relatos salvajes

1 /
nighttimebird nighttimebird
2014 arjantin yapımı, yönetmenliğini damian szifron'un yaptığı film. şiddet, intikam ve kontrolden çıkma konulu, birbirinden bağımsız altı bölümden oluşuyor.

şiddet dozu, bir zamandır şiddet içeren yapımlardan uzak durmaya çalışan bana bazı bazı fazla gelse de (aslında çok da fena değil ama game of thrones'dan sonra, arada old boy ile kesilen, bir detoks dönemine girmeye çalışmamdan mütevellit hep: kış gelmeden ve sağ starkların da başına binbir türlü şey gelmeden bir çiçekler böcekler çabası...) kara komedisi olsun, günlük hayatta çileden çıktığımızda hepimizin içinde kalan çıldırma isteğini yansıtması olsun, kesinlikle izlenesi. biraz four rooms tadı da alınabilir. ama dikkat etmek lazım, sonra baltayı alıp en yakın nüfus şube müdürlüğüne filan gitmeyin. (1, 2, 3, 4.. oh sakin)

trivia bilgilere gelirsek: aynı zamanda palme d'or için cannes'da kış uykusu'na karşı yarışan filmlerdenmiş kendisi. ayrıca filmde tanınmış simalardan ricardo darin de var.

neyse daha da uzatmadan, böyle bir şeyler:
wild tales (2014) directed by damián szifrón. with liliana ackerman, luis manuel altamirano garcía, alejandro angelini, damián benítez. a story about love deception,... ımdb
koksallone koksallone
ilk girinin sahibinin ve bir kaç kimsenin daha tavsiyesi üzerine torrente düştüğünü fark edince hemen indirip izlediğim film kendisi ve şunu diyorum ki izleyin ne olur. günlük yaşantının koşulları altında günlük hayatta göz ardı ettiğimiz o çıldırma anlarını ya da intikam duygularını şiddetle açığa vurarak insanın "vahşi" yönünü güzel resmetmişler hem de çeşitli hikayelerle, sizi sıkmadan.

ida'dan sonra yabancı dilde en iyi oskar ödülünün en büyük favorilerinden de olan bu filmin arjantin sinemasının son ürünü olduğu söylenebilir.

filme dair denebilecek bir çok şey varken, ben sadece arkanıza yaslanın sigaranızı yakın ve tadını çıkarın demek istiyorum.

bir de şu filmlere türkçe ismi verenler her kimse yine saçmalamış. asabiyim ben ne kardeşim adam sandler filmi gibi. koysana adını "vahşi ilişkiler" ya da "vahşi hikayeler".

neyse, iyi seyirler.
rick blaine rick blaine
ülkemiz sinemalarında "asabiyim ben" adıyla oynayan arjantin yapımı film. 2014 oscar ödüllerinde "en iyi yabancı film" kategorisinde güçlü adaylardan biriydi. aslında birbirinden bağımsız, irili ufaklı altı tane komik, şiddetli ve manidar hikaye anlatıyor film. açılışta yer alan ve filmin en kısa hikayesi olan "pasternak", bir uçak dolusu yolcunun aslında hepsinin tanıdığı biri tarafından bir plan dahilinde aynı uçağa konulduklarını keşfetmesini anlatıyor. sonraki hikaye genç bir garson kızın çalıştığı restorana gelen adamı tanımasıyla başlıyor. bu adam genç kızın geçmişinde derin yaralar açmış bir adamdır. diğer hikaye ise filmin en klişe hikayesi. otoyolda birbirlerini sollayan iki adamın siniri onları ölümcül bir şiddet patlamasına götürür. filmin en güzel hikayesi olan "bombacı" da ise şehrin araç çekicileri ve park cezası kesen trafik polislerinin temsilindeki "soygun" sistemine başkaldıran bir mühendisin yaşadıklarını izliyoruz. usta aktör ricardo darin'in başrolde olduğu bu bölümün konusu türk izleyicilere de hiç yabancı gelmeyecektir. filmin bir diğer güçlü hikayesi bir vur-kaç kazasına sebep olan zengin bir çocuğun ailesinin adaleti parayla satın alma sürecini anlatıyor. ancak insanların açgözlülüğü ve sürpriz bir gelişme bütün planları altüst edecektir. filmin son ve en uzun hikayesi ise başlı başına film sanki. bir gelin müstakbel eşi tarafından aldatıldığını düğün sırasında öğrenir. ve bu son derece neşeli başlayan düğün herkesin gözü önünde şiddetli ve kanlı bir hesaplaşmaya dönüşür.

aslında bu sonuncusu filmin bütün hikayelerinin temalarını tek bir hikayede buluşturuyor sanki. sevgi, ihanet, hayal kırıklığı, öfke, adalet arayışı, haksızlık, iyilik, kötülük, hepsi var... belki otoyolda ve restoranda geçen hikayeler diğerlerinin arkasında kalıyor ama genel olarak şirazesinden çıkmaya başlayan bir toplumun profilini çıkarıyor bize film. bu şiddet en başta yönetimden geliyor topluma tabii ki dünyanın her yerinde olduğu gibi. olması gerektiği hızda ve şekilde sağlanamayan adalet, yozlaşmayla elde edilmiş zenginlikle küçük insanları ezenler ve kendi vatandaşını soymaya odaklanmış bir kamu yönetimi... bunlar bir şekilde gündelik hayatın akışında insanların planlarını, mutluluklarını bozabileceği gibi, karanlık yönlerinin de uyanmasını, harekete geçmesini tetikleyebilmekte.

arjantinli yönetmen damian szifron filminin her karesine hakim bir yönetim sergileyip çok şık ve ritmi yüksek bir film çıkarmış ortaya. şahane müziklerin eşlik ettiği filmde özellikle "bombacı" adlı bölümün başrolünde olan, sırf arabası çekildiği için hayatı kararan simon'u canlandıran ricardo darin ve son hikayede kendi düğününde çıldıran gelin romina'yı oynayan erica rivas filmde ayrı bir parlıyorlar. (burak göral, sözcü)

yönetmen: damian szifron
oyuncular: ricardo rivas, erica rivas, maria marull,dario grandinetti,rita cortese
122 dakika
mantı makarna mantı makarna
guzel bir arjantin filmi. bana black mirror'u hatirlatti niyeyse. onda da farkli farkli hikayeler oldugu icin olabilir.

izlemesi keyifli. birden fazla ayni temali kisa filmin bir araya getirilmis hali gibi. kisa film sevenler bu filmi de sevecektir.

bir de bu filmden cok hoslananlara black mirror dizisini tavsiye ederim. ondan da hoslanacaklardir. izlemedilerse tabi.
moonman08 moonman08
bu sene izlediğim en iyi film. bir de interstellar vardı ama onu ayrı bir kategoriye koyuyorum. bu arjjantin sineması tam bir hazine, bomba filmler çıkarıyor arada. bir ricardo darin hayranı olarak, filmde oynadığını görünce direk atladım zaten filme ama film ondan bağımsız da süper bir şey olmuş. her hikaye ayrı bir tad, ayrı bir güzellik ama benim favorim sondaki düğün hikayesi. sanırım hayatım boyunca unutamayacağım bir hikayeydi o. seven kadının hayal kırıklığı, nefreti ve yapabileceklerinden korkacaksın aga.
tarçınlı ıhlamur huzuru tarçınlı ıhlamur huzuru
bu akşam izlediğim ve kesinlikle izlenmesini tavsiye ettiğim film. açıkçası arjantin sinemasını, yönetmeni, oyuncuları tanımam bilmem lakin olaylar gerçek hayata o kadar ait ki filmin çoğu yerinde ben de yapar mıydım diye kendinize dönüp soruyorsunuz sürekli. bazı yerlerde yer yer yaparım deyip kendimden korkmadım değil.


ama genel olarak öfkenin ve şiddetin biçimlerini anlatıyor denilebilir. bazı insan öfke karşısında korkak davranırken bazısı tahammül edemeyerek analitik çözümler getiriyor, bazısı cinnet geçirip merhamete yelkenleri indiriyor, bazısı da dışarıdan hiç tahmin edilemez biçimde müstakbel katil çıkıyor.


