rashomon

1 /
fidelmiyo fidelmiyo
1950 yapımı akira kurosawa filmidir. japon sinemasının tüm dünyada tanınmasına neden oldu. bir samurayın öldürülmesi ve karısına tecavüz edilmesini konu alır. aynı hikayeyi dört kişi farklı ve de kendi çıkarlarına uygun biçimde anlatmaktadır. kameranın güneşe tutulduğu ilk film olarak bilinir. ormanda çekildiğinden yeteri kadar ışık almayan mekanlarda da ayna kullanılmış. gerçek anlamda seyredilesi bir filmdir.
ırz düşmanı rolünde toshiro mifune, küsel mi küsel japon papatyası rolünde machiko kyo oynamakta.
hacivatci vakkas hacivatci vakkas
ryunosuke akutagawa’ının meyve bahçesinde isimli eserinden uyarlanarak sinemaya akira kurosawatarafından kazandırılan çarpıcı şaheser. film, dev sütunlar üzerinde yükselen yarısı yanıp yıkılmış tapınağın içerisine dışarıdaki devasa yağmur sağanağından kaçarak sığınmış gezici rahip ve oduncunun dalıp gitmiş yüz ifadeleriyle başlangıcını yapar. bu ikiliye sonradan tapınağa gelen sefil serseri eklenir. ortada savaşlardan, depremden, veba ve felaketlerden daha elem bir mesele vardır. öyle ki gezici rahip bu mesele yüzünden insan ruhuna olan inancını yitirebilecek kerteye gelmiş olduğunu üzülerek söyler . ve devamında hikaye anlatılır. yörenin eli kanlı haydutu tajomaru, at sırtında karısını gezintiye çıkaran samurayın yolunu keserek karısını elinden alır. karısına sahip olur ve samurayı öldürür. olup bitenin bu olmasına rağmen, asıl işi heyecanlı kılan , olayı yaşayan her bir kişinin hikayeyi farklı anlatışıdır .

tajomaru’nun hikayesi : tajomaru küçük bir kurnazlıkla samurayı tufaya getirip bağlar ve karısına sahip olur. kadın, tajomaru’ya utancının iki erkek tarafından bilinmesini kaldırmayacağını söyleyerek ikisinin de dövüşmesini ve bu dövüş neticesinde hayatta kalanla gideceğini bildirmesiyle iki erkek arasında canhıraş bir dövüş başlar ve samuray, tajomarunun kılıcıyla ölür.

kadının hikayesi : tajomaru kadına sahip olmuş ve gitmiştir. kendine geldiğinde ise ağlayarak kocasından af diler. kocası kadına, kirlenmişliğinden ötürü aşağılayıcı bir nefretle bakar. kadın bu nefretimsi bakışların altında ezilerek kendinden geçtiği bir anda kocasını kendi hançeriyle öldürür. olayın cereyan ettiği esnada kendinde olmadığını ve olay sonrası uyandığında hançerinin kocasının göğsünde olduğunu söyler.

ölen samurayın hikayesi : mahkeme heyeti bir medyum aracılığıyla ölen samurayın ruhunu çağırtarak hikayesini dinler. medyum aracılığıyla konuşan samuray, haydut tajomaru’nun karısına tecavüz ettikten sonra kadına sevimli davranarak kendisini affetmesini ve kendisiyle gelmesini istediğini mahkemeye anlatır. kadın bu teklifi kabul eder ve tajomaru’dan kocasını öldürmesini ister. bu teklif karşısında hayrete düşen tajomaru kadını kocasının önüne atarak bu kadını öldüreyim mi diye bağırır. kadın tajomaru’nun ayaklarının altından bir şekilde kaçarak ölümden kurtulur..tajomaru, samurayın kollarını çözer ve olay yerinden samurayın kılıcını alarak gider. samuray bir müddet o ağaçlar altında beklediğini ve bu utançla yaşayamayacağına karar verdikten sonra karısının yere düşürdüğü hançeri alarak göğsüne sapladığını anlatır.. daha sonra birinin gelip göğsündeki hançeri çekmesiyle derin bir karanlığa gömüldüğünü söyleyerek hikayesini bitirir.

