renfri

funkybaggins funkybaggins
yazarlar arasında sözlük dışında tanıdığım tek kişi.

orta sonda aynı sınıftaydık, ben en arka sıranın duvar kenarında oturup bütün gün çizim yapardım, o da cam kenarında ders boyunca dışarıyı seyreder, hülyalara dalardı. aramızdaki bu mesafe yalnızca fiziksel değildi, zihinsel olarak da birbirimize uzaktık. bir merhabamız yoktu, ortak zevklerimiz yoktu, arada istiklal marşı sırasında yan yana denk gelir, bakışlarımızı öte yana çevirirdik.

bir gün boş derste gitarımı çıkardım yeni öğrendiğim bob dylan şarkısını çalmak için, şarkıyı herkes jimi'den biliyordu ama orijinal akustik versiyonunu coverlıycaktım sınıftaki hoşlandığım kız sedefe bakarak. sedef, the clash tişörtü giyen joe strummer, sid vicious, ramones muhabbeti yapabileceğiniz sarı dalgalı saçlı, kafa bi kızdı. gitarımın akordunu yaptım, boğazımı temizledim. tam başladım "there must be some kind of"... renfri omzuma dokunup kulağıma eğildi, "bizim bob dylan'ımız, aşık mahzuni şerif'dir".
4
erdoo erdoo
çok yazıyor çok çiziyor, sanırım bundan mütevellit bir hayli yoruluyor. hazin anlarında ona kol, kanat germesi adına kendisine naçizane bir şarkı armağan ediyorum...

edit:kendisi iyidir hoştur ama biraz zor beğenir neyse ben yüce gönüllü bir kişilik ve instela fm'in en iyi radyo programcısı olarak kendisine ikinci şarkısını armağan ediyorum, afiyet olsun renfoğğğğğğ




5
the woman on the silver mountain the woman on the silver mountain
tam bir hanfendi. girdiği odayı ışığıyla aydınlatır. tüm gözleri zarafetiyle üzerine çeker. o bir leydi.




yok ya. odaya girdiğinde aydınlatıyorsa çok fazla highlighter sürmüştür suratına, ondandır. ayrıca insanların ilgi odağı olma nedeni şarabı direkt şişeden içmesi ve birkaç saat sonra bizlere sergilediği çılgın dansıdır.
2
funkybaggins funkybaggins
ünivesite zamanları, kadıköy'de hangi bar olduğunu hatırlamıyorum ama ya karga ya da arkaoda kesin ikisinden biri, eskiden beraber müzik yaptığımız arkadaşımın yeni kurduğu synth ağırlıklı post punk grubunun konseri olduğunu öğrendim. o gün sahne alacak diğer grupları da tanıdığım için konser bana beleşti ve +1'im vardı.

uzun bir aradan sonra eski dostlarla hasret giderip kulaklarımızın pasını atacaktık. tesadüf odur ki konserden bir hafta önce, tam bahariye'den barlar sokağına akmak üzereyken köşede bir simitçiden çıkan en son ortaokulda gördüğüm renfri ile karşılaştık. çok sıcak bir selamlaşma olmasa bile içinde birkaç defa "vay be" geçen cümlelerden sonra birbirimizi özlediğimizi anladık. artı1olarak teklif ettiğim sedef ailesiyle kartalkaya'da snowboard tatiline gideceği için teklifimi nazikçe geri çevirince, bir an boş bulunup renfri'ye konserden bahsettim. seve seve gelirim dedi.

konserden önce müzisyenler ve renfri ile bizim evde buluşup kafamızı yaptık. pür neşe, güle oynaya barın yolunu tuttuk, bizim çocuklar ilk grup olacağı için erkenden ordaydık. etrafa gülücükler saçıyor, ayı gibi içiyorduk. eski dostlarla anılarımızı tazelemenin de ötesinde yeni anlar yaşıyor, esrik duygularla dionysos ayinlerini aratmayacak biçimde kendimizden geçiyor birlikte olduğumuz her dakikadan delicesine zevk alıyorduk.

bunu söyleyeceğimi tahmin bile edemezdim ama renfri'yi yeni insanlarla tanıştırırken ondan kadim dostum diye bahsetmeye bile başlamıştım. neden olmasın ki? hala ortaokuldaki gibi uzun tekel 2001 içiyor, paketinin bittiğini fark edip yeni sigara isterken de önce iki parmağını ağzına götürüp, ardından da işaret parmağıyla "bi dal versene" hareketi yapıyordu. arka cebimden çıkardığım winston soft'a burun kıvırıp,"olm göt cebinize koymayın şu ziğarayı, bükülüyo yaşlı pipisi gibi" espirisini yapıyor ve her fırsatta karşı cinse nasıl davranmamız konusunda babacan tavsiyelerde bulunuyordu. işte o an farkına vardım aradan yıllar geçse de arkadaşlığımız kaldığı yerden devam ediyordu.

iç zıç soundcheck daha fazla iç zıç derken vakit geldi ve giriş şarkısı olarak evde beraber seçtiğimiz joy division'dan love will tears us apart'ı çalmaya başladılar. ben ultra keyifli bir sarhoş olarak ian curtis'in o meşhur epilepsi dansını taklit ederken renfri yanıma sokuldu, ensemden kavradı ve hiç unutamayacağım o cümle dudaklarından dökülüverdi, "n'apıyon olm, azıcık ağır ol la! azcık adam ol, göt!"
33