sanat

18 /
tezekcan1 tezekcan1
sanat, en kaba anlamıyla, yaratıcılığın ve/veya hayalgücünün ifadesi olarak anlaşılır.ancak içinde estetik değerler barındırmayan ürünlerin sanat olarak değerlendirimesi yanlış olur.

tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bu geniş anlama zaman içinde değişik kısıtlamalar getirilip yeni tanımlar yaratılmıştır. bugün sanat terimi birçok kişi tarafından çok basit ve net gözüken bir kavram gibi kullanılabildiği gibi akademik çevrelerde sanatın ne şekilde tanımlanabileceği, hatta tanımlanabilir olup olmadığı bile hararetli bir tartışma konusudur. açık olan nokta ise sanatın insanlığın evrensel bir değeri olduğu, kısıtlı veya değişik şekillerde bile olsa her kültürde görüldüğüdür.

sanat sözcüğü genelde görsel sanatlar anlamında kullanılır. sözcüğün bugünkü kullanımı, batı kültürünün etkisiyle, ingilizcedeki 'art' sözcüğüne yakın olsa da halk arasında biraz daha geniş anlamda kullanılır. gerek ingilizce'deki 'art' ('artificial' = yapay), gerek almanca'daki 'kunst' ('künstlich' = yapay) gerekse türkçe'deki arapça kökenli 'sanat' ('suni' = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırır. sanat, bu geniş anlamından rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış, ancak yakın zamana kadar zanaat ve sanat sözcükleri dönüşümlü olarak kullanılmaya devam etmiştir. buna ek olarak sanayi devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuş, 1950 ve 60'larda popüler kültür ve sanat arasında tartışma kaldıran bir üçüncü çizgi çekilmiştir.
lorquet lorquet
metnin tam hali olmasa da şöyle popüler bir söz de var,
ars longa, vita brevis.
sanat uzun hayat kısa.
dar kapsamda bakacak olursan dahi sembollerle yüklü bir sanat eseri insanın nefes aldığı tek bir anı anlatsa da, sanatçı bunun için tüm yaşamını tarar. bir de evet, şu kısa dediğimiz bir ömür elimizdeki tek zaman aralığıdır.
fark ettim fark ettim
üç başlı felsefe-sanat-bilim insan canavarının en eski ve en yaşlı olanıdır.

sanat yatay bir doğrultuda ilerler. atılan bir kurşun gibidir ve geri döndürülemez. duygularda yaşamaktadır. duyguları manipüle etme imkanı sunduğu için din iktidarları, monarşiler, oligarşiler ve hatta işçi iktidarları sanatı elinin altında bir silah olarak kullanmak istemiştir. çok güzel ve ölümsüz eserler çıkmasına rağmen aykırı bir sanat (ister edebiyat ister resim ister heykel ister tiyatro olsun) bu iktidarların çöküşünü hazırlamıştır.

sanatla düşünülmez. sanatla düşünen toplumlar manipüle edilmeye ve bizim gibi arabesk sosuna bulanmış acıyla güdülenmeye mahkum olur.

sanat duygularını besler, duygularını yorar, duygularınızı güçlendirir, duygularını yıpratır. onlarca saat bir işte çalışırken bir anda duyduğunuz şarkı veya bir şiir dizesi sizin bütün ruh halinizi değiştirerek fantezi dünyasına sürüklemeye yetecektir. bu yüzden insanı kullananlar sanata yer ve zaman ayırmak için çabalama derdindedir.

sanat insanla geliştiği için hangi ortamda hangi tesiri göstereceği çağa ve koşullara göre değişmektedir. eskiden sizi bir savaş meydanında harekete geçiren şiir 21. yy'da aynı tesiri göstermez.
calmty calmty
moda ve magazin camiasına dair merak ettikleriniz, en son kültür & sanat haberleri, tiyatro ve konserler ile ilgili duyurular çok daha fazlası ve tüm detayları ile birlikte titiz ve özverili yayıncılık anlayışı ile ön plana çıkan haber365'te yer alıyor. www.haber365.com.tr
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
iki ayağı var sanatın: yaratıcılık ve çalışma. yaratıcılık, sanatın teorik kısmı olarak görülebilir. ikincisi ise işin zanaat kısmıdır. müzikal bir eseri kağıt üzerinde yaratmak ile onu icra etmek farklı şeylerdir. bunlar bir dönem o kadar farklı görülmüştür ki sanatın zanaat kısmı olan icra küçümsenmiştir - en azından avrupa'da böyleydi.

