salih bilgin

kilciklitazefasulye kilciklitazefasulye
neyzen niyazi sayın'ın öğrencisidir. hakkındaki ansiklopedik bilgileri aşağıda vereceğim ama ben farklı olarak onun kişiliğinden bahsetmek istiyorum.

envai konuda, hayran olunacak derecede bilgi birikimi olan ve kıvrak bir zekaya sahip neyzendir. sağlam bir özgüvene sahiptir. ilk önceleri bu özgüven rahatsız edici bile olabilir ama sonraları anlarsınız ki sizin o hava kabarcığı olduğunu düşündüğünüz şey tümsek, altı dolu yani... dinlemek konusunda oldukça hassastır. her şeyin başının dinlemek olduğunu söyler. ney'in tek başına bir işe yaramayacağını, ney üflemekle sadece bir enstrumanı çalmış olacağınızı ve asıl önemli olanın bu kültürü içine sindirmek olduğunu, bunun için de öncelikle bu kültürü sevmenin ve içinde olanın gerektiğini savunur. hatta en güzel dersin sadece dinlenilerek yapıldığını ifade eder. dersleri meşk usulü ile işler, kendi deyimiyle köy mektebi gibidir. her seviyeden öğrencisi vardır aynı sınıfta, yeni başlayanından artık profesyonel anlamda da bir şeyler yapabilecek kıvama gelmiş olanına kadar bir yelpazede ders verir aynı sınıfın içinde... bunu şöyle açıklar: "burası köy mektebi, ileri seviyedekiler ile ilgilenirken, makamsal konulardan bahsederken yeni başlayanın kulağı dolar aynı zamanda, yenilerle ilgilenirken de ileri seviyedekiler için tekrar olur, bilgiler oturur yerine"
bunun haricinde çok zekidir, bir laf eder ne anlama geldiğini ancak bir kaç dakika sonra idrak edersiniz de şaşar kalırsınız cümledeki derinliğe.

özgeçmişi ise şöyle:

23 mart 1960 tarihinde istanbul'da doğdu. aslen afyonkarahisar bolvadin kazasındandır. ilk, orta ve lise tahsilini istanbul fatih koleji'nde tamamladıktan sonra 1980 yılında itü tmd konservatuarı'na girdi. eğitimi sırasında neyzen niyazi sayın'dan ney, özdal orhon'dan türk musikisi solfej, nazariyat ve repertuar, hurşit ungay'dan usul, ahmet kabaklı'dan edebiyat, cafer açın'dan enstrüman bilgisi dersi; bekir sıtkı sezgin, yalçın tura, ihsan özgen, demirhan altuğ, kâni karaca, nevzat atlığ, cahit atasoy gibi hocalardan çeşitli dallarda dersler aldı veya özel olarak birlikte çalışmalarda bulundu.

1984 yılında itü nefesli sazlar ana sanat dalı ney bölümü'nden mezun oldu. aynı yıl kültür bakanlığı istanbul klasik türk müziği korosu'nun açtığı ney sınavını kazanarak göreve başladı.

daha sonra izmit belediye konservatuvarı'nda kuruluşundan itibaren dört yıl hocalık görevini sürdürdü. 1988 yılında, mezun olduğu okul olan itü tmdk'da öğretim görevlisi olarak göreve başladı ve 2001 yılına kadar bu hizmeti aralıksız sürdürdü. 1996 yılında yunan asıllı bir topluluk olan romeiko ensemble ile amerika'da bir turne yaptı. bu turnede nashville parthenon, princeton university, newyork hunter college, boston meliotis center'da "parthenon to istanbul" başlıklı bir dizi konser vermiş ve bu proje 1999 yılında aynı ülkede cd olarak yayımlanmıştır. yine 1996 yılında mit ağahan programı kapsamında boston'da konser vermiş ve harvard university middle east students music group ve musichology bölümünün hazırladığı seminerlere katılmıştır. 1997 yılında savaş sonrası ilk festival olan saray bosna pazarbaşı festivali'ne katılmıştır.

1999 yılında kurdukları cantemir ensemble grubu ile konser ve albüm çalışmaları yapmıştır; bu grubun faaliyetleri halen devam etmektedir. cantemir ensemble prof. şevvar beşiroğlu, salih bilgin, murat aydemir, cengiz onural ve hüseyin tuncel'den oluşmaktadır. salih bilgin, 2002, 2003, 2004 tarihlerinde romeiko ensemble topluluğu ile amerika'ya giderek newyork, boston, washington, chicago, detroit şehirlerinde, bartolamio ve world music institute'ta konserler vermiştir. 2002 yılında cengiz onural ve hakan talu ile dembudem adlı topluluğu kurmuş ve aynı yıl amerika'da san francisco ve santa cruz'da konserler vermiş ve university of santa cruz'da ve santa cruz ineshhdole society ile atölye çalışması yapmıştır. 2000 yılında çetin körükçü'nün yayımladığı türk musikisi adlı kitabın ney bölümü'nü kaleme almıştır. 2001 yılında tanburî murat aydemir ile birlikte nevâ isimli, klasik saz eserlerinden oluşan bir albüm yapmıştır. bu albüm kaf muzik ve golden horn tarafından yurtiçi ve yurtdışında yayımlanmıştır. bunların dışında pek çok albüme sazıyla katkıda bulunmuştur. ayrıca cengiz onural aria grubu ile birçok sevilen tv dizisinin müziklerini çaldı. bunların içinde ikinci bahar ve hayat bağları albüm olarak yayımlanmıştır. bunun yanında bazı dernek ve müzik okullarında hocalık yapmıştır ve maltepe musiki eğitim derneği (maltepe), itri müzik okulu (kadıköy) ve yücel müzik (beşiktaş) bünyesindeki dersleri devam etmektedir. salih bilgin, hocası niyazi sayın'dan öğrendiği, ney yapımı, ebrû yapımı ve tespih yapımı çalışmalarını sürdürmektedir. halen kültür bakanlığı istanbul devlet klasik türk müziği korosunda görev yapan salih bilgin, aynı koroda klasik kemençe sanatçısı yağmur damla bilgin ile evli olup bir çocuk babasıdır.



görev aldığı kurum ve topluluklar


kültür bakanlığı istanbul klasik türk müziği korosu saz sanatçılığı görevi (halen devam etmektedir)
itü tmd konservatuvarı ney sazı öğretim görevlisi, 1988-2001
izmit belediye konservatuvarı öğretim görevlisi, 4 yıl
maltepe müzik eğitim derneği ney sazı öğretim görevlisi, 1995'te başladı, devam etmektedir
kadıköy sanat evi, 1 yıl
beşiktaş sanat evi, 1 yıl
küçükçekmece musiki derneği
cantemir ensemble
dembudem grubu
mızrabın nefesi grubu
aria grubu
itri müzik okulu (kadiköy) ney hocalığı. 2006 yılında başladı ve devam etmektedir.
yücel müzik (beşiktaş) ney hocalığı. 2007 yılında başladı ve devam etmektedir.
kilciklitazefasulye kilciklitazefasulye
"bizi bıraktın mı?" böyle dedi salih hocam konser çıkışında, "bizi bıraktın mı?"...
yer ile yekzan olmak istedim, yerin yedi kat dibi olsa da girsem dedim.

insan sevdiğinden ayrılabilir mi? insan nefes almayı bırakabilir mi? bırakır, aldığı nefes ve verdiği ona vicdan azabı olmuşsa ve bu azap utanca katılmışsa...

"hakkını ver" demişti salih hocam. "hakkını ver, elindeki o neyin"
mahmut hocamın konyada açtığı, 6 ay beklediğim, sadrettin özçimi'nin arka perdesini açtığı, ilk nefesi verdiği, yasin özçimi hocanın üflediği, salih bilgin hocamın taksim yaptığı ney...

ağır geldi sanırım omuzlarıma... ağır geldi de tutamadım ben onu. belki de haksızlık ettiğimi düşündüm, belki o neyi hiç haketmedim aslında.

ben o neyin hakkın veremedim. ama her neyin bir nasibi varmış. o sazlıkta, sadece o nasibine gitmek için büyürmüş ve ona gitmek için kesilirmiş. diyorum benim neyim de öyle oldu ki bana geldi. ama o zaman bu zulüm neden. neden dolap tepesinde bekletiyorum o mücevheri, neden kadir kıymet bilmek mümkün olmuyor herkese konuyla ilgili ahkam keserken...

ney benim için yola ilk adımdı, benim kendimle derdim vardı. köşelerim vardı. birden patlayan ve yakıp yıkan kasırglarım vardı.

bir gün bir yerde, üç arkadaş otururken, sadece arkadaşıma eşlik etmek için gittiğim bir müzik okulunda tanıştım ney fikriyle. sanırım doğru yer, doğru zaman kavramı benim için o noktada mükemmel bir uyum sergilemekteydi. "ben de kaydolmak istiyorum!" neden, nasıl çıktı o cümle ağzımdan bilmiyorum. öyle olması gerekiyordu sadece.

"neden ney?" diye sordu salih hocam ilk derste. "hocam benim köşelerim var, benim kendimle derdim var. hocam benim edep öğrenmeye ihtiyacım var, bacak bacak üstüne atmak yerine dizimi kırıp oturmayı öğrenmeye ihtiyacım var." böyle tanıştık neyle ve salih hocamla...

bana bir kamış verdi ikinci hafta, e hani ney üfleyecektik biz? "bunda 4 ses var, o dört sesi bul, çıkar, sonra neyini alırsın". tam iki ay... ikinci ayın sonunda tamam dedi, neyini alabilirsin.

ilk neyimi aldım. o da benim içindi sanki. gökhan hoca'yı aradım ilkin, dedim ney, yok dedi, en az bir ay. aradan yarım saat geçti, gel neyin burada dedi. birisi almaktan vazgeçmiş, kız neyimi böyle aldım.

salih hocam derin adam. söylediği birçok şeyi yeni yeni idrak etmeye nail olabiliyorum. "yolda olmaktır mühim olan" derdi mesela, nedir yolda olmak ya da bir yola sahip olmak? yolda yürümek nedir, peki nereye gider bu yol? bilinmez... şimdi şimdi cevabını verbiliyorum bu soruların çat pat da olsa... yol iyiye, güzele gider...

hoca ile öğrencisi arasında enteresan bir bağ vardır ya, o bağ vardı sanki bizde, neden derseniz ben söylemeden derdime derman olurdu hocam da o yüzden. kafama takılan bir sıkıntıyı ben demeden bilir, gözümün içine baka baka cevabını verirdi. tam iki sene... tam iki sene bana "sen" diye hitap etti, adımı hiç demedi. mühim de değildi esasen. bunun mühim olmadığını aradan geçen iki senenin sonunda bana ilk derste söylediğim cümleyi kelimesi kelimesine tekrar etmesiyle bildim. "böyle demiştin" dedi. o dedi, benim gözlerim doldu. kim olduğunla değil, isminle cisminle değil, varlığınla orada bulunmanın ne demek olduğunu, ne anlama geldiğini salih hocam'la bildim ben ilk.

"bizi bıraktın mı?"
bırakmadım hocam, gönül bağı var, kopar mı o hiç.
kopmadığını akademisyenlik ve iş arasında gidip gelirken, karar verme aşamasında öyle mi yapsam böyle mi derken bir arkadaşımın hoca'nın röportajının olduğu bir dergiyi hediye etmesiyle anladım bri kez daha. ben etik sebeplerle okula dönmek istiyordum, meslek ahlakını, değerleri anlatmaya... hoca şöyle diyordu: "mürebbiler, sadece teknik bilgi öğretmezler, onlar aynı zamanda duruşu da öğretirler"

ben anladım ki bunca zaman sonunda, yol tek hocam. yol tek. farklı farklı yamaçlardan tırmanıyoruz belki ama menzil tek.
hakka varmak değil mi tüm doğanın amacı, insan tekamülünü tamamlamaya değil mi burada, ağaçlar bile göğe yükselmiyor mu? o zaman tüm yollar aynı yerde buluşuyor. o zaman bırakmak diye bir şey de yok. o zaman bir yerde illa ki buluşur yollar. o zamana