rabindranath tagore

1 /
saki saki
medeniyetlerin doğuş noktası hindistan, tüm ideolojilerin beslendiği kadim kıta. bu kıta yüzyıllardır benliğini arıyor. 19. yüzyıl sonları. hindistanda ki tüm inançlar insanın isteklerine karşı tıkanmış, yeni devrin gereklerine cevap veremiyor, insana rağmen yaşamaya devam ediyor. ingiliz esareti yılları. hindistan açlık sefalet ve cahillikle kıvranıyor. hindistandan bir ses yayılıyor dünyaya; rabindranath tagore.

tagore, 1861 daki doğumundan 17 yaşında hukuk eğitimi için ingiltere’e gidişine kadar hindistan’ın en köklü ve zengin ailelerin birinin içinde çok iyi bir eğitim alarak, ingiliz sömürgesi bir ülkede, vatansever bir hintli olarak yetişiyor. anlama, kavrama ve yaşama ekseninde şiir, tiyatro, resim ve müzikle ilgileniyor. ingiltere yıllarında hindistanın teknolojik geriliğine daha yakından şahit oluyor. bu gerilik, geriliğin getirdiği aşağılık kompleksi ve ardından gelen çaresizlik ancak eğitimle aşılabilirdi.

eğitim, tagore için kurtuluşun mayasıydı. ama eğitim milleti kökünden uzaklaştırmamalıydı. batının teknolojisi, tıbbı, fenni alınmalıydı kültürü değil. her millet kendi kültürünü yaşamalıydı dışarıdan gelen unsur milleti ancak taklitçi yapardı. bir mektubunda oğluna diyordu ki: “ iyilik ve kötülük kavramlarını aklından çıkarma, başkalarının sözleri, eylemleri seni etkilemesin. modern dünyanın göz alıcı yapaylıkları seni bozmasın. yalın ve düz bir yaşam sür, zenginin sarayına da, yoksulun kulübesine de gönül rahatlığıyla, açık alınla gir. hindistan’ın dışı yoksul içi zengindir ona göre yaşa.” 1901 yılında shantiniketan’ı kurdu. shantiniketan (sulh yuvası) artık hayatının büyük bölümünü geçireceği bir sığınaktı. çalışmalarını orada yapıyor kitaplarını orada yazıyor, şiirler neşrediyordu. shantiniketan sadece kendi için bir barınak değildi, herkese açıktı shantiniketan’ın kapısı. shantiniketan da her inanca saygı gösterilir, insanlar orada benliklerini korur, üst düzeyde eğitim alırlardı. bir şiirinde diyordu ki “ gelin çiçek toplayın bahçemden/ serindir ağaçlarımın gölgeleri/ gel/ gel testini dolduracaksan/serindir gönlüm, derindir de.” bu çağrıya büyük kitleler kulak veriyordu. yurdunun çocukları sarıyordu çevresini, başka yurtların çocukları, sömürge milletlerinin çocukları. gandhi güney afrika sürgününde shantinikethan’ın bir benzerini orada kuruyordu. 1915 yılında yeni öğrencileri geliyordu tagore’un bağrına kara kıtadan. shantinikethan artık bir tekkeydi bir dergah, pozitif bilimlerin yanında güzel sanatların her çeşidinin çalışıldığı bir akademi.

shantinikethan’a duyulan ilgi tagore’ u yalnızlaştırıyor o da içe kapanıyordu. doğaya dönüyordu. toprağa şükrediyor ona aşkla sarılıyordu. bahçivan da kendini köle yerine koyuyor kraliçesine “ senin avare günlerinin tüm işleri/ sabahları gezindiğin taze çimenliği taze tutmak benim işim olsun/ orada ayaklarını her adımda övgüyle karşılasın tüm çiçekler, senin için ölmeye can atan” diyordu. şiirlerin de güneş, ay, bulut, ışık, çakıl taşları, dalgalar gibi unsurlara geniş yer veriyor onlarda sonsuzluğu arıyordu. ölümü sonsuzluk olarak görüyor. “bu yaşamı sevdiğim için ölümü de seveceğim/ biliyorum” diyordu. karısının, iki kızının ve sonra oğlunun acısında tatmıştı ölümü zaten. şiirlerinde de aşk, acı, hasret diyor ama sonunda gelen güneşe hayranlığını gizlemiyordu. hayatı tam ortasından kavrıyor acıda olgunlaşıp yaşamı derinden yaşıyordu. hastalandığı bir gün arkadaşına diyordu ki “kelebeğin ömrüne bir gün deme, o senin gibi ayları değil anları yaşar” .

