, ticareti ve zenginliği onaylayan şekillerde yorumlanmaya başlamaktadır. bu ne hristiyanlığa ne protestanlığa özgüdür. oysa bilinçli (intended) ya da bilinçsiz (unintended) anlamda bir nedensellik olduğu tartışmalıdır, ilk değişen din yorumu değil ilk değişen kalkınmışlıktır.

liberal demokrasiler de gene aynı şekilde kalkınmanın ve refah'ın bizatihi sebebi değillerdir, para kazanan ve harcayan güçlü bir burjuvazi ortaya çıkar, sonra bu kişiler harcama ve kazanma anlamında daha da çok serbestlik ister, çünkü işlerine gelen budur. o zaman o ülke liberal demokrasi olur. kendisi ve halkı fakir bir ülkede liberal demokrasi isteseniz de sesinizi duyurmaya gücünüz yetmez. kendisi ve halkı zengin bir ülkede de vatandaşları bastırabilecek hiç bir diktatör çıkamaz veya yerinde kalamaz. ilişki tersinedir yani. başka türlüsü, ki weber'in söylediği bir anlamda budur, bir tür avrupa ırkçılığı olur.
euromos euromos
kısaca," cenneti garantilemek için, çok çalışmalısın hacı, tanrının cennetine sokacağı şanslı azınlığa mensupsan eğer, bunu zaten mesleğinde başarılı olarak gösteriyor olmalısın.." diye düşünen protestan mezheplerini inceler.
(bkz: asketizm)
pakanajuhla of boreat pakanajuhla of boreat
ünlü alman düşünür max weber in teorisi. protestan ahlakına göre çalışıp çok daha iyisini yapmak yaratıcıya karşı ulvi görevimizdir. ona haksızlık etmemek için durmadan çalışmalı ve bir adım ileriye gitmeliyiz. mantıken kapitalizmde de aynı mantık var. daha çok çalıştırılan işçiler, daha az ödenen ücretler... sonuçta çok az bir giderle çok fazla daha adın atılmış oluyor. tabi işin etik kısmına hiç değinmemiş sağolsun weber...
malibumsu malibumsu
sosyoloji öğrencisi olan veya sosyoloji ile ilgilenen herkesin okuması gereken kitap.iş ahlakı ile mezheplerin derinlenmesine incelendiği bu kitapta vahşi kapitalizm den ve modern anlamda sömürüye birçok konu başlığı okunmaya değer.
olty olty
akla zarar puritan çalışma etiğinden bol bol bahsedilen bir kitap. konuya halihazırda aşina olan adama okurken sancılar çektirebilir kısalığına rağmen.
anarşistkedi anarşistkedi
sosyoloji, siyaset bilimi veyahut iletişim okuyanların mutlaka okuduğu kitaptır. özü itibariyle protestanlığın en büyük öğüdü şiar edinmiştir ve tanrı için bir şeyler yapmak istiyorsanız çalışın, daha fazla çalışın demiştir.

nitekim buradan hareketle de protestan ülkelerin her zaman katolik ve müslüman ülkelerin genelinden zengin olduğunu görüyoruz. sanayi devrimi ile de aralarında sıkı bağlar olan protestanların bu tutumu felsefi alanda da sık sık tartışılan meselelerden birisidir.
kesyapistirmikelanj kesyapistirmikelanj
bu puritanlar, seeker, quakerlar falanlar filanlar.. tüm bu toplulukların zenginleşme hikayeleri hep bana nedense özal dönemindeki zihniyete sahip tüccarları hatırlatıyor. üç kuruşun hesabını yapalım hem de deli gibi sömürelim şeklindeki kafa yapısı yani.

konuyla ilgilil olarak zülfü livaneli'nin yazısı: papa ye taksi şoförleri | zülfü livaneli | gazete vatan papa ye taksi şoförleri gazetevatan
ridiculus mus ridiculus mus
protestan ahlakı ve inancı, "çalışmak, sadece ihtiyacın olduğu kadar tüketmek ve kazandığını biriktirme"yi içerdiği için sermayenin oluşumunu da bu noktaya bağlar weber. bir sosyolog olarak toplumsal çözümleme yaptığını sanır ama tabii kendi şartlarına göre. aslında asıl öne sürdüğü şey egemenlik olgusu..
