revolutionary road

1 /
fritöz fritöz
kate winslet ve leonardo dicaprio'nun altın küre'deki adaylıklarını gözümde haklı çıkartmış yapım. fakat ruh sağlığı bozuk bir karakteri canlandıran michael shannon'un da onlardan eksik bir performansı yok.

ek olarak, bu filmi "kate winslet ve leonardo dicaprio'nun titanik'ten sonra ilk kez bir araya gelmeleri" olarak tanımlayan kişiler sanırım kathy bates'ın de titanik'te oynadığını unuttular. işin daha da garibi bu üçlü arasında oscar kazanan tek kişinin kathy bates olması (yanılmıyorsam iki kez kazanmıştır bu ödülü)
mag mag
verdikleri anlık kararlarla hayatlarına sıradısı bir yön vermeyi arzulayan wheeler's ailesinin kendi içlerinde girdikleri mücadeleyi anlatan film. sevgiliniz ile aranızda esen soğuk rüzgarlara çare arıyorsanız birde bu filmi izleyin, izletin.
stargazer stargazer
50'li yıllardaki amerikan aile yapısının çarpıklığından ziyade, elindekiyle yetinmeyen ve daima başka arayışlar içinde kocasına etmediğini bırakmayan sinir hastası bir kadının dışardan bakıldığında örnek aile olarak görünen bir aileyi ne hale getirdiğini izleyiciye sunan film. kate winslet ve leonardo dicaprio oyunculukları açısından mükemmel iş çıkarmışlar, bilhassa kavga sahneleri çok gerçek ve sert. dolu dolu kavga ediyorlar, gereksiz tek kelime bile yok, yolunda gitmeyen çok şey var. asıl amerikan yaşam tarzına eleştiri bir ailenin içinde kopan kasırganın, aileye yakın insanlar tarafından algılanış biçimi ile gelmiş. aldığı ödülleri sonuna kadar hakeden bir film olmuş.

--spoiler--

kate winslet'in ayakları çok çirkinmiş..

--spoiler--
uykulu uykulu
michael shannon'ın john rolündeki başarılı performansı ile en iyi yardımcı erkek dalında oscar'a aday olduğu, gayet başarılı bir film olan american beauty'e de imza atmış yönetmen sam mendez filmidir. filmin tanıtımında da ifade edildiği üzere tam anlamıyla bir "anti-love" hikayedir bu. oyunculuk anlamında kate winslet leonardo di caprio'ya nazaran başarılı bir performans ortaya koymaktadır. bir de puanlama yapalım derim. 10 üzerinden 8.
roselife roselife
hangimiz rutin hayattan sıkılmıyoruz, hangimiz çok sevdiğimiz işler yapıyoruz, hangimiz belli bir noktaya geldikten sonra dur diyebiliyoruz ve istediğimiz şeyler peşinde gidebiliyoruz ki dedirten film.

en kararlı olanlar bile sahip oldukları şeyleri bırakıp bilinmeze gidemiyorlar.

adamın gözünde iyi bir iş; en azından sonuna doğru geliri ve tatmini güzel bir iş, konforlu bir ev, bir araba ve iki çocukla sevdiği bir kadın varken,

kadının gözünde sadece uzaklaşmak istediği bir hayat var. evde bunalım geçiren, üçüncü çocuğa istemeden hamile kalan, zamanla eşinden nefret eden ve çocuğundan kurtulmak isteyen sorunlu bir ev hanımı izliyoruz.

sonu çok üzücü.

başka türlü olabilirdi.

gerçek hayatta da kadınlar bu kadar hayatlarını eşlerine ve çocuklarına adamadan, birazda ben diyerek yaşayabilirdi!!!
heidi heidi
her şey sadece, her şeyin gerçek olduğuna inanır ve rolünü esaslı oynarsan iyidir filmi. gerçekleri yüze vurabilen akıldaki, kişi ise ancak bir akıl hastası olabiliyor.
i m going to buy this place and start a fire i m going to buy this place and start a fire
ettikleri kavgadan sonra april'in ağaçlık alana doğru kaçışının ardından, ertesi sabah kahvaltıda sarfettiği sözler bence filmin özetidir.

april: günaydın.
frank: günaydın.
april: yumurtan yağda pişmiş mi olsun, yoksa kızarmış mı?
frank: bilmiyorum.
frank: hiç farketmez.
frank: yağda pişmiş olsun, sorun olmazsa.
april: peki.
april: ben de öyle istiyordum zaten.