1912 yılında ilahilerden oluşan gitanjali yayınlandığında hem ülkesinde hem de ertesi yıl yayınlanacak olan ingilizce baskısıyla batıda büyük ün kazanacaktı. ama ona asıl ününü kazandıran 1913 nobel edebiyat ödülü kazanmasını sağlayacak “gora” adlı romanıydı. gora da üstün bir milli bilinçle yetişen gora’nın bir ingilizin çocuğu olduğunu öğrenmesi ve yaşadığı ikilemin yanında hint felsefesinin ve kast sisteminin derinlerine iniyor ve kastı eleştiriyordu. insanlar eşitti. ingilizlerin üstün olduklarını kabul etmemekle birlikte silahlı mücadeleye, kan dökülmesine de karşıydı.

fakat bu duruşu onun gandhi’le fikir ayrılığına düşmesine neden oluyordu. gandhi ingilizleri tamamen hintten silmek istiyordu. gandhi mücadele istiyor, tagore ise şiirlerine dönüyordu. tagore kan dökülsün istemiyordu. insan yaşamalıydı çünkü sulh yuvasında eğitmek istiyordu hintlileri. ingiliz valilerle mektuplaşıyor ve halka daha adaletli davranılmasını istiyordu. tüm bunlara rağmen 1919 yılında yaşanan ve 400 e yakın silahsız hintlinin ölümüne 1200 hintlininde yaralanmasına neden olan amritsar katliamı ndan sonra ingilizlerle konuşularak çözüm bulunamayacağını anlamıştı. gandhi ile bir bütünün iki ayrı kutbuydular fakat ikisi de vatanlarına düşkündüler. gandhi’nin tabiriyle büyük kılavuzdu tagore.

tagore, 1916 yılında başlayan japonya ve amerika gezilerinden sonra ömrünün sonuna kadar fransa, ingiltere, rusya, italya gibi bir çok devlete ziyarette bulundu. shantiniketan da bir çok ünlüyü ağırladı. bu ziyaretlerde devletlerin yönetim sistemlerini ideolojilerini inceledi. mussolini ile konuşmasından sonra faşistlikle suçlandı. bu kadar barışçıl bir insanın nasıl faşistlikle suçlandığını kendi de anlayamıyordu. önceden mektuplaştığı daha sonradan nobel alacak olan william butler yeats, andre gide gibi isimlerle tanıştı. andre gide şiirlerini fransızcaya çeviriyor william butlar yeats ingiltere de yayınlanmasını sağlıyor. ezra pound amerika dan ona destek veriyordu. bu yolculuklar tagore’un yaşamında arayışın temsilidir. sonsuzluğu, aşkı, dinginliği, mutluluğu aramıştır hep. der ki bahçivanda “ yolumu kaybedip dolanıyorum, bulamadığımı arıyorum, aramadığımı buluyorum” bu arayış hermann hesse ’yi de etkilemiş ve tagore ile tanışmak istemiş ama bir türlü görüşememişlerdir. fakat hesse’nin üzerindeki tagore etkisi en ünlü eseri olan ve 1946 nobel edebiyat ödülünü almasını sağlayan siddhartha da açıkça görülür. sanki romanın ana kahramanı siddhartha ile tagore aynı yolculuğa çıkmışlardır. siddhartha da tagore gibi arayış içindedir ve bunu yolculukta bulmuştur. tagore dan etkilenen şairler ve ünlüler arasında bülent ecevit, nehru , rilke gibi isimler de yer alır.

rabindranath tagore, 1941 yılında vefat etti. shantiniketan ülkesinin en iyi güzel sanatlar akademilerinden biri oldu. sonsuzluğu arayan adam geride bir çok şiir,roman, hikaye ve takipçi bıraktı.

duam budur
fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde
bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde
sözcüklerin, doğruluğun derinliğinden meydana çıktığı yerde
berrak aklın nehrinin, ölmüş adetlerin hazin çölünde yolunu kaybetmediği yerde
zekanın sürekli olarak genişleyen fikir ve fiile senin tarafından sevk edildiği yerde
tanrım, sen benim memleketimi, işte bu özgürlük cennetinde uyandır
benim sana duam budur yayınlanmış .
allah’ım, bana sevinçlerimi ve üzüntülerimi kolayca kaldırabilecek gücü ver
bana fikre saygısızlık etmeyecek ve küstah kudretin önünde diz çökmeyecek gücü ver
bana başımı her günkü değersiz şeylerin üzerinde tutacak gücü ver“