rserit rserit
sözlükçü bir arkadaşım okudu ve incelemesini yaptı.
genel olarak şöyle bahsediyor:

"ülkenin dini havası, kültürel yapısı kişinin meslek seçiminde önemli şekilde etkilidir. sermaye sahiplerin, işverenlerin, işçi sınıfının eğitim görmüş yüksek tabakası protestan özellikler taşır. katoliklerin protestanlara göre daha geride olduğunu söyleyebiliriz. weber bu durumun nedeninin katoliklerin asketik özelliğinden kaynaklandığını açıklar. katolikler kazanma güdüsü azdır, daha sakindirler. protestanlar ise bu özelliğin dışındadır ve bu özelliğe materyalizm ile cevap verirler. kitapta bu konuyla ilgili geçen "ya iyi yiyin, ya rahat uyuyun" sözü bu durumu özetler. katolikler rahat uyumayı protestanlar ise iyi yemeyi tercih eder.
bugün dünyada ahlak görünümü altında ortaya atılmış bir düşünce vardır "kapitalist ruh". bu "ruh" kilisiye tam anlamıyla karşı olmasa da kayıtsızdır. din onlara insanları dünya işlerinden uzaklaştıkları araç olarak görünür. kapitalist sistemin istediği budur. sistemin böylesine işine ve mesleğine kendini adayan insanlara ihtiyacı vardır.
protestanlara göre meslek kavramı önemlidir. protestanlara göre dünyadaki görevimiz yani mesleğimiz dünyevi konumumuzun iyi olmasını sağlamaktır.
kitap kapitalizmin ruhunun protestanlık düşüncesiyle bağdaştırmış. kapitalizm ile protestanlık öğretileri arasında bağ kurmuş bunu birçok öğretiyle örnekler sunarak açıklamış. protestanların yaşam amacıyla yani meslek kavramıyla kapitalizmi bağdaştırmıştır. sermaye sahiplerinin ve işveren sınıfların genelde protestan olmasını onların kazanma, kendisine yetenden daha fazla kazanma güdüsünden kaynaklandığını savunmuştur.
kitapta önemli gördüğüm ve kitaptan alıntı yaptığım noktalar:
1.bölüm: sorun
mezhepler ve sosyal tabakalaşma:
1. sermaye sahipleri ve işverenler, hatta işçi sınıfının eğitim görmüş yüksek tabakası özellikle çağdaş işkollarında yüksek düzeyde teknik ya da ticari eğitim görmüş personel protestan özellikleri taşır.
2. protestanların sermayedeki gücü mülkiyetten ve çağdaş ekonomideki yönetici durumları bugün kısmen onları devraldıkları tarihi bir mirasla açıklanabilir.
3. katoliklerin kendileri arasında, özel olarak teknik alanda, iş ve ticari mesleklerde hazırlayıcı yükse okul mezunlarının oranı çok çarpıcı bir biçimde buralardan mezun olan protestanların oranının çok gerisindedir ama katolikler insan bilimlerini öğreten okullarından sağladığı eğitimi tercih ederler.
4. protestanlar yüksek uzman işçi basamaklarını ve yönetici kadrolarını doldurmak için fabrikalara akın ederler. bu durumdan şu nedensel ilişki ortaya çıkar: " ülkenin dini havası ile çevresinin yönlendirdiği eğitim ile kazandığı ruhsal özellikler, kişinin meslek seçimini ve daha sonra ki mesleki kariyerini etkilemektedir."
5. katolik' in büyük öte-dünyalığı en yüksek idealini ortaya koyan asketik özelliği(boş zaman, mal ve mülk edinmekten kaçınmak) yandaşlarına bu dünya nimetlerin karşısında büyük bir umursamazlık içinde olmayı öğretmiş olmak.
6. protestanlar bu asketik özelliğe materyalizm eleştiri ile cevap veririler.
7. iki mezhep arasında ekonomik yaşam karşısında ki yaklaşımları şöyle ifade edilmiştir: " katolik daha sakindir; daha az kazanma güdüsü ile donatılmıştır; çok az geliri olsa da olanaklı en emin yaşam biçimini, ona onur ve zenginlik getirebilecek tehlikeli ve heyecanlı yaşam biçimine tercih eder.
