rotterdam

1 /
flash flash
1954 de almanlar tarafından dümdüz edilip , yeniden yapılandırılan şehirdir.küpevleri ile meşhurdur.şehirde bir tane yokuş bulamayacağınız gibi, her köşe başında coffee shop larda kafayı bulacağınız şehirdir.

şehirde bulunan türklerin de büyük çoğunluğu zuidte yani şehrin güneyinde yaşamaktadır.

geç gelen edit: okullara 200m mesafe sınırı koyulunca birçok coffeeshop da kepenklerini indirmek zorunda kalmıştır. yönetim kriminalizmi azaltmak için redlights ve coffeeshop gibi noktaları en aza indirmeye çalışmakta bu yüzden yeni ruhsatlar vermemektedir. amk 1g bubblegum alcam diye 20dk kuyrukta bekledim.
togisama togisama
avrupa'nın birçok büyükşehirinde bulunan tarihi turistik doku yerine bu kentte koca koca gökdelenler karşınıza çıkmaktadır. öte yandan ekmeğini denizcilikten çıkaran bu kentteki deniz müzeleri ve denizcilikle ilgili ıvırzıvır satan dükkanlar gidilip görülesidir. şehrin bir başka görülmesi gereken yeri de ilginç mimarisi ile erasmus köprüsüdür. bu köprüye doğru yürürken yerlere dikkatlice bakınız çünkü birçok ünlü şahsın el ve ayak izlerinin betona gömülmüş halini göreceksiniz yerde. şehrin batı avrupaya giden trenlerinin çoğu da bu şehrin istasyonundan kalkar veya buraya uğrar. son olarak jackie chan'in who am i isimli filmine konu olan rampalı binayı ve binaya cephe manzaralı köprünün altından geçen kum taşıyan gemileri izlemeden etmemekte fayda vardır.
inti illimani inti illimani
en eski yapının 60 küsür yaşında olduğu şehir, almanlar ikinci dünya savaşında yerlebir etmiş bu güzide şehri.ayrıca şehrin takımı olan feyenoord da fenerden sonra sevdiğim ikinci takımdır.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
deniz seviyesinin altında olan bir hollanda şehri. şehirdeki yel değirmenleri ise genelde baskınlardan korunmak için şehir tabanını yükseltmek ve akarsuların yönlerini değiştirmek için inşa edilmiştir.
jenesaispas jenesaispas
sağanak yağmur altında bir kaç saat geçirdiğim şehir. bir de şehrin futbol aşkını unutamam. o yağmurda forması turuncu olan bir takımın taraftarları büyük bir neşeyle ve alkol eşliğinde kutlamalar yapıyorlardı. mimarisi güzel, çikolataları leziz. liman zaten malum. görülesi bir şehir.
a horse a horse my kingdom for a horse a horse a horse my kingdom for a horse
akşam saat 6 da uykuya dalan şehirdir. haftasonları hariç bu saatten sonra gidilecek, içilecek mekanda bulamazsınız. çok yavaş bir hayatı vardır bu şehrin. trafikte herkesin beklediği kimsenin geçmediği dakikalara şahit olmuşumdur. öyle değilmi ya, ya sen geç arabanla ya ben geçip gideyim. bir çok kişinin bisikleti vardır, bisiklet yolları vardır, zaten çok büyük şehirde değil, alın bir bisiklet ulaşım probleminiz hallolsun. bir de hatırlatmadan etmeyeyim, bazı ortamlarda ben türküm demek pek zararlı canım, gece saatin 3 ü, bardasınız, sarışın bir bir hatun gelip sen nerelisin diye sorarsa kesinlikle türkiye denilmemeli, sonra kaçıyorlar. ha birde bisiklet alacagınız adam türkse bir zahmet ben türküm demeyin, daha pahalıya alıyosunuz bisikleti. neyse ben türküm dedim, demeyede devam ediyorum ama ne kadar daha böyle sürer bilmem.
zeus zeus
bugün kendisiyle tanıştığım hollanda şehri..

merkez istasyondan indikten sonra hemen anlamıştım aslında..burada "yaşanılabilir"..

belki de hollanda'nın yaşam standartları en yüksek şehirlerinden biri..aslında hollanda'nın tüm şehirlerini gezemedim ama buna inandırdı beni..yüksek bir tempo vardı şehirde, nehirlerdeki suların donmasına neden olabilecek kadar soğuk bir havanın hakim olduğu bugünde bile..amsterdam'daki gibi tempodan bahsediyorum..öte yandan binalar vardı..güzel evler, sıcak ve komforlu gözüken..zaten beni de en çok etkiyen noktalardan birisi oydu..

binalar vardı..hepsinin ayrı bir hikayeleri vardı..

"every building has a story"

şehrin kuzey kısmında şöyle bir yapıt var;

..ismi euromast..bunun tepesine çıkmadan ve şehri üstten görmeden tamamıyla anlayamadım bu az önce dile getirdiğim lafı..

ve tepesine varınca şehri gördüm..

yaşayan, çalışan, nefes alan, soğuk ama bir o kadar da sıcak şehri gördüm..

yabancı ama bir o kadar da tanıdık sokaklarını gördüm..caddelerinden akan arabaları, nehrin kenarından giden tramvayları gördüm..parklarını ve garip heykellerini* gördüm..erasmus universitesini ve bembeyaz renkli hastanesini gördüm..gökdelen diyemeyeğim uzun binalarını gördüm..bilindik avrupai mimariye tamamen alternatif bir bakış açısı getirmiş bir şehrin yeni çehresini gördüm..

beğendim..

gerçekten de her binanın ayrı bir hikayesi vardı..hatta üzerinde bulunduğumuz ve şehri ayaklarımızın altına seren bu kulenin bile hikayesi vardı..belki bilmemkaç tane beton plakanın birleştiği ve sizi 182 metre yüksekliğe taşıyan basit bir yapıydı ama sonuçta onun size nasıl sunulduğuyla ilgili bir şey bu..

ve yaptıkları işleri her zaman sevecek ve bu işler sayesinde övgü duyacak insanların eseriydi..

orada gördüğüm tüm güzellikler bu insanların eserleriydi..

mutlu oldum..evet, gerçekten beni tatmin etti..işte böyle olması gerekir dedim..şehir planlamacılığının kusursuzluğundan, parklarındaki küçük göletlerde eksik olmayan ördeklerin varlığına kadar her ince detayını inceledim buranın..

ve beğendim..

burada yaşanılır dedim..
1 /