çeviri: bülent ecevit

not: bu yazı ortabahçe de çıktıfakat mecmua eline geçmeyenler için de küçük bir kaynak olur diye koydum.
saki saki
son ilkbahar

gün sona ermeden önce
benim bu arzumu yerine getirmelisin
yalnız bir defa için,
bahar çiçeklerini
beraberce toplamağa gidelim.
senin bahçene
ilkbahar ayları
tekrar tekrar gelecekler.
yalnız seninle eğlenmek için
dua ediyorum.
günlerim!...
boşuna geçip gittiler
onları ihmal ettim.
ansızın bugün
ikindi aydınlığında
gözlerimin
seninkilerle buluştukları anda
daha fazla zamanın
olmadığını anladım.
bunun içindir ki
bir hasis gibi
belki de,
en son baharımın günlerini
büyük bir sabırsızlıkla
saymaktayım.
ey sevgili!...
korkma!
senin çiçekli bahçelerinde
uzun zaman duracak değilim
ve
ne bugünün sonunda
ne de veda anında
ardıma dönüp bakacağım.
onlarda gözyaşı görmeği bekliyecek
gözlerimi seninkilere çevirip
bakmıyacağım
gül sevdiceğim!...
tatlı kahkahalarla gül....
ve sonra
sincabın ardından
onu korkutmak için koş.
kulaklarına
unutulmuş hatıraları
fısıldamayacağım
ve seni
acele yolunda
durdurmayacağım.
saki saki
seni - yalnız seni

seni - yalnız seni der yüreğim
yalnız seni - yalnız seni - yalnız seni

günümde gecemde nice tutkularım
seni der - yalnız seni - yalnız seni

bir ışık dileği şavklanır karanlıklarda
derininden derininden seslenir bilincin
yalnız seni der - yalnız seni - yalnız seni

nasıl çarparsa vargücüyle karayel
durgunluğa suskunluğu -son- diye
öyle çarpar aşkına başkaldırışım
öyle çarpar - öyle ses verir acılı :
yalnız seni der - yalnız seni - yalnız seni - yalnız...
rabindaranath tagore rabindaranath tagore
7 mayıs 1861 doğumlu hintli şair, düşünür, filozof politikacı. kendisinin yazdıkları hangi dile çevrilirse çevrilsin beğeniyle okunur. çünkü yapıtlarında her daim sadelik gözlenir.
delikızınürküsü delikızınürküsü
sonsuz dünyaların kıyısında buluşur çocuklar..
uçsuz gök hiç çırpınmaz başlarının üstünde,
tedirgin su gürültüyle çarpar.
sonsuz dünyaların kıyısında çığlıklarla,
oyunlarla buluşur çocuklar.
kumdan kurarlar evlerini,
boş kabuklarla oynarlar.
kayıklarını kurumuş yapraklardan örüp
geniş mavilikte yüzdürürler gülümseyerek.
oyunlarını, dünyaların kıyısında oynar çocuklar...
yüzmeyi bilmezler, ağ atmayı da.
inci çıkarmaya dalar inci avcıları,
tüccarlar gemilerinde gider,
çakılları toplayıp dağıtırken çocuklar...
aramazlar gizli hazineleri,
ağ atmayı bilmezler.
kahkahalarla kabarır deniz,
kıyının gülümseyişi solgunca parıldar.
ölüme karşı koyan dalgalar,
çocuklara anlamsız türküler söyler,
bebeğinin beşiğini sallayan anne nasıl söylerse...
deniz, çocuklarla oynar,
kıyının gülümseyişi solgunca parıldar.
sonsuz dünyaların kıyısında buluşur çocuklar.
rüzgâr, yolu olmayan gökyüzünde gezinir,
gemiler batar izi bulunmayan sularda.
sonsuz dünyaların kıyısında,
o büyük buluşmaya koşar çocuklar.
çalışacaksan eğer, testini dolduracaksan
gel, gel benim gölüme.
su, ayaklarına sarılıp gizini mırıldanacak sana.
gelen yağmurun gölgesi var kumda;
bulutlar, kaşlarının üstüne düşen uzun saçların gibi
inmiş ağaçların mavi çizgilerine.
biliyorum adımlarının ezgisini, kalbimde atıyorlar.
gel, gel benim gölüme testini dolduracaksan.
dinleneceksen eğer, kaygısız oturacaksın,
testini bırakacaksan sulara
gel, gel benim gölüme.
çimenli bayır yemyeşil, sayısız kır çiçeği var.
düşüncelerin, yuvalarından uçan kuşlar gibi
çıkacak koyu gözlerinden.
peçen, ayaklarına düşecek.
gel, gel benim gölüme kaygısız oturacaksan.
oyununu bırakacaksan eğer, suda yıkanacaksan,
gel, gel benim gölüme.
bırak, kıyıda kalsın mavi şalın,
mavi su örter seni, saklar seni.
boynunu öpmek için ayak uçlarında dikilir dalgalar,
kulaklarına fısıldar.
gel, gel benim gölüme suda yıkanacaksan.
çıldırtacaksan eğer, ölümüne atılacaksan,
gel, gel benim gölüme.
serindir gölüm, derindir de.
düşsüz uykular kadar karanlıktır.
gecelerle gündüzler birdir derinliklerinde,
şarkılar sessizliktir.
gel, gel benim gölüme dalacaksan.