8. " ya iyi yiyin ya da rahat uyuyun" sözünden hareketle protestanlar iyi yemek isterler katolikler ise rahat uyumak.
kapitalizmin ruhu:
1. benjamin franklin şu cümlelerle bize "kapitalizmin ruhu" nu dile getirir:
" şunu unutma: zaman paradır. her gün çalışarak emeğinin karşılığı olarak on şilin kazanabilen ve yarım gün de gezinen ve yahut odasında yan gelip keyfince yatabilen biri, kendi zevki için sadece altı pens harcarsa bunu bile hesaplamalıdır. bunların yanında beş şilin daha harcamıştır. ya da daha fazlasını sokağa atmıştır.
şunu unutma: kredi paradır. bir insan ödeme yaptıktan sonra bile parasını bana teslim etse, faizi bana armağan etmelidir. ya da o zamana kadar benim kullanabileceğim kadarını bana hediye etmiş olur. bir insan iyi ve büyük bir krediye sahipse ve bunu güzel ve faydalı bir şekilde kullanıyorsa önemli bir miktara ulaşabilir.
şunu unutma; para üretime güç veren verimliliği arttıran yapıdadır. para parayı üretir. ondan elde edilen daha fazlasını ve daha fazlasını üretir. beş şilin katlandığında altı şilin olur. tekrar döndürülerek yedi şilin, üç pens ve yüz pound olana kadar bu böylece devam eder. elde sahip olunan para daha fazla olduğu sürece her dönmede daha fazla para üretir. böylece faiz her seferinde daha fazla yükselir. ana domuzu öldüren bin nesli birden yok etmiş olur. beş şilini öldüren onun üretebileceği her şeyi öldürür. hatta bütün sterlin hesabını.
şu atasözünü unutma, iyi bir ödeyici, herkesin cüzdanının efendisidir. aldığını söz verdiği zamanda ödemesiyle tanınan biri, arkadaşlarından o anda ihtiyacı olmayan parayı her zaman ödünç alabilir.
bu bazen çok işe yarar. çalışkanlık ve ölçülülüğün yanında, genç bir adamın bütün ticari işlerinde, ilerlemesini sağlayacak dakiklik ve adaletten daha önemli başka bir şey yoktur. o zamana söz verdiğin gibi, ödünç parayı gereğinden bir saat fazla bile elinde tutma! arkadaşının kızgınlığı, cüzdanının ağzını tamamen kapamasına neden olmasın.
kişi kredisini etkileyen en önemsiz eylemleri dikkate almak zorundadır. sana inananlarının sabahları saat 5' te ya da akşamları saat 8'de çekicinin vuruşlarını duymaları onları altı ay mutlu kılar; fakat eğer işinin başında olman gereken saatte bilardo masasının başında görülürsen ya da sesin meyhaneden gelirse, o zaman ertesi sabah sana yekunu hatırlatırlar ve sen daha parayı kullanmadan geri isterler.
bunun dışında, bu şunu gösterir: borçlarına sadıksan, bu durum senin şerefli bir insan olduğun kadar sorumlu biri olduğunu da gösterir; bu da senin kredini arttırır.
sahip olduklarını mülkiyetinde tutmaya ve ona göre yaşamaya dikkat et. kredisi olan birçok insanın içine düştüğü yanılgı budur. buna engel olmak için, gelir ve giderini tam olarak hesapla. bir kez ufak şeyleri de hesaba katma zahmetine katlanırsan, şu iyi sonuç ortaya çıkar. küçük giderlerin nasıl büyük yekunlara ulaştığını fark edersin ve neyin tasarruf edilebilmiş olacağını, gelecekle neyin tasarruf edilebileceğinin görürsün.
akıllığın ve saygı değerliliğin ile tanınan bir insan olduğunu farz ederse, yıllık 6 sterlin için 100 sterlini kullanabilirsin. günde boş yere bir kuruş harcayan yılda 6 sterlini ziyan etmiş olur ve bu da 100 sterlinin kullanımının fiyatıdır. her gün zamanının bir pens değerindeki bir kısmını harcayan (ki bu ancak birkaç dakika yapar) başka bir hesapla bir tam günü ve yıllık 100 sterlin kullanımının sağlayacağı yararları kaybeder. zamanının beş şiline eşdeğer olan kısmını harcayan, beş şiline rahatlıkla denize atabilir. beş şilin kaybeden, sadece toplamı kaybetmekle kalmaz, iş alanında o paranın dönüştürülmesiyle kazanılabilecek her şeyi kaybeder; bu da genç bir adam yaşlanana kadar oldukça büyük ve anlamlı bir yekuna ulaşır."