ayrıca:
cornelius castoriadis insanlığın kaostan doğduğunu kaos üzerine var olduğunu söylemişti [1]. ona göre insanın bütün çabası bu kaos temelsizlik durumunu gizlemek görmezden gelmek üzerine kurludur ve tüm çabasını bu doğrultuda sarf eder. bir an durup düşünüldüğünde her şeyin ne kadar boş olduğunun fark edilmesi tam da bu nedenledir (tüm anlam dünyalarımızı kaosun üzerine inşa edişimiz nedeniyle) fakat bu düşünce katlanılmazdır. bu düşünceyi başımızdan savmak için kısa vadede kalkar yürür ya da o an saçma da olsa bir şeyler yaparız uzun vadede ise sisteme dahil olmak en iyi yoldur. evlenmek, iş sahibi olmak, çoluk çocuk yetiştirmek, onların geleceği ile uğraşmak gibi tüm aktiviteler bu saçmalığı örtmek çabasının sonuçlarıdırlar.*

* isteksiz.com alan adı satın alınabilir - alanadları.com ısteksiz.com alanadlariı.com'un satış sayfası programına katılmış durumda. ısteksiz
sycrone one sycrone one
kötü film. benim için kötü tabii. yani 35 yaşını aşmış, sevmediği bir işte çalışan, hergün aynı rutini yaşayan, hayatta istediklerini yaşayamamış ve ne istediğini bulamamış kayıp bir ruhsanız seversiniz kesinlikle siz.

uzun ve sıkıcı sahneler, derin olma çabasındaki klişe diyaloglar, bence abartılı ve yapmacık kate ve leonardo oyunculuklarıyla(kate'i severiz o ayrı) özellikle ikinci yarısında uyku getirdi.

yok arkadaş ben sanattan anlamıyorum. 20-40 dakikalık dizilerin ve silme aksiyon içeren, perdeden suratınıza adrenalin fışkırtan filmlerin esiri olduğumdan katlanamıyorum artık. filmden önce izlediğim fragmanlardaki star trek ve x men origins wolverine'i bekliyorum. nevrotik amerikan bireylerinden sıkıldım artık.
ilyiştaykovski ilyiştaykovski
hollywood abartması film.
konunun ilgi çekici hiçbir yanı yok. filmin 1950'lerde geçiyor olması, oyuncuları çirkin göstermekten başka bir farklılık yaratmıyor. sahneler gereksizce uzun ve sıkıcı. diyaloglar herhangi bir hollywood filminden apartılmış gibi, zeka içeren hiçbir söz yok.
leonardo dicaprio'nun çok başarılı bir oyuncu olduğunu düşünen ben, bu filmde kendisinden neredeyse nefret ettim. aile babasını oynamak, body of lies ya da the departed filmlerindeki rollerinden farklı bir oyunculuk istiyor. kate winslet daha da başarısız. april'a tepkisiz bir karakter çizilmeye çalışılmış ancak bu tavrı kate'in yaptığı gibi sinir bozucu olmadan yansıtmak mümkünmüş.
oyuncuların isimlerine bakıp muhteşem bir film seyretme umudu taşıyanları hayal kırıklığına uğratan bir film olmuş. kötü olmuş.
isilisilisil isilisilisil
günümüz toplumunda da 1950'lerde de dünyada kadın açmazı hep aynı.film bence kadının toplum içindeki yeri konusunda yaşadığı ikilemi yüzümüze vuruyor. hayatına çıkış noktası arayan hayalleri ve gerçeklik arasında kalan ve kimlik bunalımı yaşayan bir kadın var.sonu hazin olan aslında yanlız bir kadın. sonsuz hayalleri olan ama istemediği halde toplumun 'olması gereken'' etiketini sırtına istemeden yapıştırmış bir anne. frank'in 3. çocuk konusunda april'in annneliğini sorgulayarak o'nu çocuk yapmaya zorlaması çok insafsızcaydı. insanların iç dünyalarında ve evlerinin içinde yaşadıkları ve dışarıya yansıyanın ne kadar farklı olduğu da çarpıcı bir şekilde aktarılmış.
ama bence april'i hazin sona götüren nedenlerden biri de komşusu ile yatmasıydı. hissettiği vicdan azabı bence hiç vurgulanmadı ama, seyircinin bunu kendiliğinden bulmasını istedi yönetmen.bir anne ve eş etiketi dışında bir statüsü olmayan ve bunun bunalımını yaşayan april, bunu bile ' ihanet eden bir kadın 'olarak başaramadığını düşündü ve daha derin bir bunalıma sürüklendi.ve adeta intihar etti.diyaloglar kusursuzdu. kavga sahneleri ise gerçek gibiydi. ilişkilerinde problem yaşayan herkesin izlemesi gereken bir film olmuş.
1 /