queens of the stone age

1 /
spitfire spitfire
genelde insanlar parça adlarını öğrenip grubu unuturlar, işte bu grup benim için tam tersi konumdadır. tüm parçalarını oturup aynı zevkle dinyelebildiğim gayet istikrarlı adamlardır ve grup adı parça adının önündedir.
chev chelios chev chelios
şarkılarındaki tadı başka hiç bir grupta* bulamayacağınız, canlı performansları aşmış, gelip yeni melekte süper bir konser vermesini dört gözle beklediğim, an itibariyle sex, drugs, rock n roll un en kral temsilcisi grup.
strateji strateji
rock'ın bu son dönemde evrimleşen yeni modelinin en başarılı temsilcileri. öyle ki "abi ben metal sevmem. kafam şişiyor." diyen adam bile rahatlıkla dinleyebilir bu elemanları. öyle garip bir büyüleri var.
luna luna
josh homme yıllar önce bir röportajında soundlarını ''kızlar için yeterince yumuşak,erkekler için yeterince sert'' diye yorumlamıştı.hakikaten de kaba bir gitar tonunu çok dokunaklı bir vokalle birleştirebilmiş bir grup qotsa.bu karışımla,en sert şarkıları bile olsa insanı alıp başka bir yere götürüyor.
laein laein
sene oldu 2012, adamlar hala cayır cayır albüm yapmaya devam ediyor. yeni albüm yoldaymış. bak bu kaç oldu, hala buralara gelmediler. neden gelmiyorlar abi, kimse çağırmıyor mu ki acaba. çağıracağımız bir platform mu oluşturulamıyor. anlamıyorum ben. ya dünya üzerinde ne kadar dar deri pantolonlu çığırtkan adam varsa geldi, gelmediyse de ya ölmüştür ondan gelememiştir ya da eli kulağındadır, 3 vakte kadar gelecektir. lakin bi josh homme, jack white, dave grohl falan, bu adamlara bi acı kahvemizi içiremedik. sikeyim. vincent cavanagh'a şehrin anahtarını verdiler, adamlar burada verdikleri konserlerin parasıyla, esenyurtta girdikleri kooperatifin borcunu ödediler, seneye hepsi ev sahibi olacak. kooperatif diyorum, düşün.

hayır hadi kendileri gelmedi, bir grup insan çıkıp da no one knows'un ötesinde bir parçasını coverlayacak olmadı, nebleyim bir tribute band'ini kurmadı. olm manyak mısınız. birileri çalsa da şunların parçalarıyla azıcık eğlensek ya. amınakoyim. ne biçim bi memlekette yaşıyoruz.

vallahi klapaucius istiyorum. lazım oldukça fıt-fıt yazıcan böyle. sonra gez ülke ülke, git konserlere, dinle istediğin herkesi, gör her şeyi. ömür geçsin. öyle geçsin. of. neler neler yapasım var esas.

evet bu başlıkta laein'den "birtakım şeylere çok pis sinirlenip hırsını başka şeylerden çıkarmaca" adlı güzide oyunu izlediniz. ilerleyen günlerde yine çeşitli başlıklarda bahsedilmiş yersiz konularla görüşmek üzere. herkese iyi geceler.
boş vaktim vardı boş vaktim vardı
türkiye'de pek az bilinen çok değerli alternatif rock grubu. tarzları grunge'dan biraz daha sert gibi, grunge'dan etkilenmişler ama ona kesinlikle bağlı kalmamışlar. bir de grunge akımı söndüğü zaman kurulmuş bir grup tabii. şarkıları uzun sololara meyilli, genellikle konserlerde uzun uzun jam yapmaya uygun işler çıkarıyorlar. ve biliyorum ki tüm bunlar türkiye'deki metal, hard rock seven güruhun sevdikleri şeyler. ama grup her nedense türkiye için biraz yeraltında kalmış.

oluştuğu çevreden* dolayı sıradışı bir tarzları var (bkz: stoner rock). arada meksika ezgileri duymak mümkün. bu nedenle bu yazdıklarımı okuyup grubu dinlemeye başlayacaksanız farklı beklentiler içine girin. josh homme çok fazla farklı sanatçıyla çalışmış bir adam (aralarında unkle bile mevcut) ve bu durum grubun sürekli yeni, taze kalmasını sağlıyor. böyle gruplara az rastlanır.

ilk defa dinleyeceklere if only, feel good hit of the summer, no one knows ya da in my head gibi çok bariz şarkılar yerine (bunlar zaten "qotsa" deyince ilk akla gelenler), the blood is love, you can t quit me baby veya walkin on the sidewalks gibi şarkılarını ve özellikle de bunların canlı performanslarını öneririm. youtube'dan kısa bir araştırmayla bunları bulmak mümkün. performansları görünce insan afallayıp kalıyor.

dinleyin, dinletin, yayın ki bu adamların türkiye'ye gelmeleri olasılığı artsın. tek derdim o.
1 /