şafak türküsü

1 /
options options
yaşamak ağrısı asıldı boynumda
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra, sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar koşun
sabah üstüme üstüme geliyor
kısacası güzel annem
bir çiçegi düşünürken ürpermek yok
gülmek umud etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara.
ölmek ne garip anne
artik duvarları kanatırcasina tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamıyacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacağım
baba olamıyacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne.

kısmıyla insanın ölümü beklemesini çok iyi anlattığını düşündüğüm şarkı....
dendelis dendelis
ahmet kaya'nın güzel sesinden ilk duyuşumu hatırlıyorum.
küçüktüm.
bi' dağ yolundayız. eski arabamızın arka koltuğundayım kardeşimle. kasislere girdikçe zıplıyoruz.
türküde bahsedilen kadının annneannem olduğunu düşünmüştüm. yıllarca oğullarını bekleyen anneannem.
1 mayıslar'da en önde pankart taşıyan anneannem. herbiri başka şekillerde hapsedilen oğulları için.
saçlarında beyaz yıldızları da vardı.
delikızınürküsü delikızınürküsü
1992-1998 yılları arasında yaşadığım diyarbakır'da dinlediğim ve ana-babamın burnumda tüttüğü, kimsesiz hissettiğim, bir o kadar da orada yaşadığım ve ülkemin gerçek yüzünü gördüğüm, tanıdığım, her dinlediğimde aynı coşkuyla, aynı duygularla beni ağlatan yegane şarkıdır. hele de ahmet kaya dan olunca.

hey gidi hey ne günlerdi.. ne özlemler, ne acılar, ne hasretti..
mindinmind mindinmind
ahmet kaya ile bütünlesen,ahmet kayanın sesiyle can bulan ve şarkının giriş bölümündeki müziğiyle sizi yerden yere vuran bir nevzat çelik şiiri.
trink trink
kendini kaptırarak dinleyince her seferinde ilk etkisi yaratan ve her seferinde gözlerimin dolmasına sebep olan şiir, şarkı neyse işte... dinlerken kendimi ister istemez darağacına gidecek birinin veya annesinin yerine koyduğum için çok hüzünleniyorum. ahmet kaya müthiş söylemiştir...

"masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda... "
suskungeveze suskungeveze
tamburanin teli̇
gepegergin bir tambura teli nevzat çelik'in yüreği... aşkla, ölümle, umutla ve uslu olmayan usuylan... tınn ettiğinde tel, sanki önceden çizilmiş bir sevkulceys içinde, şiir değil, bir cenk başlıyor. sonu yenilgi bile olsa, yüzakı bir savaş... başka bir imgeyle diyelim ki, sonuna dek gerilmiş yay, ama bir istif ve zamanlama üzre, hedefe oklarını yağdırıyor. ve bu tarihsel salvoyla, hedefte yeni bir şiir cümlesi çıkıyor ortaya, yeni bir alfabeyle yazılmış bir cümle... bu, çivi yazısı değil, ok yazısı. büyük bir gerilimin bütün öfkesini ve sevgisini seferber ederek kaleme alınmış, doğaçtan ve kendisi doğal olan bir olay bu...

demem odur ki, doğa aynı zamanda insanların tabiatıdır. belki de bu iki ayrı dünyadan gelip de, hem aynı, hem ayrı anlama gelen bu iki sözcük insanoğlu yaşamının diyalektiğine ışık tutmadadır.

bu gerilimdir ki, zamanı, şiir dediğimiz "zaman"ı tarihselleştirmekte, dolayısıyle nesnelleştirerek çelişkilerin birleşimini yaratmadadır. ondan değil mi nevzat, altındaki sandalyeye boynuna da ilmiği geçirdikten sonra vuracak olan çingenenin bir eyyam önce oturduğu sokakta oturan bir kadıncağızı sevmişliğini düşünecek kadar içi geniş olmadadır. çünkü bu doğru kararlılıktır. karşıtlarını kapsayıp yeni bir yaşama tasarımına yönelmektir bu. şiiri, bir çırpıda ister uzun olsun ister kısa, hedefin kalbine ulaştıran işte bu kararlılıktır. aynı anda bu, kararlılıkta "karar" dediğimiz yaşatıcı ama öldürmekten korkmadan yaşatıcı bir yaşam kıvamı bulmak demektir.

bu tel, bu tamburacı ölse bile, asılsa bile, titreşimini halkımız ve dünya halklarının kulak tozunda çınlatmayı sürdürecektir. çünki her has şair gibi nevzat çelik de, aynı zamanda hem giyom tel, hem de giyom'un başına oturttuğu elmayı okun ucundan savulladığı oğlu küçük giyom'dur. ve asıl kızıl elma orta asya'da arandığı rivayet edilen elma değil, gözlerimizin önünde yer alan acısını, sevincini yüreğimize bastırmak bir yurttaşlık borcu olan bir şiir olayıdır. nevzat çelik ne kurbanı ne kasabıdır bu işin. o, sadece, bu inanılmaz gibi gelen oldubittinin bayramıdır. şair de budur zaten....


can yücel

(bu yazı nevzat çelik'in 1984 yılında yayınlanan şafak türküsü adlı kitabında önsöz olarak yer almış.)

alıntı
1 /