2. franklin' e göre bu erdemler, diğer bütün erdemler gibi bireye somut olarak yararlı ve yalın görünüşünün yerine geçip, aynı işi görüp yeterli oldukça, yararcılık ve eylem alanında kaçınılmaz bir sonuçtur. almanların ve amerikancılığın erdemlerini, "ikiyüzlülük" olarak algılama alışkanlıkları, burada şaşırtıcı bir biçimde kanıtlanmış görünür.
3. eğer neden " insandan para kazanılacak" diye soran olursa benjamin franklin bu soruya incil' den alıntı yaparak cevap verir: " mesleğinde azimli olan birini görürsen, o kralların önünde durmalıdır."
4. artık ortaya konulmuş bir "ahlak" görünümü altında ve kurallara bağlı yaşam biçimi anlamında orta çıkan "kapitalist ruh" un ilk önce mücadele etmek zorunda olduğu düşman, gelenekçi olma olarak adlandırılabilecek her çeşit duygu ve davranıştır.
5. çağdaş işverenin, işçilerden olanaklar dahilinde olabilecek en yüksek verimi elde etmek ve işin yoğunluğunu arttırmak için başvurduğu teknik araçlardan biri, parça başı işe ödenen ücrettir.
6. karın artışı ve yoğun işgücünün yardımı ile hasattın kaldırılış hızında işverenin karı, genelde, hep daha fazla olduğundan işçinin parça başı iş ücretini arttırma yoluyla, insanlar doğal olarak tekrar tekrar, çok kısa zamanda alışılmışın dışında yüksek ücret elde etmeye; kendi iş yeteneklerini arttırmaya ilgi duydular. yalnız, burada bir zorluk vardır parça başı iş ücretlerini arttırmak, aynı süre içerisinde üretimin artması yerine azalmasına neden olmuştur, çünkü işçi, ücretinin yükselmesine, günlük üretimi arttırarak değil, azaltarak cevap vermiştir. incil' de dile geldiği gibi "ona yeter" diyerek bununla yetinir. daha az çalışmak daha çok kazanmaktan daha cazip gelmektedir; olanakları içinde bile olsa "en fazla çalıştığımda günde ne kadar kazanabilirim" diye sormaz tam tersine daha önce kazandığım ve benim geleneksel ihtiyaçlarımı karşılayan parayı kazanmak için ne kadar çalışmam gerekir diye sorar.
7. insan doğal olarak para ve daha fazla para kazanmaya alışık değildir, tersine sadece yaşamaya ve bunun için gerekeni kazanmaya alışıktır.
8. uğraşmak zorunda olduğu işçiler(kapitalist bakış açısından) "eski kafalı" oldukça da bugün bu durumda daha fazla karşılaşmaktadır. şimdi geriye şu kalıyor ücret yükseltilerek "kazanma güdüsü" ne yapılan uyarı sonuçsuz kaldığını göre hemen tam tersi yol denenmelidir. ücreti düşürerek işçiyi, eski kazancına ulaşabilmesi için daha çok çalışmaya zorlamak. bu yolu kapitalizm baştan beri defalarca kat etmiştir.
9. yüzyıllardır düşük ücretin "üretken" olduğu inancı geçerliliğini korumuştur. "halk yalnızca fakir olduğu sürece çalışır."
10. kapitalist gelişimin yardımcısı olan düşük ücret, herhangi nitelikli işgücüne bağlı mal üretimi söz konusu olduğunda ya da kolay bozulabilen ve pahalı olan makinelerin kullanımında ve genellikle büyük bir dikkat ve karar verme yetkisi gerektiğinde başarısızlığa uğrar. bu durumda düşük ücret karlı olmaz ve etkisi beklenenin tam tersi olur. burada gelişmiş bir sorumluluk duygusu mutlak biçiminde gereklidir. burada gelişmiş sorumluluk duygusu mutlak biçimde gereklidir. üstelik en üst düzeyde rahat edip, en alt düzeyde çalışarak alışılmış ücret nasıl kazanılır sorusundan kendini, en azından iş sırasında, kurtarmış bir düşünce biçimi de genel olarak gereklidir; sanki içinde mutlak amaç imiş gibi yapılan iş, "meslek" haline gelir. ama bu tür bir düşünce biçimi doğal değildir. bu duygu doğrudan doğruya ne yüksek ne düşük ücret yoluyla ortaya çıkabilir, ancak uzun süren bir eğitim sürecinin ürünü olabilir.