rabindranath tagore
syndir guds syndir guds
bir öpüyorsun ağzın şaraplaşıyor

aç kapını aç, sabahın eri girsin
bu ıtır kokusunu kaldır yüreğimi dağlıyor
aç kapını aç, bırak yakamı gideyim
yeter bunca öptüğün
bunca sarıldığın yeter
bir öpüyorsun ağzın şaraplaşıyor
eriyip kendimi yitiriyorum

aç kapını aç, bırak yakamı gideyim
geri ver beni, her şey senin olsun
senin olsun, özgür kıl yüreğimi
delikızınürküsü delikızınürküsü
ne çıkar ateş böceği sansalar bizi...

düşünüyorum da, sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.

yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, naif yönlerimizin keşfedilmesi, cesaretsizliğimizin anlaşılması, korkularımızın paylaşılması, sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.

ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.

istiridyeler, deniz minareleri, midyeler, kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?

kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?

yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?

duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsak ve bir yıldız kadar
parlak, ne çıkar ateşböceği sansalar bizi ?

belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin o uçucu,
masum, sevimli çocuksuluguna el kaldırmaya
kıyamaz?

güçlü kapıların arkasına kilitlemesek kendimizi,
korkaklığımızı, sevgi isteğimizi...

en insani yönlerimizi kayıtsızca sunabilsek...

bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup bir kuş gibi
uçacağım özgürce.

anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.

o da çözülecek belki.

oysa bir görebilsek bunu.

kalmadı böyle insanlar demesek!

güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak!

kırılmaktan korkmasak!

incinsek, yaralansak!

ne olur bir darbe daha alsak!

yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu denesek, risk alsak, yanılsak!

fark etmez, tekrar tekrar bıkmadan denesek!

ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi...

ne olduğunu anlayamadığımız o on beş yıldan öncesi gibi...

o zaman fark edeceğiz, ne kadar özlediğimizi birbirimizi, neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.

beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

yasadığımız coğrafya zor, şartları ağır.

yüreği daha fazla küstürmemek lazım.

sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan ve koşullar bir türlü düzelmeyen.

sevgiye çok ihtiyacımız var.

ufukta kara bir kış görünüyor.

ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.

kırın o sert, o ağır kabuklarınızı, kurtulun bu yükten.

korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

yalnızlığa mahkum ediyor bizleri, hem hepimiz bir
yıldızız.

ne çıkar ateşböceği sansalar bizi...

r.tagore
rind rind
onu ilk kez üstad cemil meriç in kitabı 'bu ulke' de okumuştum, zihnimdeki akisler hala canlı; çağlayanlar gibi coşan, okyanuslar kadar engin , hint bilgini..

şu cumlelerin canlılığına, hamasetten uzak duruluğuna bir bakın...

"düşüncelerin her korkudan âzâd olduğu bir ülke
bir ülke ki insanları dimdik,
dünya duvarlarla bölünmemiş,
kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
emek kemâle uzatır kollarını,
aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş,
ne olurdu tanrım!
benim yurdum da böyle bir ülke olsa.”

tagor

kadim bir medeniyetin temsilcisi, mabet bekçisidir tagor, ne için? kara bulutlar gibi üzerlerine gelen batı medeniyetinin durmak için..
fakat olmadı, olmazdı zaten. sonuç? diğer kadim medeniyetler gibi tarumar oldu gitti hint medeniyeti..

(bkz: islam medeniyeti)
(bkz: çin medeniyeti)
(bkz: yazık)
şair eşref çıkmazı şair eşref çıkmazı
"boş zamanlarında ne yapıyorsun?" şeklinde gelişen geri zekalı sorusuna verilebilirliği mevcutlar içinde en klasik cevap olan "boş zaman yoktur, boşa geçen zaman vardır" sözünün sahibi. ha bu salak soruyu ona da soran olmuş mudur bilmem. olmuşsa yazık olmuş.
1 /