ruanda katliamı

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
misuf
1994 yılında, yaklaşık yüz gün içinde, 800.000 tutsi ve ılımlı hutu'nun, aşırı uç hutular (interahamwe) tarafından öldürülmesi olayıdır. katliam, tutsi destekli isyancı, ruanda vatansever cephesi lideri paul kegame'ye bağlı güçlerce, hutu ağırlıklı hükümetin düşürülmesi ile son buldu. ardından yönetimden güç alan tutsilerin öç bahanesiyle saldırılmasıyla, yüzbinlerce hutu, komşu zaire'ye (kongo cumhuriyetine) sığındı.

soykırımın başlangıcı
ii. dünya savaşı'nın bitmesiyle, bağımsızlığa hazırlamak amacıyla ruanda yönetimi birleşmiş milletlere verildi. beklenen şekilde yapılan seçimlerde hutu milliyetçisi, parmehutu hareketi (hutu özgürlük hareketi) iktidara geldi. iktidara geldikleri andan itibaren, belçikalıların desteğiyle, eski yönetimin uzantısı sayılan tutsilere karşı hemen her bölgede çeşitli yaptırımlar uygulanmaya başlandı. bu faaliyetlerin sonucunda 20 bin yada 100 bin arasında tutsi öldürüldü, 160 bin kadarı da komşu ülkelere tanzanya ve ugandaya sığındı.

bağımsızlık kazananılmasıyla parmehutu yönetimi, tek parti iktidarları sırasında da hutu milliyetçisi bir politika izledi. 1964 ve yine 1974, pogrom adı verilen olaylarda bir çok tutsi öldürüldü yada sürüldü. bu olaylar sırasında tutsi öldüren hutular devlet tarafından korundu. göstermelik bir iki olay dışında kimse yargılanıp cezalandırılmadı. tutsilerin nüfusa oranları olan %9 oranı bütün ülkede üst limit olarak tanımlanarak parlamento başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlardaki eğitimli tutsiler işten çıkarıldı ve sürgüne zorlandı.

1973'te hutu juvénal habyarimana bir darbeyle iktidarı ele geçirip, parmehutu hareketine son verdi. ancak kendiside bir hutu milliyetçisi olduğundan tutsiler açısından pek fazla değişiklik olmadı.


1980 yılına kadar komşu ülkelerdeki tutsi nüfusu 500 binlere kadar ulaştı. eğitimli ve kalifiye kişiler olmaları sebebiyle gittikleri ülkelerdeki önemli kadroları ele geçirerek kendi ülkelerine dönüş için organize olmaya çalıştılar. bu amaçla kurulan "ruanda yurtseverler birliği" (ryb), ruanda hükümetine baskı kurmaya çalıştı ancak politik bir çözüme varılamadı.

uganda'daki kamplarından çıkıp ruanda'da hükümetle silahlı mücadeleye başladıkları 1 ocak 1990'dan 1992'ye kadar bir iç savaş yaşandı ancak ağustos'ta imzalanan ateşkesle geçici olarak savaş durduruldu. bu sürede soruna "kalıcı çözüm" bulmak isteyen aşırı uçtan hutular aldıkları kararları hayata geçirmeye kadar verdiler.

tüm şehirlerde en ücra köylere kadar interahamwe adı verilen yerel yarı-askeri örgütler kurularak tutsiler ve ılımlı hutular fişlendi. ekonomisi silah alımına uygun olmayan bir ülke olduğundan çin'e yüzbinlerce satır siparişi verildi. satır verilemeyenlere ise, ucu sivri sopalar verilerek bunları yakında başlayacak olan "böcek" avında kullanmaları söylendi. bütün bu hazırlıkların farkında olan hutu hükümeti önlem olarak hiç bir şey yapmamıştır.

6 nisan 1994'te tarihin gördüğü en kanlı katliamlardan birisi radyoda yapılan anonslarla başladı. o gün hutu olan devlet başkanının uçağı düşürüldü. ülkede yaşanan kaostan faydalanan interahamwe üyeleri ellerindeki listelere bakarak, öncelik eğitimli tutsi ve ılımlı hutular olmak üzere kıyıma başladılar. katliamlara şahit olan bölgedeki kanada ordusuna bağlı bir komutan bizzat birleşmiş milletler sekreteri (kofi annan'ı arayarak) katliamı bildirmiş ve ne yapılması gerektiğini sormuş olmasına rağmen müdahele etmemesi emrini almıştır.


somali başarısızlığının etkisiyle bölgeden uzak durmak isteyen abd, baskı yaparak, bölgede öldürülen 10 bm askerini sebep göstererek, bm barış gücü askerlerinin çekilmesini sağladı. bunun üzerine katliam daha da şiddetlendi. hutu milisleri, neredeyse ellerine geçen her aletle (balta, ıçak, satır, taş) tutsileri öldürmeye başladılar. parası olan tutsiler kurşun parası vererek, kendilerine acısız ölümü seçiyorlardı. olmayanlar ise en acımasız şekilde öldürülüyordu. öldürmekten yorulan hutular, tutsilerin kaçmasını önlemek maksadıyla aşil tendonlarını kesiyor, dinlendikten sonra katlimlarına devam ediyorlardı. kilisede rahipler, hastanede doktorlar bizzat kendileri ellerindeki tutsileri cellatlarına teslim ediyorlardı.

ceset saklanabilecek her yer cesetlerle dolmuş, cesetlere saldıran köpeklere sinirlenen hutular, o dönemde neredeyse ülkedeki tüm köpekleri öldürerek yok etmişlerdir. dünyada soykırımlara seyirci kalmayacaklarını söyleyen fransa ve abd gibi ülkeler, bölgeye müdahale etmemek için bm'de soykırım sözcüğünü içerek tüm önergelerde değişiklik isteyerek, belgelerden çıkartılmasını istemişlerdir.

katliam haberlerini alan ryb üyeleri ülkenin doğusundan girerek, katliamcılarla savaşıp başkente kadar ülkeyi ele geçirdiler. o ana kadar bölgeye müdahaleden uzak durmaya çalışan fransa, birdenbire bir karar alarak, katliamı engellemek yerine, katliamı destekleyen ve o anda legal olarak tanınan hutu hükümetine askeri yardıma başladı. bölgede hızla ilerleyen fransız askerleri, kigali'nin batısından kongo'ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirdi ve oraya ryb askerlerinin girmesini engelleyip, bölgedeki katliama müdahale etmedi. o ana kadar 600 bin insan öldürülmüşken, kendi sorumlulukları altındaki bölgede 200 kişinin daha öldürülmesine de seyirci kaldılar.

100 gün içinde bölgede 800.000'ne yakın insan öldürülmüş, 2.000.000 hutu, tutsilerin ve ryb askerlerinin öç almasından çekindiği için komşu ülkelere mülteci olarak sığınmıştır. tüm devlet kurumları çökmüş, ekili alan kalmamıştır.

soykırımın nedenleri
katlimın nedeni olarak, tıpkı holocaust'a neden olarak gösterilen, avrupa kaynaklı ırk temeline dayalı teoriler de gösterilmektedir. avrupa'da o dönemde, ırk üzerine düşünce üreten bazı çevrelerce, ruanda bölgesinde yaşayan insanların, ari ırk ile aşağı ırk olarak kabul edilen zenciler arasında, bir tür geçiş ırkı olduğu iddia edilmiştir. bu yüzden hutuların, tutsileri, gerçek ruandalı olarak değil, kendilerini sürekli aşağılayan ve sömüren avrupalıların ülkelerindeki işgalci akrabaları olarak değerlendirdikleri iddia edilmiştir. benzer olaylar başka ülkelerde örneğin sudan'da da görülmüştür.

bir başka neden olarak, özelikle tutsi bölgelerinde kalan verimli tarım alanlarının, hutularca ele geçirilme isteği de gösterilmektedir. zengin komşularının mallarını ele geçirmek isteyen hutuların, özellikle tutsileri öldürdükleri ve katliamın bir anda yayıldığı da düşünülmektedir.

sonuçlar
tüm politik ve ekonomik yardımlara rağmen, ruanda katliamın etkilerinden kurtulamamıştır. ülkenin yakınında meydana gelen kongo savaşları sebebiyle ülkede ekonomik ve sosyal açıdan istenilen ilerleme sağlanamamıştır. 1999'da katliamın ardından yapılan ilk seçim de politik istikrarı sağlayamamıştır.

31 mart , 2005'te, interahamwe'nın ardından kurulan, demokratik ve özgürlükçü ruanda güçleri (fdlr), en sonunda soykırımı kınayarak, iç savaşa son verdiğini açıklamıştır.

alıntıdır... daha fazla bilgi için:
http://tr.wikipedia.org/w...

ukte buldum doldurdum, mutluyum, gururluyum...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
adanus
fransa ve abd’nin özellikle bölgede katliamı başlatan hutu’ların engellenebileceği zamanlarda birleşmiş milletler’i işlevsiz kılmaya yönelik diplomatik girişimleri olduğu iddiaları vardır.

ruandalı milisleri eğittiğini reddeden fransa’nın bu cevabına karşılık,1992 yılında ruanda cumhurbaşkanlığı muhafızları’nı eğitmek için bölgede bulunan emekli ulusal jandarma müdahale grubu komutan yardımcısı thierry prungnaud, fransız (yine mi fransa?) askerlerinin ruandalı sivil milislere atış eğitimi verdiklerini belirtmiştir ve “fransa bunu her zaman inkâr etti, başka şeyler gibi. ama önemli değil, ben doğruluyorum.” şeklinde cevap vererek benzer iddialara destek vermiştir.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
mustafamacit
emperyalizmin insanlıktan ne kadar uzaklaştığını, yapabileceklerinin sınırının olmadığını gösteren insanlığın yüz karası olaylar. 9 milyonluk açlıkla, susuzlukla mücadele eden bi halkı; zaten sınırlı olan gelirlerini silah karşılığı ellerinden alabilmek için nasıl birbirine düşürebileceğinin kanıtı. bayrağındaki kırmızı-beyaz-maviyi güya kardeşlik eşitlik özgürlüğü simgeleyen ülkenin aslında tek değerinin para olduğunu gösteren olay. bazen insanlığımdan utanıyorum.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
alkolik2000
insanlığın yakın dönemde gördüğü en acı iç savaşlardan biridir. almanlar sömürüp sömürüp belçikalılara ruanda'yı bıraktıktan sonra, almanların tohumlarını attığı halkı birbirine düşürme politikası belçikalılar tarafından arttırılmıştır. etnik ve dini olarak hiçbir farkı olmayan ruanda halkı, hutular ve tutsiler olarak birbirine düşürülmüştür. ilk kez belçikalılar tarafından ortaya çıkarılan kimliğe tutsi veya hutu yazma olayı bu birbirine düşürme politikasının en açık göstergesidir. iç savaş çıkarılmış, daha o sıralar yeni çıkarılmış olan birleşmiş milletlerin soykırım nerede olursa olsun müdahele etme kararı, avrupanın ağır ve karaktersiz abisi fransa tarafından uydurulma bir maddeyle uygulanmamıştır. fransa, silah desteği ve satışını bir güzel yapmıştır. anlamadığım bu kendi halinde afrika'nın ortasındaki göt kadar fakir ülkeden ne istedikleri. kendilerine tehdit olarak göre göre ruanda'yı mı gördü bunlar. bir ülke para kazanmak için başka bir ülkede, en az kendi vatandaşları kadar yaşama hakkı olan bu insanların hayatlarını nasıl bir açgözlülük ve acımasızlıkla söndürür. ayıptır, günahtır.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın