ruhban sınıfı

1 /
kipti kipti
sayelerinde dinin sekülerleşmesi sağlanmıştır. ortaçağda din üzerinde kontrolleriyle iyice kontrolden çıkan bu sınıfa karşı aydın düşünce ve gücü elinde tutmak isteyen kralların da desteğiyle dinde reform hareketi başlamıştır. dinin insanın özel yaşamı sınırlarından çıktığı vakit nasıl bir karanlığın etrafı saracağı bir fiil yaşanmış akabinde dinin bazı sınırlar içinde tutulması, din adamlarının tekelinde tutulmaması gerekliliği anlaşılmıştır. seküler insan-laik kurum düşüncesinin temelleri bu şekilde atılmıştır.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
özellikle ortaçağ'da avrupa'nın başına bela olmuş bir illet idi.

son günlerde bu konu ile radikal'de yayınlanmış olan yazının kendisiyle çelişen yönleri var. bir kere ruhban sınıfı tanımında " özel giysileri vardır " şeklinde akıllara zarar bir madde mevcut. burdan cihetle camilerde görev yapan imamların ruhban sınıfına dahil olduğu kanısı elde edilse de, hâlen avrupa'da normal yaşantısında bile dini kıyafetlerini giyen, papazlar, keşişler var. ama türkiye'de dini kıyafeti ile bakkala giden bir imam görmek mümkün değildir. ne bileyim akıllara makarios gelsin ki, devlet başkanı sıfatı taşımasına rağmen papaz elbisesi ile antlaşmalar imzaladığı unutulmasın. türkiye'de ise böyle bir durum yok. diyanet işleri başkanının bazı davetlerde imam kıyafeti giymesi ise genelde hahambaşı, patrik ile beraber oluşturduğu troykalarda görülmüştür ki, takdir edersiniz oraya sadece takım elbise ile çıkan bir din görevlisi* şekil açısından ormanda koşan pembe etekli kıza benzer, yani aşırı dikkat çeker.

konu hadis bilimine dayandırılmaya çalışılmış ama burada da bir eksiklik var. tüm hadis uzmanları günümüzde yaşamayan en geç öleni yaklaşık 1.000 sene önce toprağa gömülmüş kişiler. eğer ruhban sınıfı devam etse idi islamiyet'te, hadisleri anlamak, doğruluklarını araştırmak, yorumlamak v.s. çok güç olurdu. düşünün ki birbiri ile çelişen 20.000 hadis kitabı var ortalıkta ve her kafadan sesler çıkıyor.

sözlerimi bitirmeden bir konuya daha açıklık getireyim. ortalıkta şöyle bir iddia daha mevcut. "cumhuriyetin ilk yıllarında diyanet işlerinin kurulması ile ruhban sınıfının oluşturulmaya başlandığı ve başarılı olmadığı" iddia edilmiş. diyanet işleri başkanlığı'nın kurulması, o dönemde özellikle kırsalda ortaya çıkan isyanların bastırılması çalışmaları ve tabii ki laik devlet yapısı ile ilintilidir. kendilerini şıh ve şeyh olarak tanıtan kişilerin olması yüzünden ortaya çıkan bu isyanlar bastırılırken feodalite gibi bölgesel bazda çeşitli sorunların giderilmesi de amaçlanmıştır. hatta ünvanların kaldırılması ile ilgili inkilabın da bu isyanlar ile doğrudan bağlantısı var. yani diyanet işleri ve düzenlenen bazı kanunlar o dönemde insanların cehaletinden yararlanılarak yapılabilecek bir ruhban sınıfının önlenmesini amaçlıyor, kurulmasını değil.
kafes kafes
her dinde varolan sınıftır. yanlızca hristiyanlıkla özdeşleştirilemez.
tarih boyunca üretimin hiçbir çeşidine katılmamış, toplumun sırtında birer asalak gibi yaşamışlardır.
tuygun tuygun
üretimin hiçbir çeşidine katılmamıştır diyerek bu sınıfı suçlamak, açıkçası peşinhükümlülüktür.

hayır efendim ruhban sınıfı hizmet üretmiştir. en az masörler, palyaçolar, psikologlar ve fahişeler kadar üretimleri vardır.

hizmet üretimlerinin ne kadar ahlaklı olduğuysa başka bir sorunsaldır. topluma sundukları hizmete olan ihtiyacın bizzat bu sınıf tarafından üretildiği idda edilebilir. diğer taraftan psikologlar bu konuda daha masum değiller.
alexfergusongibisakizcigneyenadam alexfergusongibisakizcigneyenadam
özellikle kemalizm dininde zengin, aristokrat, bürokrat sınıfı oluşturur.

bunlar, kendi dinlerinin bekçiliğini yaptıkları devlet kadrolarını sınavsız, usulsüz şekilde çocuklarına aktarır, bunun adına da cumhuriyetin bekçiliği diyip, halkı sömürürler.

esas temeli halkı cahil bırakmak üzerine tesis edilmiş kemalizm dini ruhban sınıfı, kendi çocuklarını ise son derece eğitimli yaparlar; böylelikle kendi sınıflarının ilelebet, sonsuza kadar cumhuriyet ile yaşayacaklarına inanırlar.

nedense, son zamanlar inanışlarını boşa çıkarır olmuştur.
kh kh
ülkemizdeki ismi kemalizm değildir artık.
artık kia jeeplerde, yüzlerce avroluk eşarplar, hatları gösteren elbiseler, clevland'a sağlık turizmi gerçekleştirmek olarak sembolize edilir.

kemalizmin hatası hep kendine istemesiydi ve temizinden 80 yıl sürdü. bu bahsettiğimiz hep kendine değil azıcık da halka demekte. fark o.

o azıcıka olan düşkünlüğünüz yarın hurmaların midenizi tırmalaması ile son bulacak.

o zaman da ruhban sınıfı başka bir ete kemiğe bürünecek.
hödük hödük
islamiyette yoktur. buyrun yırtın kendinizi ama yoktur. niye yoktur?

birincisi ruhban sınıfı denen şeyin halkın üzerinde tartışmasız bir etkisi vardır ve bu etki ruhban sınıfına mensup kişilerin tam dayanışmasını ortak amaçlarını içerir. ikincisi tepeden tabana bir teşkilatlanma oluşturup ve siyasi güç edinme gayesi vardır. son olarak bu sınıf kendini dünya zevk ve uğraşlarından uzaklaştırmış ve kendine insan üstü bir pozisyon (ya da kutsal bir pozisyon) biçmiştir. bu islamiyetin hiçbir döneminde olmamıştır. oldurulmaya çalışılmış mıdır? belki. ancak bugün kesin olarak yoktur.

çünkü canım kardeşim senin mezhep imamı dediğin adamların yaptığı insanların ameli konularda düştükleri ihtilafları çözmekti. imamı azam ebu hanife hazretleri kendilerine getirilen kadı olma teklifini reddetmiş, hiçbir alim siyasi bir güç edinme çabası içine girmemiştir.

ha şu ilkokul çocuklara has "herkes okuyabiliyor, anlamayıp niye danışıyorlar" yaklaşımına hep aynı örneği veriyorum. bugün bir felsefe kitabını okuyan kimse kolaylıkla anlayamaz, felsefe eğitimi almış, felsefe tarihi ile ilgili bilgisi olan bir kişi ise o kitabı rahatlıkla anlayıp yorumlayabilir. hal böyleyken edebi içeriği aklının hayalinin almayacağı bir kitabı gerekli eğitimi almamış, tefsir nedir, kelam nedir, hadis nedir bilmeyen kişi gerekli şekilde yorumlayamaz.

ya da hukuk eğitimi almamış biri bugün ilgili kanunları açıp bir sözleşme ile ilgili hükümleri değerlendiremez, karara bağlayamaz. o işte de belli prensipler kurallar vardır. istediği kadar okuyup anlayabilsin olmaz. ha ama açıp anayasanın ilk birkaç hükmüne göre devletin kişi hak ve hürriyetlerine saygılı olduğunu söyleyebilir. yani öyle bir konuda konuşabilmek her konuda konuşabileceğini göstermez. bırakın bu safsatayla temellendirilmiş mantıkları.

bugün imamı dövenle herhangi bir memuru döven "kamu görevlisine" olarak ceza alıyorsa imam basit bir kamu görevlisidir. diyanet işleri de devlete bağlı, hiçbir bağımsızlığı olmayan memurlardan kurulu bir kurumdur. ki kimin kurduğu da açıktır ya neyse.

islamda ruhban sınıfı yoktur, asla olmamıştır. ha bana gelip burada şia ve türevlerinin verdiği fetvaları konuşmayın. hak batıldan açıkça ayrılmıştır. batıl olanla ilgili kelam etmek zuldür. hristiyanlığın orijinalinde de yoktur elbet ruhbanlık ancak dünya üzerinde hristiyanlık mevcut değil.

bugün hiçkimsede kur'anı yorumlayıp yeni içtihat çıkarma yetkisi yok. yalnızca verilmiş hüküm ve içtihatları taklit var, yani fetva. bu bile olmadığına yeterli delil.

ha ben sana kur'anı okuyup ayrıntısıyla anlatabilir miyim, elbette hayır. ben o ilme sahip değilim. siz de değilsiniz. boş laf, iddia. geçecek misiniz şu 7 yaş muhabbetlerini?
3
hödük hödük
anlaşılan birilerinin çok yanlış anladığı sınıf. dinin hakimiyetini ruhbanlıkla eşdeğer tutup "her din kendi ruhban sınıfını yaratır" dediğinizde buna bir doğruluk kazandıramazsınız. zira dinin hakimiyeti farklı şey, din adamlarının hakimiyeti farklı şeydir.

ülkemizde din işleri yüksek kurulu niye var bilmiyorum, o kurumu bu ülkenin başına bela eden şahsa sormak lazım, bu ülkeyle derdi neymiş. ama ne işe yarar, ülkedeki dini hizmetlerin yönetilmesine yarıyor. camilerin imarı, din görevlilerinin atanması bu yolla halk içinde çıkarılabilecek fitnelerin önüne geçilmesi. burada görülmesi gereken din adamlarının hakimiyeti değil devletin, kuruluşundan bu yana dini istediği gibi yönlendirip halkı kontrol altına alma isteğidir. mal bulmuş mağribi gibi diyanete sarmanız size bir şey kazandırmıyor. aksine din adamlarının halka değil, siyasilerin din adamlarına hakim olma çabasını görürsünüz.

dünya üzerinde islami şeriatle yönetilen ülke yoktur, bunu zaten şia meselesinde yeterince açık anlattım. gerçek manada bir şeriat olduğunda illa yönetenin dini yönden en üst mertebede olması gibi bir zorunluluk da yoktur. devletin şeriatle yönetilmesini ruhbanlıkla bir tutacak kadar sığ olmak buna inanmayı gerektiriyor sanırım. kalan cevaplar da maalesef birbirinin tıpkısı. islamiyetin hakimiyetini dini yozlaştıran ruhbanlıkla, halka sağlanan hizmeti ruhbanlıkla eş tutmak, işine gelmeyince ruhbanlığı sözlük tanımına indirgeyip "dini memurluk yapan var, al işte ruhban" demek gerçekten fazlasıyla ikiyüzlülük içeriyor. elbette şeriatın olduğu ülkede dini meselelerde de bir üst mahkeme olacak, hakimlik yapan dini bilen biri olacak, halkın yaşayışı dine göre düzenlenecek. ülke dinle yönetiliyor, mahkemesi laik mi olsun isterdin? sözde laik ülkenin dini kontrol çabası gibi abeslikler bekliyorsunuz, yadırgamıyorum.

73 fırka meselesine gelince, burada bahsedilen de ameli mezhepler değildir. yani hanefiler, şafiiler, malikiler ve hanbeliler farklı fırkalardan değildirler. itikadi olarak ayrılmaların da sebepleri yalnızca siyasidir ve onlarla ilgili değerlendirme yapmaya bile lüzum görmedim. sizin bahsettiğiniz gibi öyle kur'anı kafasına göre yorumlayıp ayrılan yok. bugün itikadi ayrılmaların tamamı siyasi sebeplerden gelmedir. gelip burada şiaların, suud kraliyet vahhabilerinin verdiği fetvaları islama mal etmeye çalışmanın benim açımdan tutarlı yanı yoktur kısaca. önce eleştirdiğiniz şeyle ilgili biraz bilgiye sahip olmayı deneyin.

ha evet, tanıma bakarsak "dini görevi iş edinmiş kimse"ye ruhban diyoruz. mesela normal şartlarda imamlıktan para kazanılmaması gerek, kazanıyorlar. al tamam ruhban. o zaman da bu sizin yaratmaya çalıştığınız algı gibi kötü bir şey olmuyor, devletin dine hakim olma isteğine bağlı olarak gayet normal. ama bence siz bu ruhbanlıktan bahsetmiyorsunuz. yok yav bahsetmiyorsunuzdur.

yani umarım bahsetmiyorsunuzdur. yoksa boşa yazdık.
hödük hödük
papanın, halife ve diyanet işleri başkanıyla
kardinalin, şeyh ve müftüyle
özellikle bu ikisinin kıyaslandığı ikililerle ve o ikililerin birbiriyle hiçbir alakası olmamasına rağmen "teşkilat var" diye tespit yapmak için saçmalamalara şahit olduğumuz sınıf.

birincisi bir devlet içerisindeki basit bir memur yapılanmasını ruhbanlık olarak görmek açıkça gerizekalılıktır. bu kadar anlattım hala aynı terane. diyanet işleri başkanı kim lan? kim takar yalova kaymakamını, komik misiniz? ne statükosundan bahsediyorsunuz, biz diyanetin takvimini bile kullanmıyor, namaz vakitlerine bile şüpheyle bakıyoruz. abi sahiden mal mısınız? statükoya sebep olan iktidardır. iktidarda mustafa kemal ve avanesi varken niye kurdu bu diyanet işlerini, on kere sordum bir daha soruyorum. hala salak salak diyanet diye saçmalamayın yahu.

ikincisi şeyh ile halife arasında ben ast üst ilişkisi görmüyorum. aynı amaca hizmet ettiklerine dair en ufak bir emare dahi yok. biri devlet başkanı, öbürü ilme sahip bir şahsiyet. siyasetle alakası yok, devletle alakası yok. neyden bahsediyorsunuz siz? bak daha az önce söyledim bari bok atarken iki bir şey öğrenin. bütün kardinaller papaya bağlı ama herhangi bir şeyhin bugün diyanet işleri başkanlığına, ya da halifeye bir bağını iddia edemezsiniz çünkü yok kardeşim yok.

hala ayetullah diye saçmalamana girmiyorum bir cevabı on kez vermekten sıkıldım. ve cemaatlerin herhangi bir vakıf, dernekten fazla özelliği yok. ayrıca hiçbirinin birbiriyle bir örgütlenmesi de yok, halk üzerine genel bir etkisi de, ayrıca statüko dayatması da. statükoyu bu ülkede hükümetler dayattı her zaman, muhafazakar zihniyet iktidarda olmadığında da vardı o statüko.

yok diyanetmiş, gülen cemaatiymiş. lan amacınızın bağcıyı dövmek olduğunu bu kadar belli etmeyin, bir şeyi on kez de söylettirmeyin. diyanetin bu ülkede hiçbir kutsallığı falan yok. bu ülkede müslüman olanların hepsi itikatta maturidi ama bilmem kaç tane cemaat var. bunun ruhbanlıkla ne alakası var. şu kafayla muhatap olduğuma mı üzüleyim, yazdıklarıma mı bilemedim. bir de tutmuş anlatıyorum işte. he diyanet, he cemaatler he.
okuzabi okuzabi
her dinde olması gerekendir.

en basit işte, su tesisatçılığında bile uzman en azından usta kavramı bulunurken dini başıboş bırakırsanız cühela kör bıçaklarla birbirini doğrar, kelleleriyle tek kale maç yapar.
1 /