11. yaşam biçimi ile dini çıkış noktaları arasındaki ilişki düzenli bir şekilde eksiktir; ilişkinin olduğu yerlerde de en azından almanya' da olumsuz eğilim gösterir. "kapitalist ruh" taşıyanlar bugün kiliseye tümüyle karşı olmasalar da kayıtsızdırlar. cennetle ilgili can sıkıcı temalar, onların neşeli kişilikleri uyuşmaz; din onlara, insanları bu dünyanın işlerinden uzaklaştıran bir araç olarak görünür. onların bu durmak bilmeyen koşuşturmalarının anlamı; sahip olduklarıyla neden hiçbir zaman yetinmedikleri sorulduğunda, eğer cevap verebilirlerse şöyle derler: "çocukların ve torunlarının geleceğini düşünüyoruz."
12. kapitalist ekonomik sistemin para kazanmasına mesleğine insanlarının kendilerini böylesine adamlarına ihtiyacı vardır. kapitalist ekonomik düzen yapılan bu düzene uygun olarak ekonomik var olma savaşında yaşama koşullarıyla sıkı bir bağlantı içinde olan dış mallarda bir anlamda orantı içerisindedir. günümüzde "servet toplayıcı" yaşama biçimi ile homojen bir dünya görüşü arasında bağlantının varlığından şüphe edilemez. bun anlamda aslında her hangi bir dinin desteğine ihtiyacı yoktur. kilise kurallarının ekonomik yaşam biçimini etkileme girişimlerini devlet yasalarının onun kurallarını haksız ve yersiz el atması ile eş değerde görür.
13. yaşam biçiminde kapitalist başarının koşullarına uyum sağlayamayan ya yok olur gider, ya da hiçbir şekilde gelişim gösteremez.
14. dinin yasalarında yer alan ve bir zamanlar gerçek değerde görülen ve tüccarların eylemleri için kullanılan "deo placere vix potest(tanrı zor yoldan yapılanı sever)" cümlesi ve ayrıca thomas'ın kazanma güdüsünü "turpidito(aşağılık)" olarak görmesi (bunun içinde kaçınılmaz olan ve ahlaki onay almış olan kazanma da girerdi.) oldukça geniş bir çevreye yayılmış olan servet toplama fikrinin karşısındaydı.
luther' in meslek kavramı
araştırmanın amacı
1. almancadaki "meslek" sözcüğünde ve yine aynı şekilde belki daha açık bir biçimde ingilizcedeki calling sözcüğünde dini bir anlam olduğu, yanlışlığa yer vermeyecek kadar açıktır. sözcüğü tarihi olarak ve kültür dilleri içinde izlersek, her şeyden önce şu görülür: büyük çoğunluğu katolik olan halklar, bizim "meslek"(yaşamın amacı ve sınırsız çalışma alanı anlamında) dediğimizde benzer bir ifadenin vurgusunu neredeyse eskiçağ klasikleri kadar az bilirlerken, büyük çoğunluğu protestan olan halkların hemen hepsinde bu kavram vardı.
2. böylece "meslek" kavramı protestan mezheplerin o temel dogmasını dile getirir. oysa hristiyan ahlak buyruklarının dinsel öğüt olarak katoliklerce yapılan ayrımı, bunu dışarda bırakır ve tanrı tarafından kabul edilen yaşam biçiminin tek amacı olarak da dünyevi ahlakın bir manastır asketizmine geçişini değil, dünyadaki konumunu oluşturan dünyevi ödevin yerine getirilmesini bilir; bu şekilde, bu onun "mesleği" olur.
3. aquina'lı thomas gibi dünyevi işlerin, tanrı tarafından istenmiş olmalarına karşın bedenle ilgili olduğunu, inanç duygusunun kaçınılmaz doğal temeli olduğunu, ama yeme içme gibi, ahlaki açıdan, kendi içinde kayıtsız olduğunu düşünürdü. fakat tek inanç düşüncesinin sonuçları içinde kendini ortaya koyuşuyla ve manastırın "şeytanın buyurduğu" katolik "evanjelik hukuk düzenine karşı artan kesin vurgu ile mesleğin anlamı önem kazandı.