her üç hikayede de hikayeyi anlatanların cinayeti üzerlerine almaları ilginçtir. bu hikayelere bakıldığında ortada karanlık bir nokta yoktur. herkes cinayeti üstlenmesine rağmen olayın boyutu cinayetin işleniş biçimiyle aydınlanır gibi olur. tajomaru, samurayı kılıçla öldürdüğünü iddia ederken ,samuray ve onun karısı hançerle bu olayın gerçekleştiğini belirtir. fakat olayda kullanılan inci kakmalı hançer ortalıkta yoktur. tajomaru sadece adamın oklarını, atını ve kılıcını alarak olay yerinden ayrıldığını söyler. mahkemeye en ilk ifade verenlerden biri olan oduncu ise cinayet sonrasında dağda odun kesmeye giderken samurayın cesediyle karşılaştığını ve samurayın kılıçla öldürülmüş olarak gördüğünü söyler. fakat filmin sonlarında oduncunun cinayet sonrası değil de cinayetin işlendiği sırasında olayı tam olarak gördüğünü serserinin ince zekası ortaya çıkarır. cinayeti oduncu görmüştür ve onun da bir hikayesi vardır.

oduncunun hikayesi : haydut tajomaru kadına sahip olduktan sonra ondan çok hoşlandığını ve kendisiyle gelmesini söyler. yalvarıp yakararak olmadık diller döküp aflar dileyerek karısı olmasını ister kadından. kadın tajomaru’dan hoşlanır ve kabul eder bu teklifi. teklifi kabul etmesine karşılık kocasını öldürmesini ister tajomaru’dan. haydut tajomaru, samurayın iplerini çözer. fakat samuray böyle düşük bir kadın için dövüşmeyeceğini ilan ederek kadını alıp gitmesini ister tajomaru’dan. kocasının bu cevabına karşılık tajomaru da kadına zayıf ve düşük olduğunu haykırarak onu reddeder. kadın ise asıl zayıf olanın kocası ve tajomaru olduğunu, kocasının karısına sahip çıkamayışını, tajomaru’nun ise ismine layık bir haydut olmadığını dile getirerek her ikisini de galeyana getirerek dövüşmelerine sebep olur. samuray ve tajomaru dövüşe tutulurlar. fakat bu dövüş sahnesi diğer dövüş sahnelerine göre daha bir acemicedir ve sanki iki korkak ve acemi adamın kavgasını andırır.tajomaru adamı kılıçla öldürür ve kadın bu ölüm sonunda olay yerinden kaçar. muhtemelen gerçek hikaye oduncunun hikayesidir. zira burada kadın tarafından düşürülen inci kakmalı hançerde oduncu tarafından alınmıştır.

siyah beyaz olarak çekilen film üstünden onca zaman geçmesine rağmen çekiciliğinden bir şey eksiltmemiştir. bir akira kurosawa şaheseridir.
sonbahar uğultusu sonbahar uğultusu
her karesinin bir fotograf gibi olduğu, her anlatıcının doğru söylediği muhteşem film. ali gevgili'nin yorumunu aynen aktarıyorum. "her yeni tanıklıkla birlikte başına dönülüp bambaşka kişisel konumlar altında tüm öykünün bir daha yinelendiği rashômon, gizemini binlerce yıldır sürdürmüş bir doğu mitosunun batı akılcılığına meydan okuyuşudur. gerisinde ölüm, onur, cinsellik, şiddet simgelerinin yer aldığı bu mitosta asla tek gerçek yoktur. çünkü doğuda gerçeklik çok kez görünende değil, tasarlananda ya da imgelem gücünde oluşur. i̇mgelem, onu tasarlayan neredeyse ya da neleri nasıl görme tutkusundaysa, ancak oraya doğru yönelir. doğunun tek bir tarihinin olmaması da bu sonsuz söylencenin sonucudur. rashômon’un üç boyuttan giderek sayısız boyutlara ulaşan dramatik perspektifleri, bir yerde “tek gerçek” inancına indirgenmiş bir klasik batı akılcılığına da karşı çıkmadır. gerçeklik, özellikle de doğuda olağanüstü görelidir ve koşullarla birlikte gerçeğe ilişkin tüm şemaların dönüşeceğini bilmek, doğu bilgeliliğinin bir önkoşuludur."
anka anka
insanlardaki zaaflar ve bunların uygun ortam bulduğunda açığa çıkmasına da dair, oldukça iyi bir kurgusu ve merakla sonunu bekleten bir senaryosu olan film.
film ilk başlarken denen 'anlamıyorum' ifadesi ve filmin en sonundaki bebek olayı fazlasıyla enteresandır.
oldukça the usual suspectstir.
akrakana akrakana
vahşetin ve deliliğin nasıl iç içe geçtiğini de göstermektedir rashomon. deli gibi gülüşler, kadına tutulmasındaki çarpıklık hem etkiler hem de kaygılandırır. ilk sahnede bile inanılmaz bir merak uyandırır kurosawa ve bu merak filmin sonuna kadar bitmez.
hülya çokyiğit hülya çokyiğit
a href="http://www.sanatlog.com/sanat/gorelilik-metafizik-ve-humanizma-kurosawanin-rashomonu-uzerine/" target="_blank">http://www.sanatlog.com/sanat/gorelilik-metafizik-ve-humanizma-kurosawanin-rashomonu-uzerine/
balefulwhisper balefulwhisper
hümanizm ve egoizm gibi iki çatışan değeri aynı potada eriterek sorgulayan, japon sinemasının medar- ı iftiharları arasında yerini almış, muhteşem bir akira kurosawa filmdir. 1952 venedik film festivali'nde " altın aslan " ödülünü, 1952'de en i̇yi yabancı film oscar ödülünü almıştır.
solucandil solucandil
daha sonradan jet lee efendinin hero'da kullanacağı aynı hikayeyi farklı farklı şekillerde anlatma tekniğinin en güzel örneği bu filmdedir.kurgusu,ilerleyişi,sürükleyiciliği şahanedir.günümüz sinemasının aksine bu işi kotarırken şatafatlı bir görselliğe kaçmamakta,oldukça yalın ve sade bir görsellikle bu işi becermektedir.basit insan öykülerinin içerdiği derin evrensel mesajları kurosawa gibi dahiler bu kadar güzel anlatabilir.




