ruby sparks

skyish skyish
little miss sunshine'ın yönetmenlerinin elinden çıkmış 2012 yapımı film. türkçe ismi hayalimdeki aşk.

film ekimi 2012 kapsamında dün beyoğlu atlas sineması'nda izleme fırsatı bulduğum, aşka ve ilişkilere dair sıcacık mesajlar barındıran şirin film. 104 dakika sürse de film boyunca kısa film tadı da alınmıyor değil. gerçek dışı görünen hikayesinin içinde gerçek hayata dair çok fazla detay gizli. başroldeki kızın enerjisi 10 numaraydı: zoe kazan. yazan da oymuş zaten.

şiddetle tavsiye edilir.
bettyboop bettyboop
gözden kaçmış bir filmdir.

evet tür açısından 500 days of summer veya eternal sunshine of the spotless mind'a benzese de, unutmamak lazım, her yeni film beğenilen bir filme benzesin diye yapılmıyor. her film kendi başına değerlendirmelidir. stranger than fiction'a olan benzerliği su götürmez, aşk ve romantizme uyarlanmışı gibi.

izlerken her türlü duyguyu yaşattı şahsen; şaşkınlık, hüzün, iç ısıtması vs.

--spoiler--

tamam, aradaki aşk beklediğiniz gibi, diğer filmlerden alıştığınız gibi efsanevi değildi belki ama ne kadar gerçek olabilirse o kadar gerçekti. sonlara doğru zoe kazan calvin yazdıkça değişen hallerini güzelce kotarmış olsa da film sonunda yazanın da kendisi olduğunu görünce hayranlığımız arttı.

--spoiler--

izleyin, sırf duygular üzerine, güzel müzikli ve fotoğrafları olan bir film nadir geliyor.
nastasya filippovna nastasya filippovna
konu itibariyle, 2006 yapımı stranger than fiction'ın ikizi olan film. stranger than fiction çok daha iyidir. ruby sparks, nasıl desem, hafif bir tat verdi bana. altmetninde daha derin şeyler bulmak isterdim. eğlenceli olmasına eğlenceli bir film ama o kadar.

--spoiler--

o daktilodan bende de olsa keşke!

--spoiler--
fantaghiro fantaghiro
bildiğin pygmalion mitinden yola çıkan bir hikayesi var. stranger than fiction benzerliğinden/öykünmesinden niye bu kadar bahsedildiğini çözemedim. aşk, meşk temalı değildi o, "hayatı kıyıdan seyretme evladım" mesajı vardı. pygmalion'dan yola çıkan herhangi bir senaryonun -hiç değilse sıkıcı olma ihtimali çok düşük sanırım. ideal sevgiliyi ete kemiğe büründürme fantezisi neresinden tutarsan tut, en düz, en yavan kafadaki insanın bile merak duygusunu kamçılayabilecek bir şey. ruby sparks'la zoru başarmışlar sanki. öte yandan karakterler bu denli sevimsiz olmasalardı, filmin yavaş ilerleyişinden kaynaklanan sıkıntıyı göz ardı edebilirmişim gibi geliyor. özensiz oyuncu seçiminden mi kaynaklı bilmiyorum ama, iki ana karakterin ağzına da terlikle vurmak, saçlarına sakız yapıştırmak istedim izlerken. -ki başına oturduğumda kafam güzeldi, olabilecek en az şiddet yanlısı ruh halindeydim. aşk, ilişki, romatizm ekseninde seyreden bir filmdeki karakterlerden en az biri sevilebilir, hiç değilse bağ kurulabilir olmalı. öyle olmasa oturur gerçek hayattaki sevimsiz çiftlerin kamuoyuna sunduğu kareleri izlerdik. gerçek dünyada sempatik çift diye bir şey yok çünkü, mit o.
prokofiev prokofiev
az önce kendisi için imdb'ye bağlanıp

" and 9 points goess tooo............. ruby sparks " dediğim film.

yav ne basit fikirden ne muhteşem senaryo, ne eğlenmişler yazarken, çok zekice gidiyo sıçmasa bari diye korkarak izlerken senaryoyu filmde oyunculuk dersi veren zoe kazan'ın tek başına yazdığını bilmiyordum. kadına hayranlığım iki kat arttı. akıllı, sevimli, kadınlı erkekli meşazlı, güzel oyunculuklu güzel film.. şiddetle tavsiye edilir.
fırtına öncesi sessizlik fırtına öncesi sessizlik
kendini izleten bir film bu esnada da sn.'ler dakikalar havada geçip gidiyor, damakta güzel bir tat bırakmıyor diyene biraz şüpheli bir yaklaşımda olduğunu söylemek yeterli sanırım. neresinden tutarsanız farklı şeyler çıkabilir her kişiden fakat '' her istenilen gerçekten istediğimiz midir ? '' dedirtiyor insana, izleyin iyi seyirler.
sen bilin sen bilin
atlaya atlaya izlediğimde dahi büyük pişmanlık duydum. lan avrupa filmi izliyorum kısa film tadında, o bile bu kadar zoruma gitmiyor. ayıp be!
ayıp ulan!
nerd!
kodumun ezik ekşicileri hepsi beğenmiş amk. hepsi kendi ezik dünyasından bi parça bulmuştur o koyduğumun hipsterında. yıkılın karşımdan!
bi de hatasını yakaladım filmin, atladığım halde. saniyesini hatırlamıyorum, sildim.

hata: godoş kağıdı ters takıyor daktiloya.
consumeobey consumeobey
hayalindeki kadını yaratıp, istediği zaman bu kadını değiştirebilen adamın hikayesi... gerçekten ne kadar bencilce duruyor. hayalindeki kadını etten kemikten karşında gör ama yine de bazı özelliklerini değiştirmeye çalış. insanların her zaman daha fazlasını istemesi ve kontrol manyağı olmasının yansıması.

yarından önce bugünden sonra yarından önce bugünden sonra
ruby, fantezi olarak doğan biri...

onu yaratan calvin, küçük yaşlarda yazdığı kitap sayesinde (heart broken old times) ünlü olmuş, babasını kaybetmesiyle yaşadığı depresyondan çıkamamış, kendi halinde takılan, asosyal bir yazar.

ruby, onun hayal dünyasında yarattığı ve aslında hiç bir zaman birlikte olmayacağı bir kadın. çünkü riskli.... güven problemi yaşayan bir adamın asla birlikte olmayacağı biri ruby... geçmişinde yaşadığı ilişkiler (tabi ki bir karakter olarak) sonrasındaki hayat tarzı ile aslında calvin'in uzak durduğu insanlardan. ancak, yazabileceği kadar ilginç biri olmak zorunda ruby. standart bir kadın bir kitabın içinde çok ilgi çekmez..

bu güven problemleri yüzünden lila'dan ayrılmış calvin. partide onunla karşılaştığında kavga ediyor çünkü hala bitmemiş bişeyler var içinde. o sırada ruby ise langdon ile havuzda flört etmekte.. çünkü ruby öyle biri.. calvin zaten güven problemleri yaşayan biri olarak, başka bir adamla flört eden ruby'i haşlıyor... calvin'in beklentisi gayet normal bir beklenti. başkaları ile sanki onlarla yatacakmış gibi flört etme.. çok şahane bir öğüt bence.. ama ruby özgür bir kız. bugün, calvin yarın langdon, sonraki gün jack shaperd... belki james ford?? kim bilir.. ruhu biraz hasta ruby'nin..

filmde anlatılan yanlış insan ile birlikte olmak ama ondan ayrılmak yerine, kötü bulduğu huyları değiştirmeye çalışmaktan başka bir şey değil. bir dönem (annesi ve ağaçtan değişik sandalyeler yapan annesinin sevgilisi ile geçirdiği hafta sonunda çok net ortaya çıkan) yalnız kalmaya bile çalışan biri calvin. arada kalmış bir karakter aslında.

ruby en başından beri onunla birlikte olmaması gerektiği bir insan. calvin ile ruby ayrı dünyaların insanları ancak bu tip insanlar birlikte olursa iki şey olur... çok büyük bir kavga edip ayrılırlar ya da birlikte olmak için kendileri olmaktan vazgeçerler. bence hikaye her ikisini de içine alan bir sürecin sonunda son buluyor...
huxoo huxoo
daha yeni bitirdiğim ve senaryosu zoe kazan'a ait olduğu sanılan halbuki bir "the twilight zone" izleyicisi ve ilgilisi olan benim gözümden kaçmaz. bu filmin senaryosu the twilight zone'un 1959 versiyorunun 1. sezon 36. bölümü yani sezon finalinde işlenmektedir. zoe hanım resmen senaryoyu çalmış sadece orada 20 dakikada anlatılan konuyu 104 dakikada anlatmaya çalışmıştır. yani en önemli fikir olan "yazdığı karakterin hayat bulması ve betimlemesine göre bu karakterin şekillenmesi" twz'de konu edilmişti ama neyse. sonuçta tüm başarılı yapımların çıkış noktası the twilight zone'dur.

filme dönecek olursak oyunculuklar gayet iyi diyaloglarda bir o kadar kötüydü. konu ise izleyiciye vermek istediği mesajı çok başarılı bir şekilde gösteriyordu. aşk, komedi ve dramın birleşmesini hep sevmişimdir. bunun sebebi bu türlerin birleşmesinin doğurduğu klişedir. yani biri erkek diğeri kadın olacak şekilde iki salak bireyin birbirini sevmeleri, kopukluk yaşayıp ayrılmaları ve finalde tekrar birbirlerini bulup sevmeleri klişesi aşk, komedi ve dram türlerinin birleşmesi sonucu çıkan filmlerin en temel olaydır. ama nedense etkileniyorum. her ne kadar duygusal yönümü bastırmaya çalışsamda olmuyor. güçlü gözükmeye çalışıyorum ama gerçekte scotty(filmdeki köpek) gibiyim. duygusallık ve empati yeteneği hayatımı mahfediyor. keşke italyan olsaydım.
1