richard wagner

1 /
julian apostate julian apostate
operaya o kadar tutkulu olmama rağmen operaları bana pek haz vermeyen besteci. bu kadar güzel konu ve libretto bu kadar çok senfonik müziğe boğulup vokal bu kadar geri plana alınabilir mi yaa.
ciociosan ciociosan
franz liszt'i ve ailesini ağlatmış, büyük krizlere yol açmış, insanlara zarar vermekten hoşlanan, egoizmin ve narsizmin doruklarında yaşamış, karakterinin tüm boktanlığına rağmen dahice besteler bestelemiş psikopat müzik adamı.
seqtomik seqtomik
nietzche'nin en yakın dostuyken, ortaya koyduğu düşünceler yüzünden nietzche'nin ondan uzaklaşmasını sağlayan hatta ona "nietzsche wagner'e karşı" adlı kitabını yazmasını sağlayan -iyikide sağlamış- biraz müzik adamı, biraz felsefeci -kötüde olsa-
meyvoş meyvoş
richard wagnerrichard wagner, (22 mayıs 1813, almanya – 13 şubat 1883, italya); alman opera bestecisidir.

ortaya çıkardığı birleşik sanat eseri kavramı (gesamtkunstwerk) ile müzik dünyasını derinden etkiledi. gerek müzik ve drama alanındaki yenilikleri, gerekse yahudi karşıtı görüşleri sebebiyle 20.yy.’ın en çok tartışılan müzik adamlarından biri olmuştur.

-ilk yaratıcı çalışması, 15 yaşında "leubald and adelaide" adlı opera metni idi.
-1836’da şarkıcı minna planer ile evlendi, büyük aşkla başlayan evlilik kısa sürede sadakatsizlik yüzünden bitti.
gnchkkc gnchkkc
hitlerin alman toplumunu militarize etmek için kullandığı müzisyen. dinledikçe kendimi orgeneral sandığım bir walküre'si var. bir efsane gibi sözlükten sözlüğe yayılan bilgi der ki: wagner yahudi bir bestekarın eserini çaldıktan sonra kullandığı eldiveni çöpe atmış. sanırım hitler'de hayranlık uyandıran yönü bu olmuştur. wagner'in ruhunun derinliklerinde beslediği heves hitler tarafından uygulamaya konmuştur.
feklavye feklavye
uzun süre müziğini anlamak için verdiğim çabadan sonra çıkardığım sonuç; bu adam bildiğin deli. dahi takımından belki ama deli. haftalarca üst üste dinleyince az biraz takip edebilmeye başladım melodik katmanlarını. sıfatımız az biraz ama. daha fazlası olabilir miyim zaten, bilemiyorum...
paşa bebesi paşa bebesi
kendisini dinleme şerefine borchert' in o nefis oyununda nail olmuştum. oyunun mizansenine cuk diye oturan bir bestesi sayesinde tanışmış olduk. hayli ilginç. kulis yaparken dahi kurtulamıyorsunuz etkisinden. pek ayrıca yahudi düşmanlığı meselesine gelince; metod çalışmalarımdan birinde örnek teşkil etmesi açısından edindiğim kaynakta, durum tam tersi olarak nitelendiriliyor. öyle.
mrkoseoglu mrkoseoglu
kendisi bir arthur schopenhauer hayranıdır. nietzsche ile ayrı düşmeleri de bu noktada başlar. nietzsche de önceleri bir schopenhauerciyken daha sonra onun hayat felsefesine taban tabana zıt bir hayat felsefesini benimsemiştir. hatta bunu da wagner'e bir mektup yazarak anlatmıştır. tabi arkadaşlıkları yine de devam etmiş. ancak nietzsche wagner'in karısına aşık olunca işler karışmış tabi. bir de wagner'in giderek artan yahudi düşmanlığı ve psikopatlığı da nietzsche'nin wagner'den tamamen uzaklaşmasına neden olmuştur.
absürt adam absürt adam
müziğindeki karanlık yapıyla fark yaratmistir.ozellile sağlam metalcilerin klasik müzik hastası olmalarını gozonune aldigimizda.metalcilerin en sevdiği kişilerdendir kendisi.
hepimiz yazarız hepimiz yazarız
düğmeye basarsın. önce bir titreme olur, sonra kesik iki ses. odadaki lamba bir anlığına kararır ve aydınlanır, aynı anda üzerindeki ışık titrer. tam bu anda derinden bir ses gelmeye başlar, ritimsiz, kesik, manasız. o ses bir bütünlük oluşturamaz, anlam vermeye çalışırken başka bir çark döner makinede ve onun sesine kulak verirsin bu sefer. iki ses yine kesik ritimlidir, yine manasızdır. tiz bir ses daha eklenir o iki manasız çark sesine. birşeylerin geldiği, başladığı anlaşılır artık. beklersin koca makinenin gürültüsünü. gürültü demek kötü demek değildir, nitekim bütün gün dinlersin onun müziğini.en kalından inceye doğru, en büyükten küçüğe doğru çarkların seslerine makinenin içindeki büyük çarkın teklemeli sesi eklenir, o zaman müzik duyulmaya başlanır koca makineden çıkan. ama henüz tam olarak çalışmamıştır makine. yeni ısınmıştır, hızını da almıştır artık, ne ise içerisindeki binlerce çarkı ateşleyen şey, gerçekleşmiştir. aynı anda bir anda onlarcasını duyarız, büyüğü küçüğü hepsini. ve en üstte de o çarkların hepsinin sesini bastıran dönen kolun bas sesi vardır. bütün çarklar o tek kolu yavaşça döndürmektedir. biz ona bakar, büyüklüğüne ve ihtişamına hayran oluruz, ama aslında arkasında dönen binlerce çarkın sesi ve onların karmaşık düzenidir bizi hayran bırakan. wagner böyledir,makine döneminin sesi. düğmeye basmışızdır, makine çalışmıştır, işte bu onun sesidir tam olarak.

(bkz: die walküre)
thrill of victory thrill of victory
on dokuzuncu yüzyıl müziğinde bir dönüm noktasını oluşturan richard wagner, modernizme geçiş sürecinin en önde gelen bestecilerindendir. romantizm ile modernizm arasında gidip gelen, hatta bu gidip gelmeleri konu edinen wagner operaları, alman mitolojisinden, ortaçağ'dan ve diğer romantik öğelerden yararlanarak bestelenen etkileyici ve büyük eserler olarak sahnelenmiştir. bu anlamda wagner'in yapıtlarına 'gesamtkunstwerk' demek yanlış olmaz: sahne gösterisi, müzik ve dansın bir arada, bütünlüklü bir sanat yapıtı olarak ortaya konulduğu eserlerdir bunlar. wagner'in üslubu leitmotiv üzerine kuruludur. buna göre tüm yapıta bir 'ana tema' egemendir ve bu ana tema, yapıt içinde ya yinelemelerle ya da göndermelerle işlenmelidir. wagner, bayreuth'ta kurduğu operayla, kültür endüstrisi ve konsercilik etkinlikleri gibi, modernizmin ana öğelerinin oluşumuna önemli bir katkıda bulunmuştur. adorno, "wagner üzerine deneme" isimli çalışmasında, wagner müziğinin bünyesinde barındırdığı diyalektik ikircikliği inceler ve onun izlediği biçim yasasını ürünün görüntüsünün, üretimi gölgelemesi olarak belirler. wagner'in yapıtlarında ürün, kendi kendini üretir gibi sunulmaktadır; bir başka deyişle wagner'in eserlerinde estetik görünüm, yapıtın ardındaki üretici güçleri gölgeler ve onları artık görünmez hale getirir. böylece bir sanrı, bir gerçeklik yanılsaması ortaya çıkar. wagner'in yapıtları bu sebeple bir göz boyamadan ibarettir.
wundm wundm
kendisinin kayınpederi olan franz liszt'in (bkz: cosima wagner) hakkında "kafa çatlatıcı bir dahi" tanımlamasını yaptığı opera bestecisi.

kim ne derse desin, wagner, o zamana kadar olan gelenek ve düşünceleri (yetenekleri dahilinde) tamamına erdirmekten başka birşey yapmamıştır; bazı konularda (tonalite, müzikte dramatik öğe) sınırları zorlaması, "başına buyruk" olarak nitelendirebileceğimiz 20. yüzyıl bestecilerinin yaptıklarına sebep gösterilmesine karşın, üslubu hala güncel bir biçimde kopyalanan bu dehanın (bkz: john williams) müzik tarihinde neredeyse bach kadar önemli olduğunu düşünüyorum.

toplumun hastalığı wagner'de kişileşmişse bile, bu kendinin şahsi bir insanlık suçu olarak tanımlanmamalı bence. franz'ın damadı olarak bildiğim richard, iyi bir adamdır. çok olsa yüzsüz dersin.

(bkz: tristan akoru)
1 /