romeo and juliet

1 /
drenchrome drenchrome
veronalı montegue* ve capulet* ailelerinin arasındaki düşmanlık ve çocuklarının arasındaki yasak aşkı anlatan shakespeare oyunu.

shakespeare aslında bu konuyu eski bri öyküden almıştır. kendi süslü dilini kullanıp komedi ve heyecan unsurları katarak başarılı bir tiyatro eserine dönüştürmüştür.

romeo ve juliet'te dikkati çeken önemli detaylardan biri de tüm oyunun yaklaşık iki buçuk-üç gün gibi bir süre zarfında geçmesidir. bu kısa sürede romeo ve juliet'in tanışıp, deli gibi aşık olup, evlendiği ve hatta gerdeğe girip sonra da intihar ettikleri düşünülürse bu iki gencin hissettikleri duyguların aslında gerçek aşk olmama ihtimali oldukça kuvvetlenir. romeo zaten oyunun en başında roseline adlı bir genç kıza aşık olduğunu söylemektedir. birkaç saat içinde roseline'i tamamiyle unutur ve juliet'in peşinden koşmaya başlar. zaten juliet'in 15 romeo'nun da 17* yaşında olması shakespeare'in bir aşk trajedisi maskesi altında böyle bir aşın gerçek olamayacağıni savunduğu düşüncesini güçlendirir.

oyundaki en önemli karakterlerden biri şüphesiz mercutio'dur. bu bey yoğun trajedinin içindeki başlıca komedi unsurudur ve her karaktere oldukça başarılı şekilde laf sokar. ayrıca kraliçe mab hakkındaki monologu ve ölürken söylediği "a plague* on both your houses!" repliği zamanın ingiltere'si ve halkın inanışları hakkında yararlı bilgiler verir.
panavision panavision
birkaç kez filmi yapılmış shakespeare eseri. en güzel filmi 1968de italyan yönetmen franco zeffirelli tarafından yapılmıştır kanımca. hele godfather filminin kompozitörü nino rotanın müziği inanılmazdır filmde, glen westonun söylediği what is youth şarkısı ilk buluşma sahnesine enfes gider. buluşma sahnesindeki diyalog:

romeo:
if i profane with my unworthiest hand
this holy shrine, the gentle fine is this:
my lips, two blushing pilgrims, ready stand
to smooth that rough touch with a tender kiss.

juliet:
good pilgrim, you do wrong your hand too much,
which mannerly devotion shows in this;
for saints have hands that pilgrims' hands do touch,
and palm to palm is holy palmers' kiss.

romeo:
have not saints lips, and holy palmers too

juliet:
ay, pilgrim, lips that they must use in prayer.

romeo:
o, then, dear saint, let lips do what hands do;
they pray -- grant thou, lest faith turn to despair.

juliet:
saints do not move, though grant for prayers' sake.

romeo:
then move not, while my prayer's effect ı take.
thus from my lips, by yours, my sin is purged.

juliet:
then have my lips the sin that they have took.

romeo:
sin from thy lips? o trespass sweetly urged!
give me my sin again.
bioluminicence bioluminicence
shakespeare bir yana, bir de bir dire straits harikasıdır. öncelikle şarkının girişiyle söze başlamak gerekirse; hüzünlü mü neşeli mi karar verilemeyecek bir giriş vardır, saksofonun ve ardından gelen piyanonun sesleriyle. şarkı ilk olarak "making movies", daha sonra da "sultans of swing" albümünde yer almıştır. ama en güzel hali de canlı versiyonudur.
"juliet when we made love you used to cry
you said i love you like the stars above, i'll love you till i die", der mark knopfler hüzünlü sesiyle. şarkının tüm sözleri şu sekildedir:

a lovestruck romeo sings the streets a serenade
laying everybody low with a lovesong that he made
finds a streetlight steps out of the shade
says something like you and me babe how about it?

juliet says hey it's romeo you nearly gave me a heart attack
he's underneath the window she's singing hey la my boyfriend's back
you shoudn't come around here singing up at people like that
anyway what you gonna do about it?

juliet the dice were loaded from the start
and i bet and you exploded in my heart
and i forget i forget the movie song
when you gonna realize it was just that the time was wrong juliet?

come up on different streets they both were streets of shame
both dirty both mean yes and the dream was just the same
and i dream your dream for you and now your dream is real
how can you look at me as i was just another one of your deals?

