reaper

ynitm ynits ynitm ynits
siz evden çıktığınızda yalnız bıraktığınız kedinizin eve döndüğünüzde rotting christ dinlediğini gördüğünüzde yaşadığınız dumurun adı olan dördüncü nesil yazar.

ekşi'nin thereaper'ı itü sözlüğe gelip türkçeleşmiş reaper omuş.
acemi birliğimin bana kazandırdığı güzel insan.
soldier in the army soldier in the army
kayıp şuur hareketi ile postmodern görünmeye çalışarak oradan oraya sürüklenen seyyah gibidir. kaslı erkeklerin aksine yazdığı şiirler ile beğeni toplamaya çalışan insandır kendisi. hayat için ise şöyle bir şey demiş:

" yok mirim yok hayat bu asabi
gelmez bana bu uymadı besbelli
pek yakıştı, bi laf vardır hani
at sırtında kelebek misali "
idja idja
bathory'nin aynı isimli albümünden bir parça. sözleri için:

i close your eyes
and send you into vainly dreams
i reign your soul
the night engulf your painful screams

i watch you cry and
twist your soul in agony
no prayers can save you now
from hell in eternity

i devastate your soul
and lacerate your mind
in sin i sanctify my
sword to crush your spine

i'm the reaper
you're too confused
you can't elude my misty eyes
no need to hang on
to your faith in love and life

whatever i command
your soul obeys my needs
you're like a zombie now
with a soul that burns and bleeds

there's not much left of you
your soul belongs to me
nothing can save you now
or set your spirit free

i love the sight of having you
down and open wide
the smell of a dead woman's flesh
just drives me fucking wild

i have to got you in my grasp now
there is no need to escape
i'll penetrate you
every virgin needs a rape

just when you think you have
gone through all that gives you pain
i'm coming back to you
to penetrate again
rafael rafael
"ruhunu şeytana satma", "cehennemin bekçisi", "şeytanın ödül avcısı", "şeytan" kavramlarının televizyonda kendine yer bulmuş bütün klişelerini yıkmayı kendine görev bilmiş son derece eğlenceli dizi. dizinin genel "klişe yıkan" noktalarına bir göz atalım:

--bu tarz filmlerde genelde kişi kendi ruhunu şeytana satarken bu dizimizin ana karakteri sam oliver'ın ruhunu ailesi şeytana satmıştır, yazık garibime.
--dizinin ilk bölümünde sam'in ruhunun şeytana satıldığını öğrendikten sonra sorduğu "kimi katledeceğim?", "cehenneme mi gitmem gerekiyor?", "nasıl öldüreceğim?" soruları genel klişeye vurguyken, şeytanın "amma taktın bu öldürme işine manyak mısın nesin?" cevabı koparmıştır.
--ghost rider örneğinde olduğu gibi şeytanın ödül avcısı inanılmaz, dehşetengiz, son derece güçlü, olağanüstü ve dünyadışı silahlara sahip bir bünyeye dönüşürken sam kardeşimiz normal eblek tipinden hiçbir şey kaybetmezken cehennemden kaçan ruhları geri göndermek için her defasında daha absürd silahlar kullanmak zorunda bırakılıyor ve her defasında biz izleyicileri gülme krizine sokuyor. örnek: cehennemden kaçan ve bütün vücudu arılardan oluşan bir ruhu yakalamak için ekmek kızartıcı kullanmıştı.
--dizinin en büyük eğlencelerinden biri ise sarkastik şeytanımız. dizide sam'e sürekli andi'ye yazması için gaz veren, onunla taşak geçen, eski sevgililerinin fotoğraflarını gösteren, onunla iki bira çakan, takım elbiseli ve güleryüzlü bir şeytan figürü çizilmiş ve ray wise bu rolde o kadar başarılı bir performans çiziyor ki, anlatılmaz izlenir.
--tabi ki dizinin en büyük silahı eğlence ve geyik pastasının en büyük dilimi sam'in bu zorlu görevdeki yoldaşları bert wysocki ve ben gonzalez. özellikle bert "sock" wysocki rolünde izlediğimiz tyler labine son derece başarılı bir performans sergiliyor. dizinin pilot bölümünden bir sahne:

sam: my parents sold my soul to the devil..
bert: ...how drunk are you?
sam: totally sober..
bert: how drunk am i?
sam: (sabahtan beri olan garip şeyleri anlatır) i believe this.
bert: you lucky bastard..
sam: what ?
bert: nothing cool like that never happens to me, man.

