sana

1 /
pseudonym pseudonym
unilever'in sadece türkiye'de kullandığı margarin markası.
bol çeşidi vardır:
sana kâse
sana sıvı
sana ekmeküstü
crème bonjour salatalık turşulu dereotlu peynirli sandviç sürme
crème bonjour biberli peynir sandviç sürme
crème bonjour peynirli sandviç sürme
sahra sahra
ateşli silah taşımanın yasaklandığı başkent* silah taşıma yasağının üst düzey yetkilileri de kapsayacağı, sadece korumalarının silah taşımasına izin verileceği belirtiliyor. halkın silahlarını teslim etmeleri için eylül başına kadar süre tanınıyor.
sayenizde sayenizde
bu akşam her akşamdan daha fazla özlüyorum seni.
öyle bir gariplik çöktü ki sensizlik yoğun akşamıma.
uzaklığın öyle ani bir hatırlatma yaşattı ki bir tanem,
bir hayat sınavının son kurtarmasında.
biliyorum ezildi birşeyler daha, şu kısa akşam aralığında,
sensizliğin gölgesi bakmakta bana galibiyet edasıyla.
sanki bir kıran girdi duygularıma, fırtına sarıldı bayıldığım ama bilmediğim kokuna.
içime aktı gözyaşlarım, belli etmemeliyim.
haram olan sen ve senli zamanlar dikildi omuzlarıma,
yolu olmayan bu gelişlerim, yollarında ölmek isteyişlerim sadece sana.
kalembitijeyn kalembitijeyn
özellikle son dönemlerde ürün yelpazesine eklemiş olduğu "tereyağ tadında" söylemli yeni ürünü ile bir kez daha mutfağımızı fetheden güzel margarin... tıpkı peçeteye selpak der gibi, hala pek çoğumuz margarine "sana" diyoruz. annemin sevgili margarini, ellerine sağlık...
seher seher
küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden,
seni öpsünler diye gönderiyorum sana.
bana, kucaklarında seni getiriyorlar,
ben de sonra o seni getiriyorum sana.

özdemi̇r asaf / sana
gelu gelu
çok çok eskiden, sarı ve el kadar bir maskotu vardı. kendisini özlüyor, bir an önce ekranlara geri dönmesini diliyorum.
fitnefücur fitnefücur
bir neslin ''sana'yla beslenen, özenle büyütülen bu çocuklar, her gün enerjiyle neşeyle koşup oynuyorlar. besleyici, sütlü, vitaminli; enerji dolu, lezzetli. sana! sana! sana!'' kandırmacasıyla büyütüldüğü margarin. hala evlerimizde, hala onunla sevgiyle büyüyor çocuklar. o değil de bir rama vardı, ne oldu ona? hani ''al beni, al beni götür doğaya'' derdi. ne severdik rama'yı da. reklamındaki kız hala aklımda*
keditör keditör
bir yılmaz erdoğan şiiri:

"sana şiir yazmayacağım.
işlemeyeceğim gidişinin kenarına
edebi sular,
uykusuzluk ırsi senlen alakası yok.

nicedir sığamıyoruz
kazın ayağı öyle değil
kuş tüyü yataklara.

hayır sana şiir yazmayacağım.

aradığınız kişiye ulaşılamıyor...

tekrar arayınız..

tekrar arayınız..

tekrar arayınız..

aradığınız kişiye ulaşılamıyor

yanıbaşınızdayken bile.


çok anlamlı kelimeler varyetesi nüfus cüzdanım.
veriliş nedeni beklenmedik bir doğum,
yenileme ise suya düşmesindendir her şeyin.

önce ayak seslerin gelirdi.
sonra, her zamankinden gürültülü bir kapı
çarpması.
ardından sen
gözlerin
ve
patlamaya hazır şehvetin!

ama şiir yazmayacağım sana.

kalın çizgilerle yaşıyor
peçetedeki şiir
çözülemiyor meramı alkolden açık seçik,
işte böyle bir yaşama teşebbüsü olarak kalacaksın,
bir meyhane şiiri kadar gerçek
ve unutulmaya müsait.

mart 2001"
açlık çoğunluktadır açlık çoğunluktadır
paydos düdüğü çaldı nihayet
saat yine beşi oldu akşamın
işçiler dağılıyorlar fabrikadan
sen de aralarındasın.

ne güzel baskın bu diye koşarak
sevinçle uzattın ellerini bana.
gülümsemenin öte yanında bitkinlik,
gölgeler çevrelemiş gözlerini ama.

ellerini avuçlarımla sarıyorum
dokunuyorum onlardaki yorgunluğa, yaralara
makinelerden doğru geliyorsun biliyorum:
zalim öpüşlerin izi her yanında damga damga.

(bkz: rudolf nilsen)
1 /