well you can fall for chains of silver you can fall for chains of gold
you can fall for pretty strangers and the promises they hold
you promised me everything you promised me thick and thin
now you just say oh romeo yeah you know i used to have a scene with him

juliet when we made love you used to cry
you said i love you like the stars above i'll love you till i die
there's a place for us you know the movie song
when you gonna realize it was just that the time was wrong?

i can't do the talk like the talk on the tv
and i can't do a love song like the way its meant to be
i can't do everything but i'd do anything for you
can't do anything except be in love with you

and all i do is miss you and the way we used to be
all i do is keep the beat the bad company
all i do is kiss you through the bars of orion
julie i'd do the stars with you any time

juliet when we made love you used to cry
you said i love you like the stars above ill love you till i die
there's a place for us you know the movie song
when you gonna realize it was just that the time was wrong?

a lovestruck romeo sings the streets a serenade
laying everybody low with a lovesong that he made
finds a convenient streetlight steps out of the shade
says something like you and me babe how about it?
lucas lucas
oyunu hiç izlemesem bile kitabını 12 kez okuduğum eser.çünkü herkes gibi bende biliyorum önce julietin uyuyacağını ,romeonun onu öldü zannedip intihar edeceğini.böyle bişey olmasını kim ister ki?en azından ben istemiyorum ve sonunu okumuyorum.
şiirbaz şiirbaz
baz luhrmann denen manyak tarafından, manyakça sinemaya uyarlanmış ve izleyiciyi (en azından ben ve birkaç tanıdığımı) manyağa çevirmiş shakespeare trajedisi.

oyunun metnine sadık kalınmış ancak hikaye güncel zamanda geçiyor. karakterler daha çılgın, hikaye daha fantastik ve aşk (bana öyle geldi en azından) daha tutkulu. juliet'i oynayan hanım kızımız çok güzel. romeo'su zaten leanardo di caprio. allah için yakışıklı herif. bunun dışında da iki ailenin babaları çok karizmatikler.

bütün bunların üstüne bir de radiohead'den talk show host var ki insanı delik deşik ediyor.
şiirbaz şiirbaz
tarihin gördüğü en büyük trajedi olarak niteler shakespeare oyunun girişinde bu hikayeyi.

derler bazıları, leyla ile mecnun'dan esinlenmiştir diye. fakat asıl olay cidden italya'da yaşanmış diyenler de var. aslında bir bakıma romeo ve juliet'in hikayesi daha acıdır zira oyun nihayetinde bir nihilizme/yokoluşa gitmektedir. ve shakespeare belki de tarihin gördüğü ilk nihilist/proto-nihilist adam olabilir.

neticede, mecnun mevlasına kavuşurken, leyla da dini inançlar üzere cennete gitmiş ve bir nevi sevgili'ye kavuşmuştur. fakat gerek intihar edenlere dinlerin bakışı, gerekse materyal bakışa göre romeo da juliet de yokluğa mahkum olmuşlardır. öyle ki, ne birbirlerine ne de kendilerine tekrardan kavuşma imkanları yok gibidir.

shakespeare'in oyunlarında intihara özel bir muamele uygulanıyor sanırım. lady machbeth de intihar ediyor ve sonunda macbeth mealen "hayatım, hiçliği simgeleyen bir hikaye" diyor. bu öylesine güçlü bir cümle ki, o anda bütün bir oyun hiçliğe gidiyor. shakespeare "ölümsüzlük" iksirini bu oyunlarla içerken, bütün o karakterler ışığın sönmesiyle yok oluyorlar.

yokluğun karanlığının bu kadar kuvvetli olmasından daha şaşırtıcı ne olabilir ki? romeo'nun içtiği zehir, aileler arasındaki kini de öldürüyor bir bakıma, fakat aşka dair bir umut var mı hala? juliet, yeni doğan bir güneş kadar güzel, öğle vakti kararan hava kadar boğucu hale gelmiyor mu?

tarihin gördüğü en talihsiz iki insan olmaları, ebedi ölümle ölmelerinde midir?
hiçbirşeydiyen hiçbirşeydiyen
aslı ile kerem(bkz: #2252023) ve ferhat ile şirin(bkz: #2531026)'den sonra aşıklar serimize kaldığımız yerden devam edelim. edelim ki bizden sonra gelen nesiller bunları okuyup feyz alsın.
şimdi bu romeo bi kıza aşıktır. kız bunu pek sallamaz. siktiri de çeker sonunda. romeo;
"aha ben ne bok yiyecem, ben onu nasıl unutacam" deyu ağlarken, bu romeo'nun amcaoğlusu;
"gel lan yarrraam, bu gece maskeli balo var. hatun kaldırırız." der. romeo yeni reddedilmiş ayaklarında mırın kırın etse de "hatun kaldırma" fikri gayet cazip gelir. giderler...

o gece herkes maskeli olduğundan kimse kimseyi tanımıyor tabii. bizim romeo, bakkal osman'a yanaşır önce. dansa başlamak üzeyken ikisi de ellerini bele atınca ikisinin de erkek olduğu anlaşılır, orda ayrılırlar. bu da dünyanın en kısa aşkı olarak literatürde yerini alır.
neyse, bizim mal romeo 3-5 denemeden sonra bi kız tutturur. hemen aşık olur. ismini falan sorar.
"juliet" der kız.
"jülyet mi?" der bizimki.
"yoo. juliet." der kız. "u ile" der. "sonu da iet" der. "yet değil" der.
"haaaa... kimlerdensin" diye sorar romeo;
"hasoların juliet, sen?" der kız.
romeo da; "ben de sarıların romeo" der.

bu hasolarla sarılar da kanlı iki sülaledir. o kadar çok kan dökülmüştür ki, prens;
"bir daha aranızda böyle olaylar olursa sikerim dalağınızı" diye iki aileyi de uyarmıştır.
neyse geçelim bunları. aileler izin vermez falan. romeo hasolardan 1-2 cana kıyar, hasolar sarılardan 1-2 can alır falan... romeo, prensin cezasından kaçar falan fişman. buralar önemli değil.
romeo'ynan juliet'e yardımcı olan bir rahip, juliet'e;
"al gızım şu iksiri. iç. herkes seni öldü sanacak. 1 gün sonra ayılacaksın. ben o zamana kadar seni sike... pardon, romeo'ya götürürüm" der.
bu fikir juliet'in aklına yatar. bu planı romeo'ya da iletirler. ama romeo'ya gönderdikleri güvercin yolda bir boran fırtınası'na yakalanır. ki boranları bilen bilir. girer evcil güvercin sürüsüne, peşine mutlaka takılan olur. bazen sürü bile düşer ardına. dolayısıyla bizimki bu notu görmez. neyse...
juliet iksiri içer. romeo da juliet'i öyle görünce öldü zanneder ve kazmayı alarak havaya atar. yok. o ferhat'tı. hah, hançeri alır böğrüne saplar. ayılan juliet de aşkını kanlar içinde görünce anlar ve o da hançeri alarak döşüne saplar ve oracıkta heee. zor yani. yazık.

satırlarıma büyük üstad mahsun kırmızıgül ya da hilal cebeci ya da onlar gibi bişey işte, onun güzel bir deyişiyle son veriyorum;

sevenleri ayırmayın sevenler ayrılmayın.

kayahan mıydı lan yoksa? tayfun talipoğlu bile söylemiş olabilir.
fitter happier fitter happier
ayrıca daha ok computer çıkmadan önce bu filmin jeneriğinde exit music kullanılmıştır.bu şarkı ile insan birazcık yatışabilir bütün bunların üstüne.
ispik ispik
hayatım boyunca unutamayacağım güzel repliklere sahip shakespeare eseri. hele bir balkon sahnesi vardır ki, hangi taş kalp dayanır buna;

romeo- (juliet'in elini tutar) layık olmayan bu elimle
saygısızlık edersem bu kutsal mekana,
dudaklarım, bu iki utangaç yolcu, hazırdır
bu kaba dokunuşu nazik bir öpücükle ortadan kaldırmaya.

juli̇et- i̇yi yürekli yolcu!
eline çok fazla haksızlık ediyorsun,
terbiyeli bir sadakat görünüyor bunda:
azizlerin eline hacıların eli dokunur,
ve kutsal hacıların öpüşleri avuç avucadır.

romeo- azizlerle, kutsal hacıların dudakları yok mudur?

juli̇et- vardır, hacı ama onlar dudaklarını dua etmek için kullanırlar.

romeo- öyleyse sevgili azize, bırak da dudaklar yapsın ellerin yaptıklarını.
dua ediyorlar, bu inanç dönmesin diye umutsuzluğa.

juli̇et- azizler kımıldamazlar, dua edeni dinlerken.

romeo- o halde kımıldama, ettiğim dualar sırasında.(öper)
böylece dudaklarım, dudakların ile temizlendi.

juli̇et- öyleyse dudaklarım, onların günahlarını aldı.

romeo- dudaklarımdan geçen günah mı?
tatlı bir telaşın günahı!
günahımı bana geri var.
(öper)

juli̇et- kitabına göre öpüyorsunuz beni.
1 /