----------spoiler----------

medyumun ağzından samurayın hikayesi anlatılmadan önce rahip celallenir.serseri ile birlikte iyilik üzerine tartışmaya başlarlar.o sırada serserinin ağzından şu inciler dökülür:"belki de "iyilik" dediğimiz şey
bir hayalden öte değildir."kim bilir belki de finaldeki bebek bir hayalin vücut bulmasıdır.

----------spoiler---------




çok alakasız gibi olacak ama veremeden duramıyacağım:

(bkz: bir kavga sebebi olarak kadın)
desmodus rotundus desmodus rotundus
ilk 8 dakika boyunca deli gibi merak uyandırmış ve sonunda sembolizme güzel bir biçimde yer vermiş akira kurosawa filmi. bu adamı anlamıyorum. aslında filmleri sonlarına doğru oldukça sıkıcılaşıyor ama izleyici kendini bir türlü alamıyor yine de. çünkü, diyalogları sağlam kuruyor, düşünceleri hiç olmadık yönleriyle sunuyor..

aslında insanın şüpheci bir varlık olduğunu ve bundan asla kurtulamayacağına dem vuruyor film. ara ara egoizm serpiştiriliyor aralara. tüm kavramları birbirleri ile çarpıştırıyor. güven duygusunun altında yatanı ortaya çıkarıyor. şüpheci tavrın gerçeklikle ne denli parçalandığı. bunu da en iyi filmin son sahnesinde görüyoruz..

--- spoiler ---

az önceki cümlenin devamı olarak; karşısındaki kişi üzerinde kurduğu şüpheyi de bebeğin üstünden aldığı kimonoya ekleyerek kaçan kişinin yağmur altında ıslanması ve bebeğin 6 tane çocuğu olduğunu söyleyen adamın kollarına güven duygusu ile bırakıldığında yağmurun dinmesini ve güneşin açmasını da sembolizm ve kavramların çatıştırılmasına verebiliriz..

ikiru filminden de tanıdığımız takashi shimura'nın da aralarında bulunduğu üç erkeğin muhabbetleri sırasında, asıl olayda geçen tajomaru, kadın ve erkeğin söylemlerinin ortak payda içinde ele alabileceğimiz doğrularının da olması oldukça kafa bulandırıcı. bir nevi paradoks yaratılmış filmde..

--- spoiler ---
tmb tmb
iyi, güzel, hoş ve rana. her hikaye başladığında ''aa bu hikaye bununla hafif örtüşüyor. bu da bununla. bu büyük ihtimal doğrudur. yok yok kesin bu doğru. ilkinde kılıç dedi. ötekinde hançer var. aha bunda kız kaçtı. bunda ise birbirine düşürdü. aha bunda kız ilk defa güldü,...'' şeklinde yorumlar yapabiliyorsunuz. sürekli filmle ilgili düşünmenizi sağlıyor. kopma yok. 1950 yapımı ve böyle bir film. hmmm. iyi seyirler.
jef costello jef costello
akira kurosawa'nın 1950 tarihli oscar tarihinde ilk yabancı film oscarı ödülünü almış, ryunosuke akutagawa'nın ormanın sıklığı ve rashomon isimli kısa romanlarından kombine uyarlanmış filmi.

