rainer werner fassbinder

woebegone woebegone
senaryolarini yazdigi filmler:
1966 this night, the city tramp
1967 this little chaos
1969 why does herr r. run amok?
1971 whity
1972 the bitter tears of petra von kant
1973 ali: fear eats the soul
1975 mother kusters goes to heaven
1975 fox and his friends
1976 i only want you to love me
1976 chinese roulette
1978 in a year of 13 moons
1979 the third generation
1980 lili marleen
1981 lola
1982 veronika voss
1982 querelle

yönettigi filmler:
1966 this night
1966 the city tramp
1967 the little chaos
1969 why does herr r. run amok?
1969 love is colder than death
1969 katzelmacher
1969 gods of the plague
1970 rio das mortes
1970 the coffeehouse
1970 the american soldier
1970 beware of a holy whore
1970 whity
1970 the niklashausen journey
1970 pioneers in ıngolstadt
1971 the merchant of four seasons
1972 wild game
1972 the bitter tears of petra von kant
1972 jail bait
1972 eight hours don't make a day
1972 bremen freedom
1973 world on a wire
1973 nora helmer
1973 martha
1973 ali: fear eats the soul
1974 effi briest
1974 like a bird on a wire
1975 mother küster's goes to heaven
1975 fear of fear
1975 fox and his friends
1975 i only want you to love me
1976 satan's brew
1976 chinese roulette
1977 the stationmaster's wife
1977 women in new york
1977 despair
1977 germany in autumn
1978 in a year of 13 moons
1978 the marriage of maria braun
1978 in a year of 13 moons
1979 the third generation
1980 lili marleen
1980 berlin alexanderplatz
1981 lola
1981 theater in trance
1981 veronika voss
1982 querelle
dünyanın en iyi yazarı dünyanın en iyi yazarı
yeni alman sineması akımının en önemli temsilcisidir kesinlikle bu abimiz.tiyatroyla da ilgilenmiştir.yazdığı tiyatro oyunları mitosboyut yayınlarından piyasaya sürülmüştür,bulunup okunabilir.brecht’in epik tiyatro anlayışını sinemada kullanır.filmlerinde oyuncuların rollerini yaşayarak oynamasını,seyircinin olayın gerçekliğine kapılmasını istemez,herşeyin bir oyun olduğunu gerçek olmadığını bilmesini ister.ayrıca ışık yoluyla anlatım sıkça kullandığı bir özelliğidir filmlerinin.
mysterons mysterons
bu yönetmenle ilk tanıştığım yıllarda izlediğim filmi whity idi. ilk sahne herşeyi anlatıyor zaten. ırkçılığı çok iyi tasvir etmiştir özellikle ilk 15 dakikada. kesinlikle izlenilmesi gereken filmlere sahiptir filmografisinde.
kiya kiya
alman dışavurumculuğunun önemli bir ismi. doğum tarihi-1945
ilk konulu uzun filmini 1969 da yaptı. öldüğünde henüz 36 yaşındaydı ama önemli yapıtlara imza attı, büyük isimleri sinemaya kazandırdı. melodram hayranlığı, tiyatro düşkünlüğü olmasına rağmen sinemasal efektleri çok yerinde kullanan bir ustaydı. onun eserlerinde kadınların, eşcinsellerin, evlilik içi ilişkilerin, sınıfsal çatışmaların, sokak insanlarının önemli bir yeri vardı.


özgürlüğün zorbalık hakkı (faustrecht der freiheit, 1974)

bu filmde belki bildik ve melodrama yakışır bir konuyu fassbinder, hem melodram ile anlatmayı tercih etmiş hem de, çelişkili gözükse de, melodramdan (bildik, sınıfsal çelişkileri gizleyici ve insanı toplumsaldan uzak ele alan melodramdan) kaçınabilmiştir.
bunu yaparken, kullandığı araçlardan birisi, öykü kahramanlarının cinsiyetleri ve cinsel tercihlerini genel olarak ters yüz etmesi ise diğeri de, melodramın pik noktalarını ifade eden duygusallık ve dram anlarından kaçınmasıdır. hatta toplumsal olarak genel kabul görmüş iyiliği ve saflığı da yıkabilen bakışıdır..

(bkz: berlin aleksander meydanı)
6wom9 6wom9
insanlar arası ilişkileri, ilişkilerin altında yatanları, gösterilmek istenen ama bir türlü o şekilde görünmeyen durumları ve onların gerçek hallerini yani insanlarla ilgili gözlemlerini, insanüstü bir tavırla aktarıyor. biz yapboz parçaları ile uğraşırken o yapbozun üreticisi gibi bakıyor bize. filmlerindeki kadın-erkek ilişkilerine bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız, çünkü filmlerindeki kadın erkek ilişkilerinde bu kabiliyetini öttürmüş resmen.
witness the hysteric witness the hysteric
almanlıktan aldığı tadı başka bir şeyden alamamamın örneklerinden biridir. kime el atıp hunharca beğensek hatta eleştirecek kadar beğensek işin özü gidiyor bu merkez kıta avrupasına dayanıyor. bu zengin coğrafyanın yetiştirdiği güzelim sanatkarlardan biri en nihayetinde. hayat size güzel. biz ortadoğu soslu, kendisine yetemeyen, beklentilerle örülü, yozlaşmış aşkınlıkla dolu, sinir krizleri coğrafyamızda, kendi sakilliklerimizle salt dalga geçebiliyor veya boşa konuşuyoruz. havaya... üzerine biraz karmaşa ve iki arada bir derede geçen dramatik losyonlu hayatlarımızı da ekleyince tadından yenmez bir kıvamda yaşayıp gidiyoruz. şimdi seni anlatmaya başlayayım derken yüzüme sokağa bakan pencereden sızan sarı ışık nerede olduğumuza uyandırıyor. aman canım uyanmayalım böyle uykulardan.

hülasa, çok sevdiğim alfred döblin'in berlin - aleksander meydanı'nı (`berlin alexanderplatz) filme çekmiş bu kıymetli amcamız monologlarının güçlü olan, beyaz perdeye aktarımı zor bu kitabı gayet becerikli bir şekilde aktarabilmiştir. kendisi film ve senaryoları ile uzun bir zamanımı almasına rağmen ona kızamıyorum, değer.

ha şimdi mi? biten çay bardağına attığım bakış ve akabinde yakacağım sigaradan sonra, sinemanın kendisine özgü aristokrasisinden bir santimetre uzakta duran düşsel yaratımıma adım atacağım. sigaramı yakar mısın?
maldoror is ded maldoror is ded
ölümü, çoğu sinema tarihçisine göre yeni alman sineması akımının sonu olarak yorumlanmıştır. fassbinder'in ölümüyle alman sineması bitti diyenler de vardır ki ben de katılıyorum biraz buna. kendisinden sonra kendisi gibi bir alman yönetmen gelmedi. margarethe von trotta gibi eskiler de film çekiyor olmasa izleyecek fazla bir şey kalmadı eski gösterişli alman sinemasında.

ayrıca 71 yıl önce bugün (31 mayıs 1945) doğmuş kendisi. keşke bu kadar erken ayrılmasaydı aramızdan da hala filmler çekiyor olsaydı