dizimizde bütün bu geyik ve komedi unsurlarının yanında macera, yer yer korku, entrika ve bütün cehennemin ödül avcılarının yaşamak zorunda olduğu imkansız aşk teması da güzel yerlerde izlemeye değer sahneler yaratıyor. hele ki sam'in andi karşısında kekelediği anlar süper. tabi andi rolünü oynayan heroes'un candice'i missy peregrim olunca sam'e hak veriyoruz.

ilk sezon biteli çok oldu, bütün diziler yeni sezonlara başladı, e hadi ama reaper da başlasın da biraz eğlenelim.
kurremkamerruk kurremkamerruk
chuck ı alınız, şaşkın ve olaya girmek istemeyen adam yerine sam i koyunuz, sarışın şahane manita yerine missy peregrym i koyunuz, intersect yerine şeytanla yapılan anlaşmayı, general yerine de şeytanı koyunuz, öyle bir dizi işte. beğenmedim, ama beğenen de çıkar elbet.
orange orange
artık chuck'ı her izlediğimde aklıma gelen dizi. malum oradaki reaper'ımız burada ms. volkoff'un yardımcısı olmuş, ama tabi yine aynı şeytanlıklarla işleri yürüten adamımız olmuş.

reaper dizisini sevme nedenimdi bu adam benim. "nasıl bir insana şeytanlık bu kadar yakışır?" diyordum zamanında. sanırım "şeytan" rolünü de en iyi beceren adamdı, ama dizi bitti tabi.

dizinin genel olarak pek izleyeni olmadı sanırım. tutulmadı pek. ama ben çok sevmiştim. keşke hala da devam etse derim yani. özetle dizinin konusu da sam adındaki kahramanımızın ruhu küçükken ailesi tarafından "devil"a satılıyor. belli yaşa gelince de şeytanımız geliyor ve onu bir nevi "oyuncağı" yapıyor. sam'in görevi cehennemden kaçan ruhları geri cehenneme yollamak, ama tabi bu pek kolay değil. üstelik ölse şeytanın umrunda da değil, zaten görevi ölünce bitebilir ancak.

ama asıl dizi içindeki diyaloglar çok komik, eğlenceli. özellikle sam ile sock arasındaki ve sam ile şeytan arasındaki diyaloglar tam izlenesi, izlerken baya baya gülmüştüm yani.

bilgi sahibi olmak için alttaki ve benzeri videolar izlenebilir:


buradaki en sevdiğim sahne ise:
sam: you're such a dick.
devil: yeah, i know.

ayrıca hatta bu dizi için bölümlerinin konduğu bir channel bile açılmış, pek sevindim:

intihara teşebbüs ettiren anılar intihara teşebbüs ettiren anılar
bir daw. (bkz:digital audio workstion )

ben bunu çok seviyorum. müzik yapmaya başlamam ipad'deki garageband ile başladı. pc ye geçince elimde mac olmadığı için logic x veyahut garageband mac sürümünü kullanamadım. araştırmalarım sonucunda reaper'ı buldum. garageband'de temelleri attığım için reaper'a alışmak hiç zor gelmedi.

bunu yapan adamlar çok babacan ama. zaten 60 dolarese satıyorlar. sanırsam 60 gün deneme süresi veriyorlar. deneme süresi bitince laf etmiyorlar. ben hala deneme sürümü kullanıyorum. yaklaşık 682 gündür kullanıyormuşum. 978 kere programı çalıştırmışım ve 1300 küsür saat başında geçirmişim. bunu övünmek için yazmadım tabi. bu kadar başında zaman harcadığım bir şeye neden 60 doları fazla göreyim? yarın bir gün öğrencilikten kurtulabilirsem veyahut müzikten para kazanabilirsem ilk alacağım yazılım bu olacak.
1