4. dünyevi meslek yaşamı ile ilgili bu ahlaki nitelendirme, reformun en ağırlıklı etkinliklerinden biriydi ve bunun özellikle luther içinde geçerli olması, aslında hiç şüphe yok ki, boş laf olarak görülebilir.
5. luther' e göre meslek insanın kendini ona uydurmak zorunda olduğu ve tanrı buyruğu olarak kabul ettiği şeydir. bu anlayış var olan başka bir düşünceyi de bastırdı o da şuydu: meslek çabası tanrının verdiği ödev ya da daha doğrusu tek ödevdir.
2.bölüm: asketik protestanliğin meslek ahlaki
dünyevi asketizmin dini temelleri
1. asketizm: dinde "ruhun kurtuluşu" nu "dünya nimetleri" neden uzaklaşmakta arayan ve kendini "ruhani amaçlara" adayan görüş; "münzevilik ya da "çilecilik".
2. asketik protestanlığın başlıca dört tarihi taşıyıcısı vardır: kalvinizm, pietizm, methodizm, baptist hareketinden doğan tarikatlar.
asketizm ve kapitalist ruh
1. ahlaki olarak itiraz edilecek şey, mülkiyetin sağladığı rahatlık, zenginliğin, tembelliğe ve bedensel zevklere yol açan zevki, hepsinden önemlisi de "kutsal" yaşamı elde etme çabasından ayrılmasıdır. mülkiyet yolmaca bu rahatlık tehlikesini beraberinde getirdiği için şüpheyle karşılanmıştır. çünkü "azizlerin ebedi huzuru" öte dünyadadır, fakat kutsanmışlıklarını garanti edebilmek için insanlar bu dünyada "gündüz olduğu sürece onları gönderenin işlerini yapacaklardır." tanrının kendi şanını arttırma ile ilgili açıkça görülen dileğine, boş zaman ve zevk ile değil, sadece çalışma ile hizmet edilir. zamanı boşa harcama bütün günahlar içinde ilk ve ilkece olarak en ağır olanıdır. insanın kendi mesleğini "kesinleştireceği" yaşam süresi çok kısa ve değerlidir. toplumsal yaşam içinde içinde zaman kaybı, "boş konuşma", lüks, sağlık için yeterli olanından fazla uyku ahlaki açıdan mutlak olarak itiraz edilecek konulardır. benjamin franklin' in dediği gibi "zaman paradır" anlamına gelmez. bu önerme, bir ölçüde manevi anlamda geçerlidir: zaman sonsuz denilecek kadar değerlidir, çünkü kaybedilen her saat tanrının şanını arttırma hizmetinde ki çalışmadan çalınmıştır.
2. baxter' in temel eserinde hep tekrar edilen bazen tutkulu bir biçimde istenen zor ve sürekli bedensel ya da ruhsal meslek vurgusudur burada iki güdü birlikte iş görür. öte yandan iş batı kiliselerinde her zaman değerli olan ve yalnız doğudakilere değil, bütün dünyadaki manastır kurallarına karşı kesin bir karşıtlık içinde olan, kabul görmüş asketik bir araçtır.
3. "mesleğinde var gücünle çalış." fakat meslek, her şeyden önce, yaşamın tanrı tarafından yazılmış amacıdır. aziz paulus'un "çalışmayan yememelidir" cümlesi herkes için geçerlidir. işe karşı isteksizlik, kutsanmışlık durumunun eksikliğinin işaretidir.
4. varlıklı olan da asla çalışmadan bir lokma yememelidir; çünkü ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması gerekmese bile fakirler gibi onun da boyun eğmek zorunda olduğu bir tanrı buyruğu vardır. çünkü tanrının öngörüsü, istisnasız bütün insanların için kabul edeceği ve çalışmak zorunda olduğu bir meslek hazırlamıştır ve luthercilikte olduğu gibi bu meslek boyun eğecek ve insanın kendini geliştirmesine yarayacak ilahi bir takdir değildir, tanrının bireylere onun şerefi için çalışmak üzere verdiği bir buyruktur."

weber reiz'e saygılar.