roman polanski

1 /
des des
kaderin bir cilvesi gibi annesi kardeşine 8 aylık hamileyken nazi toplama kampında,karısı ise rosemary s baby filminde satanistliği yaydığını düşündükleri için aşırı katolik manson çetesi tarafından yine 8 aylık hamileyken katledilmiş polanyalı yönetmen.sanılan aksine satanist değil ateisttir.kendisi de toplama kampından kaçmış savaştan sonra babası ve üvey annesiyle yaşamıştır.

filmlerinde sıra dışı teknikler kullanmaktadır mesela filmin kötü adamını filmin sonunda cezalandırmak ona göre değilidir tersine onu filmin sonunda ödüllendirir bunun için şu açıklamayı yapmıştır bir söyleşisinde 'seyirci filmin sonunda kötü adam cezalandırılırsa kendisi rahat ve güvende hisseder halbuki tersi bir durumda kötülüklere karşı kendini sorumlu hisseder.'korku filminde kullanılan klişelerden özenle sakınır.onun filmlerinde kan görmek neredeyse imkansızdır.izleyiciyi filmin sonuna kadar merak içinde bırakır 'acaba bu yaşanılanlar gerçek mi yoksa karakterin kafasında yarattığı şeyler mi?'

ona göre doğru tek bir açı vardır kamerasını oraya yerleştirir hiç bir zaman mecbur kalmadığı müddetçe çok kamerayla film çekmemiştir.

herkesin acıyarak baktığı hayat öyküsü onun filmlerine ilham kaynağı olmuştur.ona göre çocukluğu boyunca sadece şiddeti görmüş,onunla iç içe yaşamıştır esin kaynağı oradadır.

ona göre insan zengin olabilir,her türlü başarıyı elde edebilir,istediği kişiyi bile elde edebilir ama asla sonsuz huzuru elde edemez bu yüzden onu arar durur bu yüzden kaçmaya çalıştığınız kötülük içinizde gizlendiği yerden çıkacaktır.filmlerinde bu gerçekten yola çıkar polanski.

bunlar hakkında bilinenler bana göreyse dünyanın gelmiş geçmiş en iyi iki yönetmeninden birisi diğeri tabiki stanley kubrick....
milkname milkname
polonyada doğmuş çocukluğunu nazilerden kaçarak geçirmiş yönetmen.büyük acılar çekmişdir kendisi ayrıca yönetmen olabilmek için çok çaba harcamış sonunda başarılı olmuştur.hayatı iniş çıkışlarla oludur tam battım derken hayatı birden düzene girmiş tam mutluluğu bulmuşken birden tepeteklak olmuştur.ayrıca 'roman'adında insanın içini acıtan çok güzel yazılmış bir otobiyografiside vardır.bir yerinde bir daha dünyaya gelsem yönetmen değil oyuncu olurdum diye yazmıştır ayrıca.
kaygısız kaygısız
hollywood bu herifin biyografisini neden hala filme almamış anlayabilmiş değilim. hayat hikayesine bakıyorum da "bizimki de yaşam mı be" diyorum. evine manyağın teki the usual suspects'teki kayser gibi dalıp ortalığın içine edip hamile karısını ve veletleri öldürüyor, kendi zaten itirafındaki gibi 13 yaşındaki bir sübyanla münasebete giriyor, oscar kazanıyor ama heykelciğini almaya gidemiyor. derken isviçre'de yine kati surette mükemmel icra ettiği mesleği adına ödül almak için havalimanına indiğinde tutuklanıyor. beyfendinin hayatı adı gibi roman mübarek, çeksenize şu filmi artık, ölmesini mi bekliyosunuz...
eşek arısı eşek arısı
1977 yılında 13 yaşındaki bir kıza tecavüz ettikten sonra tutuklanmış ve akabinde ülkesinden kaçan yönetmen. bahsi geçen yerin jack nicholson'ın kendisi şehir dışındayken los angeles mulholland drive'deki evi olduğu iddia edilmektedir.
nuto nuto
sanat çevreleri diye bahsedilen ve bence genel bir tanım olmamakla birlikte polanski'nin eşi dostu olan çevreler tarafından, dışarı çıkması sevinçle karşılanmış. medya böyle diyor. ikiyüzlülük böylesine iğrenç bir insan özelliği işte. yaşadıkları çok ağır olabilir ama hiç bir durum, başka birinin hayatına karşı işlediği bu iğrenç suçu meşrulaştıramaz ve rasyonel bir zemine oturtamaz. hatta bunun tartışılması bile ikiyüzlülüktür.

hani o kim olduğu muğlak sanat çevrelerini geçtim de ''ama olsun o büyük yönetmen, hem çok zor şeyler yaşadı, bu arada ben hayranıyım'' diyenler ayrı bir konu.

bir sınırı olsun küçülmenin değerli hayranlar.
1 /