doğumdan fazla ölümün, iyilikten ziyade mezalimin hüküm sürdüğü hoyrat ortaçağ japonyasında ormanda bulunan bir samuray cesedi ve tecavüze uğramış eşi hakkında görgü tanıklarının ifadesine başvurulur. ancak mağduriyete uğrayanlar da dahil olmak üzere hiçbir görgü tanığının ifadesi birbiriyle paralellik göstermez. ifadeler son derece çelişkili olmakla birlikte neyin gerçek neyin yalan olduğuna karar verilemez.

birbiriyle uzlaşmayan bakış açılarının geri dönüşlerle verildiği, çıkışsızlık hissinin tavan yaptığı, akıcı ve gölgeler altında samimiyetten yoksun anlatımlar ayrıntılarla betimlenir. gerçek nedir, bağımsız mıdır, mutlaklığa ulaşılabilir mi sorusuna gerçeğin perspektiflere göre değişen bir kavram olduğu savını ortaya koyar yönetmen. yorucu bir hikayenin oduncu karakterinin insancıl yaklaşımı yani olumlu bir ayrıntı ile bitirilmesiyle insanların özünde iyimserlik oldugu hatırlatılır. kurosawa'nın bence en büyük yapıtı olan rashomon'un şaşkınlık uyandıran şizofrenik bir anlatım tekniği içinde sevgiyi ve merhameti öğütleyen bu hümanist final gayet yerinde, tutarlı bir finaldir.

anlatılan öykünün karmaşıklığından dem vuran set ekibinden kimilerine ; bu, insanoğlunun iç dünyasının anlaşılmazlığından olsa gerek; cevabını vererek ne anlattığının farkında olduğunu ima etmiştir.
bassizdick bassizdick
mahkeme hakiminin kendiniz olduğunu hissettiğinizde film aslında değer kazanıyor. i̇nsanların sadece çevresinde ki kişileri değil kendilerini de kolay biçim de kandırdıkları göz önünde bulunuyor. herkes kendisine göre bir öykü anlatırken bizler de kendimize göre olayları değerlendiriyoruz. akira kurosawa gerek kullandığı teknikler gerekse ilk kez beyazperdede mahkeme usulünü düşündüğü için en iyi yönetmenlerden biri. ben seven samurai filmini de fazla beğenmemiştim, ama ilkleri yaşatıyordu o filmde de. bu yapımda da aynı şeyleri yaşadım ancak emeğe saygısızlık edemem asla..

i̇nsan psikolojisini kişiler üzerinden iyi bir şekilde anlatıyor film. hikayenin temeli aynı olsa bile farklı pencerelerden bakabiliyoruz. aslında böyle bakmaya da mahkum bırakılıyoruz. özellikle medyum sahnesi herşeyi açıklar nitelikte. ölüler yaşamaya zerre tenezzül etmezler, bu yüzden doğruyu tercih ederler. ölümlü olanlar ise doğruya tenezzül edemeyip kandırılma/kandırma rollerine bürünüyorlar. ayrıca o sahne gördüğüm en iyi sahnelerden bir tanesi olmayı da başardı. gerilmedim değil, müthiş iş..

yılına göre öncülük eden, ilkleri yaşatan filmlere son derece saygım var. bu filmde kat kat artmıştır bu..
çaykaşığı çaykaşığı
akira kurosawa'nin ryunosuke akutagawa'nin rashomon adlı hikaye kitabındaki rashomon ve koruda(yabu no naka) hikayelerinden esinlenerek çekmiş olduğu başarılı filmidir.

ayrıca usta yönetmen jim jarmusch'un filmi olan ghost dog: the way of the samurai'de rashomon adlı kitap 3 karakter tarafından okunmuş bu karakterden 2'sinin en sevdiği hikaye olarak ilk hikaye yani rashomonu,ghost dog'un ise koruda(yabu no naka)'yı söylemesi akira kurosawa'nın filmine göndermesi olması büyük ihtimaldir.

ek bir bilgi olarak koruda adlı hikayenin bilge karasu tarafından yapılan çevirisine şuradan ulaşmak mümkündür;

http://www.tdkdergi.gov.tr/
albus dıngledore albus dıngledore
başlangıçta önyargı olduğu için izlemeye pek yanaşmamıştım ama o an bir oldu bittiye getirip biraz izlemeye devam edince, o garip atmosferi birden içine çekmişti, sonunu getirmiştim. çok fena film. fena güzel. adına varyantlaşma ironisi denebilecek bi durum var ortada. herkes aynı olayı kendi bakış açısından anlattığı halde tüm anlatılanları doğru olarak kabul ettirmeyi başarmış bir şekilde. bunun haricinde görüntülerin zaten tam bir ustanın elinden çıktığı apaçık belli.

ayrıca one piece'de roronoa zoro'nun, bu ismi taşıyan bi katana tekniği de var.
1 /