sadist

alfonsina alfonsina
başkalarına eziyet etmekten hoşlanan kişilerin anılışıdır. 1740-1814 yılları arasında yaşayan, davranışları ve yazıları dolayısıyla kötü bir şöhreti olan sade , yazılarının birinde, sevdiği insana işkence etmekten zevk alan birini betimlemiştir.
idja idja
bathory'nin the return albümünün onuncu parçası. sözleri için:

love to see you writhe in throe
the more you suffer my lust grows
i slit your throat and tear your flesh
my desire will be your death

sadist (tormentor)

i welter in blood i rape and slay
stab sliver lacerate
so many lusts to satisfy
to still my hunger another must die

sadist (tormentor)

"but now the sand of time is running out"
i feel old (so cold)
can hear the bell toll
so week (must sleep)
can hear my victims shout
can't stand their cries their call

i gotta pay for my lusts...
they're dragging me down...
sycokiller sycokiller
saat sabah 7 uyanıyorum. düzen ve uyum benim için herşey, yatağı topluyorum ve yavaşça odanın kapısına yöneliyorum. kapının önüne düzenli bir şekilde çıkardığım siyah terliklerimi giyip odama bakıyorum. duvarları siyaha boyanmış ufak bir oda. içersinden odanın ahengini bozmasın diye siyan bir masa üstü bilgisayar ve siyah nevresimleri ile yatağım var. zemin ise siyah renkli bir ahşap ile kaplı. herşeyin siyah olmasının sebebi gecenin siyahını bozmaması için. gündüz olduğu için olabildiğince kalın siyah perdeleri de çekilmiş bir oda. siyah kapısını kapatıyorum. odanın düzenli olduğundan ve oda içindeki herşeyin uyum içinde olduğundan emin olarak acıkan karnımı doyurmak için aşağı kata yöneliyorum. evimi her zaman ki gibi inceliyorum sorun yok gündüzün saf beyazlığını incitecek tek bir uyumsuzluk yok evimde. karnımı doyuruyorum ama içimde birşeyler aç, içim yanıyor ve hafifçe gülümsüyorum.

kalın ve ses geçirmez bir kapı var evimde, yerini benden başka kimsenin bilmediği. kapıyı zorlayarak açıyorum ve sessizce yürüyorum. sevdiğim karanlık koridordan ilerleyerek ufak hücreye doğru yöneliyorum. hayvanımı beslemem lazım, gözüme bakıyor ve üşüyor sanırım. çok yabani bir hayvan ön ayaklarından ve boynundan zincirlememe rağmen direnmekten hiç bir zaman vazgeçmiyor. hazırladığım yemekleri yediriyorum sakince. sanırım en sakin olduğu anlar bu anlar. sonra ışık istediği aklıma geliyor ve loş lambayı yakıyorum, gözleri rahatsız oluyor karanlığa alıştığı için. bir süre böyle kalıyoruz.

10 dakika kadar sonra tuvaletini yapması lazım yoksa hiç bir şekilde yapamaz. yapmaya kalkarsa başına neler geleceğini biliyor. ilk seferinde kurallarıma karşı geldiğinde tırnaklarını söktüm. baya eğlendiğimi hatırlıyorum. inanılmaz zevk alıyordum. çığlıklar mükemmel bir ahenk yaratıyordu yankı yaparken. sonra bir daha kurallarıma karşı gelmedi uzun bir süre.

tuvaleti geldi, zincirlerini çözüyorum. tuvaletini yaparken onu izliyorum. işini bitirdikten sonra kollarından tutarak duşa götürüyorum ve güzelce yıkıyorum. aslında bunlar benim için rutün işler ama zevk veriyor. geri dönüyoruz ve zincirleri geri takıyorum. aslında zincirleri sevmem fakat yapmasam bu hayvan kendisine zarar verecek eğitim boşuna gidecek. ( hayvanları eğitmek kolay iş değildir hele düşünme yeteneğine sahipse )

sohbet etmek isteyip istemediğini soruyorum. içimde garip bir his var ( nedense ilk kez ona bu kadar yumşak davranıyorum ). artık gitmek istediğini söylüyor ama bana bağlı kalacağına dair yemin ediyor ne istersem yapacakmış. gülüyorum yavaşça yaklaşıp sert bir tokat atıyorum. elim acıyor. oda hafif sersemliyor ama gülümsüyor demek ki acı artık ona zevk vermeye başlamış iyice. durumdan bunu anlıyabiliyorum. artık içimdeki canavarı serbest bırakma zamanı. bıçağımı çıkarıyorum. tam 10 aydır özenle kendi yaptığım bıçağı. tedirgin oluyor ama benzeri şeyleri ona yaşatmıştım yine gülümsüyor. yanılıyor bu sefer uçacak. bacaklarına ufak kesikleri açıyorum seri bir şekilde. çığlıklar atıyor. sonra vaginasına atıyorum benzer kesikleri. bana yaşattırdığı zevki hayal bile edemezsiniz. sonra kollarının artık serbest kalacağını söylüyorum ve yavaşça sol kolunu kesmeye başlıyorum. bağırıyor yalvarıyor aman tanrım ne büyük zevk. kolunu gövdesinden ayırıyorum. sonra sağ koluna geçiyorum yarı kendinden geçmiş durumda eski tepkileri veremiyor sanırım ölecek. sağ kolda gövdeden ayrılıyor. hala kendinde ama artık ne olduğunu bilemiyor. sonra yavaşça kafasını gövdesinden ayırıyorum. sonra durumu izleyerek masturbasyon yapıyor defalarca boşalıyorum. 10 aylık düzenim son buldu yeni bir hayvan bulmam gerek.

daha öncesinde eğitim çalışmalarım aklıma geliyor onun parçalanmış vücuduna bakarken. saatler süren orgazm dayanıklılık eğitimi, acıyı zevk olarak algılama eğitimi ve artan şiddet ve acıyı her zaman daha fazla isteme eğitimi. hayvanım çok iyi idi bu konularda.

hücrenin aşağı kısmında bir kuyu var onu götürüp oraya atıyorum. içi asit dolu eriyor anında ve zamanı gelince kuyuyu boşaltacağım ve oda diğerleri gibi kaybolup gidecek. aslında ona bir teşekkür borçluyum egolarımı sonsuz tatmin ettiği için diğerleri gibi.

sadist denilen şey sanırım bu.

not : yazarken baya bir kendimden iğrendim ve rahatsız oldum. sanırım hayal gücümü bunlar üzerine kullanmamam lazım.
cold blooded cold blooded
stephen king'in, insanı bir günde bitirecek kadar sürükleyen ve fevakalade geren kitabı. bu kitabı çok eskiden, çocuk sayılabileceğim bir yaşta kapağındaki sinirli bir kadın gözü, dağın ortasında karların altında kalmış ürkütücü bir ev ve yürüyen sandalye resimlerinden etkilenerek almıştım. kitabı ilk birkaç kez okumaya kalktığımda başlarındaki sıkıcı, hiç de korkutucu olmayan ve aynı zamanda karman çorman bir hikayeden dolayı hemen bırakmış ve bir daha uzuunca bir süre hiç elime almamıştım. ancak iki yıl önce kütüphanemde okuyacak kitap kalmayınca gözüme ilişti ve çaresizce yıllardır hiç kıpırdamayan yerinden çekip aldım onu. dediğim gibi bir anda girdap gibi içine çekti beni. o kadar güzel gidiyordu ki bir günde bitirmeye kıyamadım kitabı. hem ilerleyen zamanlarada neler olabilir diye kendi kendime fikirler üretmek hem de zaman tasarrufu etmek için ertesi güne sakladım bitirmeyi. bitirdikten sonraysa bunca zamandır okumadığım için pişman oldum. annie'nin fareyi elinde mıncıklayıp öldürdüğü ve paul'un kırık bacağına yumruk attığı o sahne hala gözümün önündedir.
anarşistkedi anarşistkedi
stephen king'in bana göre en başarılı romanlarından birisidir. kurgusu kesinlikle çok başarılı ve de heyecan uyandıran bir gerilim romanı. özellikle kahramanın ayak bileğinin kesildiği o sahne - bilerek sahne diyorum - o kadar muazzam betimleniyor ki yaşıyorsunuz.
mihman mihman
bir mazoşist kadar karmaşık değil. sade'a bakıyorum, son derece basit, ilerlemeci, kendini üstün gören ve ilerlemenin yolunu sekste bulmuş (muhtmelen biraz da içgüdülerinin fazla etkin olmasından dolayı) kafalar, hiç bir ekstrası yok. amına kodumun köylüsü ne anlar sikişten zevkten özgürlükten filan diyorlar bir yandan dübürlere sokarken siklerini. sevmedim.
onionknight onionknight
stephen king'in sürükleyici, gerilim dozu yüksek bir kitabı.
------spoiler---------
misery çığlık atmaya çalıştı ama artık soluk bile alamıyordu.
-------spoiler--------
tekil kişilik tekil kişilik
insanların trajedileri ona zevk verir...
inatla bunları birer siyaset malzemesi yapar...
ya da fikrinin son derece basit bir ispat aracı...
ne yazık ki! sadece kendini kandırmaktadır.
inanmak istemese de ölüm gelir bizi bulur.
büyük trajedilerin sonu yoktur...
hesabın verileceği din günü vardır!