kısacası yarın ne olacağımız belli değil deriz ya hani aynen o hesap... her an her şey olabilir ve yarın asla yapmam dediğiniz şeylerin kıyısında kendinizi azimle yürürken bulabilirsiniz.
phylosophie phylosophie
son zamanlarda izlediğim en iyi filmdir kendisi. iki defa farklı zamanlarda izlememe rağmen, asabileştikçe açıp, 6 filmden birini izliyorum arada. özellikle son film hayallerimdeki düğündür.
kendini aslan zanneden kedi kendini aslan zanneden kedi
bu sene içinde izlediğim açık ara en iyi film. her parçasının ayrı güzel, ayrı manyakça ve öngörülmesi zor şekilde ilerlemesi zamanın nasıl akıp gittiğini unutturur cinsten. oyunculuklar, çekimler, senaryo ve işlenişi gerçekten kusursuz. sosyolojik açıdan da çok başarılı. uzun zamandır bende böyle satirlarca giri yazma isteği uyandıran bir filmdi ama onun yerine bence izleyin kendiniz görün. kolay kolay etkisinden çıkılmaz bu filmin ve özellikle bir kaç sahnesi yıllar geçse bile unutulmaz diye düşünüyorum. kısacası izleyin hatta kalabalıkla izleyin eğlencesini katlayın.
mgun mgun
öyle bir film ki mesela atıyorum novecento gibi lotr serisinin extended versiyonu kadar sürse sabaha kadar izlenir öyle bir film... neden? çünkü bizden de bir şeyler buluyoruz filmin içinde...

zaten toplumca asabiyiz, gerginiz, sinirliyiz, birisi bir laf söylese de patlasak diye pusuda bekliyoruz, firmalar tarafından mütemadiyen soyuluyor ve söğüşleniyoruz, aldatılıyoruz, dövüşüyoruz, itişiyoruz, şeytanla içten içe pazarlık ediyoruz falan da filan da... arjantinlilerin bizden de bir farkı yokmuş aslında... kim bilir messi de türktür belki... ay olabilir mi öyle bişey? lütfen olsun çünkü!

lokantadaki abla, fare zehirini önerdiğinde, sürücü abimiz gaza abanıp kamyoneti sürüklediğinde, ricardo reyiz bombayı patlattığında, gelin ablamız damadın eski kırığını aynaya yapıştırdığında bunları yanlış bulmuyoruz, içten içe de olmasını istiyoruz zira yaşadığımız hayat bize bunları yaptırmaya zorluyor, e tabii medeniyetin de bir sınırı var, bizler de birer hayvanız neticede... ama sadece pasternak yanlış yaptı bence, hayvanın evladı diğerlerinin suçu ne!?

filmin özeti de jose'nin teslim olduğu sahnede kalabalıktan yükselen "adalet" sesleri!

arıza bir film, rahatsız edici sahneleri de yok değil, "şiddetle" tavsiye edilesi!
dalyarrock dalyarrock
relatos salvajes: öfkeyle kalkan zararla oturur.

ahh şu arjantinliler bizim atalarımızın sözünü dinleselerdi bunların hiçbiri başlarına gelmezdi. şaka bir yana da relatos salvajes methini çok duydum ama kendisiyle tanışmamız geç olmuştu. bu gecikme için kendi adıma özür diliyorum ve bu filmi daha doğrusu 6 tane kısa film tadında hikayeyei daha önceden izlemediğim için pişmannlık duyuyorum.

normalde benim gibi çabuk parlayan asabi adamlara zaruretle izletmemiz gereken harika bir film. her ne kadar aslında filmin türkçe anlamı vahşi hikayeler olması gerekirken gene işgüzarlar filmin adını asabiyim ben şeklinde çevirmişler. 6 tane sinirden kendini kesecek kişilerin nasıl bu hale geldiklerini anlatan kısa filmlerden oluşmakta. filmin en vurucu yeri de tüm bu hikayelerin günlük hayatta karşınıza çıkabilme ihtimali ve filmde ki karakterlerin hiçte abartı olmayan sinirsel tepkilerinin aynısını sizinde gösterebileceğinizdir. filmin yönetmeni çok güzle psikolojik ve sosyolojik çözümleme yaparak bir nevi film boyunca suratınıza ayna tutuyor ve ''bak filmdeki bu karakter sensin'' diyor. filmi spoiler vermeden anlatmam imkansız bu yüzden geri kalan spoiler'dır bilginize.

1-) gabriel pasternak: her ne kadar tesadüfi olarak görülse 24 mart 2015 germanwings uçak kazası muhtemelen bu filmin ilhamı sonucu düşürüldü. gabriel pasternak adlı deli abimiz tüm nefret ettiği insanları aynı uçağa toplayıp anne-babasının tepesine düşürüyor. konusu bu.

2-fare zehri: son kullanma tarihi geçen fare daha fazla mı zarar verir yoksa etkisi geçtiği için öldürmez mi? alın size mükemmel bir paradoks. bence burada garson kız kalıplarımızı temsil ederken, teyze içimizden geleni temsil ediyordu. bilinç-bilinçaltı gibi ama 6 hikaye içinde en zayıf bulduğum ve beğenmediğim buydu.

3-) köprüdeki aşk cinayeti! - yol vermeme kavgası: üçüncü bölüm benim favorim. basit bir yol vermeme kavgasının açtığı haller ve ego patlaması sonrası yapılan el freniyle geri dönüşler ve sanki poker oynuyormuş gibi kozun bir sana bir rakibe geçtiği durumlar. dedim ya filmin en vurucu olayı tüm bu yaşananların hergün 3. sayfa haberlerde görmemiz. mesela audi'li takım elbiselinin tam tekerleği takmaya çalışırken arkadan gelen arabayı görünce hemen arabaya saklanması gerçekçilik açısından enfesti. sekansın sonunda öyle 2 aşık gibi kala kalırsınız işte. aşk cinayeti mi? siz siz olun özellikle trafikte her daim sinirlerinize hakim olun.

4-) mühendis: bizim bombacı mülayimi pasternak'tan sonra sevdiğim 2. karakter oldu. adam haklı mı haklı. sistemin çarklarının nasılda bir insanı çileden çıkardığını ve özellikle mühendis adamların matematiksel zekasını küçümsememeyi öğretiyor özellikle o adam işi gereği bir şeyleri patlatıyorsa. tıpkı bu 4. hikayede olduğu gibi aslında her hikayeden 90 dakikalık film çıkarılır ama daha fazla yorum yapmak istemiyorum. sadece izleyin izleyin izleyin...

5-) zengin oğlanı oktay ve bmw'si: öfkelenmek, adaleti aramak ve intikam almak. bu arada her zaman dedikleri gibi zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış. yazık oldu bizim bahçıvana pekmezi yok yere aktırıldı. sonra hepsi bahçıvana...!!!

6-) düğün: sadakat; yalanın yakalanmadığı ölçüde yaptığın alan savunması, evlilik ise sosyal zekaya dayalı bir strateji oyunudur. peki ya siz düğününüze kocanızın/karınızın aldattığı misafir gelseyedi ne yapardınız ya da aynısını mı yapardınız? bu bölümle ilgili son olarak şunu belirtiyorum bende düğünümün finalinde sahnenin ortasında bu çiftin yaptığını yapacağım.

benim favori listem.

1- uçak hikayesi
2- yol hikayesi
3- mühendis'in hikayesi
4- düğün hikayesi
5- rüşvet hikayesi
6- fare zehiri hikayesi

ben mi? ben bu filmden sonra sinirleri alınmış mudurnu tavuk gibi oldum. sıfır sinir sıfır sıkıntı.

relatos salvajes: keskin sirke küpüne zarar.
kum kum
son zamanlarda izlediğim en iyi film. favorim düğün bölümü, son bölüm o olduğu için de olabilir. keza sürekli park cezası yiyen mühendis ve dövüşen adamlar da muhteşemdi.

(bkz: wild tales)
1 /