rakı içen kadın

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
sphenksi
bir ozan önen yazısıdır. buyrun metnin tamamı...


" rakı içen kadın, kafası bozuk kadındır ama herkesin ortasında, kafasının bozukluğundan dem vurmaz. mutludur ama memnuniyetsizdir o kadın, keza, filozofların ve edebiyatçıların çoğu da memnuniyetsiz olduklarından edebiyat ve felsefe yaparlar; bu kadınlar, dertlidirler ama soğukkanlıdırlar ve bir filozof ya da edebiyatçı değilseler bile, dişi birer filozof edasıyla ve rakı eşliğinde dünyanın en ince duygusunu sana yaşatırlar. kimileri der ki “rakıyı fazla kaçıran erkek saçmalarken, rakıyı fazla kaçıran kadın en fazla aşkını itiraf eder, usturubuyla.”


rakı içen kadının en eğri bir sözü bile, senin en doğru sözünden daha doğru olabilir. bir kadınla rakı içilen bir gecede, o kadından duymaya hiç alışık olmadığın uysallıkta ve derinlikte cümleler duyman kaçınılmazdır: iksirlenirsin.


çünkü rakı içen bir kadının sıcak ama mesafeli o hâli, hayata dair bilgece sözler sarfetmeye çalışan budalaca bir adamdan daha estetik, daha meşru ve daha doğaldır. üstelik, rakı içen bir kadının sakalları da yoktur.


rakıyı içen kadın gülüyorsa, o gülüşün ardında en az dokuz roman, on dört tane de film repliği yatar. rakıyı içen kadının gülüşünde, bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır çünkü. büyük gülerler, büyük susarlar…


rakı içen bir kadın karşındaysa, susarak da anlaşabileceğin bir kadın karşındadır ve “eee, niçin konuşmuyorsun?” gibi bir soruyu asla duymaz, asla sormazsın. çünkü o kadınlar, susarak da konuşabilen kadınlardır. çünkü bazen sadece susarak anlaşabileceğimiz insanlar girer hayatımıza ve onlarla konuşuyorsak, bilin ki başka sesleri susturuyoruzdur; hepsi bu. işte, rakı içen kadın, o sesleri susturduğun kadının adıdır tam olarak.


rakı içen kadın, rakıyı çok sık içmez. ama rakıyı içtiği an, bil ki içme zamanı gelmiştir ve konuştuklarında net konuşurlar…


gün içinde aklına seksle ilgili yirmi sekiz şey gelse bile, rakı içen bir kadına baktığında aklına seks değil, uzaklar gelir. gitmeyi hep istediğin ama gitmeyi her defasında ertelediğin uzaklar gibidir rakı içen bir kadın. aklına türlü duygular gelir böyle anlarda: o kadının sert-sessiz sırlarına muktedir olmayı istersin… eğer biraz şansın da varsa, o sır kutuları sana bir bir açılır.


ve o kadınlar seni tutarlar: güneşli havalarda nasıl ki siyah camlı gözlüklerin gözlerindeyken izlersen dünyayı, o kadını da rüzgârla saçlarının savrulduğu, radyosunda çok güzel şarkıların çaldığı bir otomobilin penceresinden, sanki hiç bitmesini istemediğin bir yolculuktaymışsın gibi, kafanı o otomobilin penceresinden uzatıp dışarıyı izler gibi, çeneni de avuç içine yerleştirip gizli bir hayranlıkla izlersin: ışığı, gözlerini alır. işte öyle bir güneşe bakmak ihtimaldir, öyle bir güneşten bakmaksa ihtilâl: eğer o kadının gözleriyle ona bakabilirsen, dostum evet, orada gizli bir ihtilâl gerçekleşiyordur. ay gibi de tutulursun.


o tutulmalarda da bilirsin ki rakı içen kadının delicesine aşık olduğu ama bu aşkından hiçkimselere bahsetmediği karizmatik şairler vardır; ölesiye aşık olduğu karizmatik şairler, delirmiş yazarlar ve saçları dağınık, kalbi kırık, ağzı bozuk tuhaf rock yıldızları… tüm bu adamlar, o an, o masadan sana da gülümseyerek geçerler.


sonrasında, rakı içen kadının dudaklarından, hiç ummadığın anda, seni altüst eden iki sert-sessiz mısra aniden dökülüverir. tam da karnının üstüne, sağlı sollu kroşeler yemiş gibi kalırsın, ne diyeceğini bilemezsin. çünkü rakı içen kadın biraz da can yücel’dir. rakı içen kadının ağzından dökülen her söz, yollara serpilmiş gül yaprakları kadar kırmızı, erik çiçekleri kadar ferahtır ve o sözler iğde çiçeği kokusu gibi aklını başından alır: çünkü rakı içen kadın, bizzat baharın kendisidir. hanımeli gibi kokarlar, izmir gibi de özlenirler. o kadınlar…


keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında, bir kıyıda köşede, gece sefası gibi açarlar.


o kadınlar, afet-i devrandır.


ve, rakı içen kadının elleri güzeldir.


şimdi, diyeceksiniz ki o nasıl oluyor? benim kriterlerime göre, gerçekten de böyledir bu. ben, o elleri öyle görmeyi severim.


ojeleri tazeyken, rakı bardağını tutuşunda dahi ince bir görkem yatar rakı içen bir kadının. kulağının arkasına, tazesinden bir çiçek o an çok yakışabilir ve genellikle o masada hiçbir zaman kulak arkasına konulacak türden bir çiçek yoktur ama sen bunu hayal edersin işte. hayal etmek, fena halde beleştir çünkü.


çünkü rakıda, ruhlarımızın tüm çingene dekoru saklıdır. ve yirmi altı yaşında bir gün, çok sevdiğin yazarların, şairlerin ve rock yıldızlarının gölgesinde, rakı içen kadınları sevdiğini anlamışsındır.


fuzuli gibi, sevilmektense sevmeyi tercih edersin; çünkü, “sevildiğinden asla emin olamazsın.”

rakı içen kadın en asil duygunun insanı mıdır bilemem ama rakı içen kadın yaz mevsiminin kadınıdır, kışı sevmez. rakıyı, akşam kavuniçi olmadan evvel içmez. rakı içen kadın, kokoreci ya da midyeyi belki de hiç sevmez ama taratoru, deniz börülcesini, ahtapot salatasını ya da haydariyi de yadırgamaz. çünkü rakı içen kadın ege’yi ve akdeniz’i sever; mezeden anlar, yeşillikten de. bir güzel “ada havası” kokar, öyle bir kadın.


rakı içen kadın, tarzı değilmiş gibi olsa bile müzeyyen senar’dan şarkılar söyler; zeki müren’e ufak ufak eşlik eder ve o böyleyken, sen aklına uzun süredir gelmeyen duygularına iltifat ediliyormuş gibi hissedersin.


sen, sevdiğin türlü şeyden bahsederken dünyanın en mühim şeylerini anlatır gibi hissederken aslında hiçbir şey anlatmıyorsundur, ama o kadın seni dinler.


kimi zaman, aynı şeyi sen ona yaşatırsın… çünkü arada, ikinize ait bir dil çoktan yaratılmıştır o masada. ve çok sevdiğin şarkılar, o fondan sana sormadan geçerler…


sen, tanımadığı insanlara ilk isimleriyle hitap eden densizleri belki de hiç sevmezsin ama sezen aksu’ya “sezen” diye hitap eder rakı içen kadın ve bu senin fena halde hoşuna gider.


o kadın, leonard cohen’i de sever, tom waits’i de. o kadın, jeff buckley için üzülen kadındır ve rakı içen kadınlar nick cave harbiliğinde, bob dylan kalitesinde, tanju okan gerçekliğinde, frank sinatra kalibresinde adamlara aşık olurlar… belki de tam da böyle anlarda, arka fonda, jeff buckley’den “forget her” çalıyordur.


biraz üzülürsün. ama o kadınlar, senden başkasını severlerken bile seni incitmezler.


ve şarkı söyleyesi varsa öyle bir kadının, susmalısındır. izlemelisindir. dinlemelisindir. rakı içen ve şarkı söyleyen o kadını.


aradan birkaç şarkı, birkaç söz geçer.


rakı içen kadın, rakıyı lıkır lıkır içiyorsa başka bir anlamı oluverir o gecenin, rakıyı ağırdan alıyorsa bambaşka bir anlamı…


rakı içen kadın, adamın aklını alır diyorum, bak;
senin cebinde belki çok paran yoktur, ama o kadının yanındayken sen, bu asla bir sorun değildir.


çünkü bilirsin ki rakı içen kadın, herkesle rakı içmez ve seninle rakı içiyorsa, senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer vardır.


ve sen, bunu bildiğin için, o kadına, kalbinin tüm kapılarını beklentisizce açmış, cebindeki tüm anahtarlarıysa hiç bulmamak üzere yutmuşsundur.


işte yuttuğun tüm o anahtarlar mideni sert sert sızlatırken; gözün, buzdolabındaki yarısı içilmiş 35’lik bir rakı şişesine takılıverir.


kim söylemişti hatırlamıyorum ama rakı içen bir kadın hayatına girdiyse, bilirsin ki senin için şu hayattaki en hüzünlü imgelerden biri de, yarısı içilmiş 35’lik rakı şişesi olup çıkıvermiştir.


çünkü böyle bir şişe varsa ortada, bilirsin ki orada yalnız başına rakı içen bir erkek yaşıyordur ve o erkek bizzat sensindir.


o 35’lik rakı şişesi, biraz da izmir’i sığdırır buzdolabına; çünkü, bir izmir vardır, böyle anlarda, senden içeri. biraz sonra da zaten ayvalık olacaksındır, bilirsin.


rakı, böyle de hüzünlü ve dürüst sözler söyleyen bir arkadaşımızdır ve rakı içen bir kadın, senin rakıyla olan o tuhaf arkadaşlığına artık bir son vermen gerektiğini kendi varlığıyla sana hatırlatan en güzel şeyin
adıdır.


çünkü rakı içen bir kadın, cihanda sulhtur: ağdalı değil, nağmeli sever.


üstelik her yudumda, aklına bir de uğur mumcu geliyordur ve yaşın beşi, altıyı, yediyi çoktan geçmiştir.


çok sevip de hiçbir zaman geri döndüremeyeceklerinin en kötü tarafı, onları her hatırladığında, seni tekrar tekrar terk etmeleridir. aniden.


gidenler gitmiş, bir tuhaf hüzün yakana yapışmıştır.


gözlerinden iki damla yaş süzülüverir, boğazın düğümlenir, yutkunursun.
ama yine de, göğsündeki o ince sızıyı taşırken bile gülümsemesini bilirsin sen.


çünkü senin gibilerin yüzüne, en çok da, böyle gülümsemeler yakışır. işte, cam gibi gözlerinle tam da böyle bakıyorken dünyaya büyük büyük, birkaç damla gözyaşın da bu yazıya son noktayı aniden koyuverir.


çünkü can yücel gibi sen de “içim rakı, dışım su” diyorsundur artık, “bu mahmur cinayette”. "
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın