sabah sabah oturup çırıl çıplak ezogelin içmek

ille de canısı ille de canısı
dün bir kız tarafından daha reddedildim. ne zaman reddedilsem çırıl çıplak bir şeyler yeyip içiyorum.
bunu neden yapıyorum inanın bilmiyorum. yeni çıktı bu özelliğimde.

içimden bir his zorluyor buna beni. nasılsa evde tekim diye bende hislerimle hareket ediyorum.

bu kaçıncı reddedililim bilmiyorum ama artık canımı sıkılmaya başladı ve sabahında çıplak eylem yapmalar da.

üstünüze çorbayı dökmediğiniz sürece komik bir eylem. içerken inkan kahkahalara boğuluyor.

adana'da garip bir eylem.
8
kuda kuda
bu bizim ''ihtiyatsız vuruşganlar'' adlı grubumuzun a2 seviyesi. b3 e kadar gelebilen yok. yeni haşlanmış sıcak yumurtanın üstüne oturarak (denk getirmeye çalışma rifatçığım) hoşaf içtiğimiz bir seans var. olmam de emi...
abalizeybek abalizeybek
kızları fazla ciddiye alan bir kişinin daha uğradığı yıkıntının fotoğrafıdır...

kızları algoritmasından çıkarıp kendine döndüğü ve popüler kültürün dayattığı gibi bir sevgilisi olmasına, başka bir kişiye ihtiyacı olmadığını anladığında artık ezogelin çorbasını giyinik bir halde içecektir.
krem şanti üzerindeki vişne tanesi krem şanti üzerindeki vişne tanesi
dal daşak meydan da nasıl içiyon sen o çorbayı. hiç mi utanmadın, hiç mi örf ve adetlerimiz aklına gelmedi. gittiğin yol yol değil, sarsıl ve kendine gel. bir tabu yu daha yıktın, mutlu musun.

sözlerimi nazım'ın dizeleriyle bitirmek istiyorum:
"oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun"
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
demek ki geceden giyinik değilmiş, üşengeç bir insan, evde yalnız, reddedilmek de işin sosu ya da durun durun burada bir metafor var. sürekli aynı hüsrana maruz kalan kişi, duyguları, ruhu, kimliği ve kendi ile bütün olaraktan çırılçıplak bir halde ortada kalıyor. travmatik bir durum olabilir. yine çok zekiyim, swh
1
clitor eastwood clitor eastwood
"uykusuz mu kaldın dünkü geceden
neydem neydem geceden"

dedirten eylem.

hani yorgun argın, badi badi, apış apış, çırıl çıplak, per perişan, per perihan halde yürürsün mutfağa; dolabını açtığında gördüğün tek şey sebze katındaki yarım domates değildir.
"hayır" dersin, "madem dal testis haldeyim, ezogelin içeceğim". çünkü çıplaksan damatsındır bu dünyada, ezo da olsa bir gelin lazımdır o anda belki de, kim bilir...

çorba kaynar iken, fokurunda birkaç balina görürsün belki, şaşırırsın.
tansu çiller gelir aklına, "halüsinasnan... halisyo... halüsyola... halüsinasyon! görüyorum" diye düşünebilirsin. halbuki sadece balinalar olduğuna inansan belki daha iyi olacaktır.
ama sen çırıl çıplaksındır. çılbır yapasın bile gelir, çırıl çırıl atılır yımırta kaynayan suya, senin gibidir o an, çırıl çıplak. "eh, atar insanoğlu, acımaz" deyip vazgeçersin.

çorba fokurdamaya devam eder... o nane, o ezo, o gelin kokusu mutfağa yayılır.
yakalar seni çırılından, çıplağından tüm aromalar, birden karışık orman meyveli bir ticari ürüne dönüşmende hiçbir sakınca yoktur. ama olmaz yine de.

derken çorba pişer. tencerede çırıl çıplak, sıcak, pütürlü, son derece ezo bir gelin vardır.
kaşınan kıçına aldırmadan kâseye koyup servis edersin kendine. ekmeği de koyarsın tabağın yanına, doğrarsın belki de ha, doğrar mısın sahiden? yoksa sadece limon mu? egzotik bir servis miydi bu yolculuk.

akabinde kaşığı daldırıp, dudaklarına götürürsün. limonu sıkarken bir yerlerine sıçramasına aldırmazsın. çünkü reddedilmişsindir. ne zaman reddedilsen çırılın geliyor, çıplaklığa vuruyorsun.
çorba başlar, çorba biter.
kalırsın öylece; ezosuz, gelinsiz, tükenmiş, dal testis, çırıl ve çıplak...