roman okumak

whatoz whatoz
çok denedim en kral roman bile olsa yarısına gelemeden kütüphanemdeki yeri almıştır.görüntü olarak kullanıyorum.
melodia melodia
insana bir an olsun yaşadığı ne varsa unutturan ya da tam tersi yaşanmışlıklarından kesitler sunup hatırlatan, karaketerlerde kendisini ve çevresindekileri bütünleştirmeyi sağlayan tutku dolu bir eylem benim için.
maszn maszn
roman; fr. roman, insanın veya yaşanılan çevredeki insanların toplumsal ilişkilerini, çevrenin bütünsellik içinde niteliğini, karakterini, tarihsel dokusunu, örf ve adetlerini, yaşayış tarzını kurgulayan, sunan; insanların benliklerini çözümleyen, bireysel serüvenini aktaran, sembolik yada hakikat bağlamında yaşanmışlığı resmeden uzun edebiyat türü.

roman, edebi tür olarak yenidir. matbaanın icadı kadar, feodal kültürün aşılarak yeni sınıf, burjuvazinin sosyal ve kültürel hayata damgasını vurmasını beklemiştir. elbette roman, şu tarihte ortaya çıkmıştır demek mümkün değildir. edebiyat insanlık tarihinin önemli damarıdır. insani münasebetlerin gelişmesi, yerleşik toplum ve özellikle köleci aşama, felsefe, düşünme, edebiyat için vasat oluşturmuştur. kültürel etkinlik, bireyin kendini yeniden üretmesi eyleminin dışında bir zamana ihtiyacı gerektirir. bu bağlamda köle emeğinin değer yaratma sürecinde yer alması, o dönem şartları itibariyle kentler de, sitelerde varlıklı sınıfı oluşturmuş, bu ekonomik ilişki temelinde özgün üst yapılar kendini göstermiştir.

efsanelerin, aleme ve öte aleme dair arayışların hüküm sürdüğü bu dönem, dünya edebiyatının hazırlık dönemleridir, bilahare skolastik egemenlik, edebiyatı, dili, dini mahreçli alanda ve yine felsefe bağlamında ilerletmiştir.

skolastik egemenlikten çıkış, rönesans, reform ve tümünü bağrında toplayan aydınlanmacılık, felsefe de olduğu kadar anlatımın her alanında, o dönem ruhban sınıfının iyice hurafeleştirdiği, boş inanç ve entrikalaştırdığı hayatın merkezine aklı yerleştirmek mücadelesidir.

edebiyat alanında bunun ilk örnekleri, rabelais, dante ve cervantesdir. ilahi komedya, don kişot ve gargantua bu ilk aydınlanmacı roman öncülerinin dikkat çeken eserleridir.

aydınlanmacılık ve etkileri neticesi, can çekişen feodal ve kilise egemenliğini temsil eden imparatorlukların ilk ölüm çanları diyebileceğimiz fransız ihtilali ve sonrasında, yeni ekonomi, yeni sınıfsal ilişkiler ve temelinde yükselen sosyal-kültürel yapı, edebiyatta inanılamaz hamlelere neden olmuştur. hayat haddinden fazla hareketlenmiştir. edebiyatçı ve özellikle romancılar bu yeni ve hızlı hayatı olağan üstü güzel dil ve anlatım tarzıyla nakletmişlerdir. edebiyatın ve romanın zincirleri boşalmıştır, günümüze gelene kadar yeni yeni tarzlar üreterek, klasizmden moderne, post moderne yani bugünlere uzanmıştır.
sbaı sbaı
"kelimeleri kafamızda resimlere çeviririz. roman bir hikâye anlatır, ama bir roman yalnızca bir hikâye değildir. hikâye pek çok eşyanın, sesin, konuşmanın, hayalin, hatıranın, bilginin, düşüncenin, olayın, sahnenin tasviri içinden yavaş yavaş karşımıza çıkar. bir romandan zevk almak, bu şeyleri kelimelerden yola çıkarak kafamızda resimlere çevirmekten hoşlanmaktır. kelimelerin anlattığı (anlatmak istediği) şeyi hayalimizde canlandınrken, hikâyeyi biz okurlar tamamlarız. bunu yaparken, gene kitabın dediği ya da anlatıcının demek istediği, demeye niyet ettiği, dediğini tahmin ettiğimiz şeyi, yani kafamızda bir merkezi arayarak hayal gücümüzü harekete geçiririz.

aklımızın bir başka yanıyla, yazar anlattığı şeyleri ne kadar yaşamışür, ne kadar hayal etmiştir, merak ederiz. özellikle romanın bizde hayret, hayranlık ve şaşkınlık uyandıran yerlerinde, bu soruyu daha da çok soranz kendimize. roman okumak, kendimizi romanın içinde en kaybettiğimiz zamanlarda bile, bu soruyu, "ne kadarı hayal, ne kadarı yaşanmış?" sorusunu sürekli sormaktır. romanı saflıkla hakikat sanıp kendini kaybederek seyretmekle, onun ne kadar hayal olduğunu düşünceli bir şekilde merak etmek, mantıksal olarak birbiriyle çelişir. ama roman sanatının bitip tükenmeyen gücü ve hayatiyeti, bu tür çelişkilerle yapılmasına, kendi özel mantığına dayanır. roman okumak, dünyayı descartesçı mantıktan başka bir mantıkla anlamak demektir. bu, birbiriyle çelişen birden fazla düşünceye sürekli olarak ve huzursuzluk duymadan aynı anda inanabilmek demektir. böylece içimizde yavaş yavaş üçüncü bir gerçeklik düzlemi, romanın karmaşık dünyasının düzlemi belirmeye başlar. her şey birbiriyle hem çelişir hem de kabul edilip tasvir edilir. "

saf ve düşünceli romancı-orhan pamuk
sakın gelme sakın gelme
"ne var ki roman okumak hiçbir ruhu zenginleştirmezdi. romandan belki alınan zevk için ödenen bedel, pek yüksek olurdu; en üstün kişilikleri bile bozardı romanlar. romanlar sayesinde insan, kendini her türlü insanla özdeşleştirmeyi öğreniyordu. değişiklikten zevk almaya başlıyordu. kişilikler parça parça bölünüp hoşa giden kahramanların kalıbına giriyordu. her görüş açısı savunulabilir oluyordu. okur, gönüllü olarak kendini yabancı hedeflerin akışına bırakıyor, bu yüzden uzunca bir süre için kendi hedeflerini gözden yitiriyordu. romanlar, yazarlık yapan bir oyuncunun, okurlarının bir bütün oluşturan kişiliklerine batırdığı kamalardı. oyuncu, kamanın gücünü ve karşılaşacağı direnci iyi hesaplayabildiği oranda hedef aldığı kişiyi parçalayabiliyordu. devlet, romanları yasak etmeliydi."

elias canetti'nin körleşme kitabından 57. sayfa