gerçekten de bir enstrümanın icra edilmesi, bir resmin çizilmesi, bir heykelin şekillendirilmesi, tıpkı tezgah başında halı dokuyan veya bakıra şekil veren ustanın, bir zanaat ustasının çalışmasını andırır.

oysa yaratıcılık, zanaatta olmayan bir olgudur: zanaat, bütünüyle el alışkanlığına dayalıdır. sanatta aslolan özgünlüktür. oysa zanaat bir tektipleştirme ve bunun kültürel olarak aktarımıdır.

fakat sanat ne yaratıcılığa ne de zanaata indirgenebilir. sanat bu ikisinin toplamıdır. çünkü icra süreci ne kadar küçümsense de, yalnız zihinde kalmış bir resim, resim değildir. buna kimisi fikrin cisimleşmesi, kimisi figüratif yapının somutlaşması, kimisi de objektivasyon diyor. bu kavram, sanatsal fikrin birtakım tekniklerle somutlaşması anlamına geliyor ki bu da işin zanaat kısmıdır. sanatın bir ucu fikirde ise diğer ucu da el işçiliğinde... bu ikisi bir araya gelmeden sanatsal yaratım süreci mümkün olamaz.
darth minor darth minor
sanat kavramını, estetik ile bütünleştirdiğimiz zaman ortaya çıkan doğru sanat, kendisiyle toplum arasında uygunluk bulunan, dolayısıyla toplumu en iyi yansıtan sanattır. diyebiliriz.
darth minor darth minor
sanatsız bir toplumu hayal etmek, yozlaşmış bir halde görmek demek. oysa sanata dair hiç bir şey susmamalı. üretim, tüm bu tüketilen zamana karşın-devam ettirilmeli. insan hayat damarını kesebilir mi? işte sanat bunun için var. bize hayatımızı anlatmak, anlamak için var.
purge me purge me
(buraya uzun tuğlalarımdan biri olacak bir sanat tarihi girisi gelecek bir gün, söz ama önce laf sokcam şimdi.)

sanat dili evrenseldir ve zamanlar ötesidir. siyaset ise sıkıcı ve çağına dönüktür. türk mitoloji kahramanlarından bir kullanıcı adlı hocamız var, sürekli sinirli. abi sakin ol, tamam akp çok kötü deyip sarılasım geliyor, yanlış anlar diye korkuyorum mesela. sanat tek ilaç böyle durumlarda.
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
bir telafi biçimi... hayattaki bütün kopuklukları, süreksizlikleri telafi etmek için var. tıpkı melih cevdet'in, son şiirinde homeros'un ağzından söylediği gibi,

"doğadan kopmanın acısı
şiiri koydum onun yerine..."
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
sanat bir ara mevcut olanı reddederek daha iyi olanı hayal etmeye yarıyordu - yani ideal olanı sunuyordu insanlara. böylece, mevcut olandaki (mevcut siyasal yapıdaki, mevcut toplumsal yapıdaki, mevcut ekonomik yapıdaki, kısacası mevcut olan her şeydeki) çarpıklıklara bir alternatif öneriyordu. sanat bu anlamıyla daima bir ütopya sunuyordu. fakat bunu yapabilmek için mevcut olandan kopmak zorunda kalıyordu. böylece, sanat, toplumsal yapı içinde bir özerk bir alana dönüşmüştü. toplumun taleplerini reddedebilecek kadar özerkti. sonra ne olduysa oldu, sanatı hayatla birleştirerek onu çıktığı fildişi kuleden indirmek hevesine düştüler. böyle yaparak sanata içkin ütopyayı da tehlikeye attılar. halbuki toplum değişmemişti ve hala aynı bozukluklarla boğuşuyordu. sanatı hayatla birleştirmek demek, insanları sığınılacak bir limandan mahrum etmek demekti. dahası, insanlara mevcut olanın bir alternatifi de olduğunu, daha azıyla yetinmek zorunda olmadıklarını göstermek imkanından mahrum ediliyordu sanat. bu zavallı ihtiyarı piyasanın tezgahına yatıran yeni nesil "devrimciler"in niyeti iyiydi belki, ama patronların oyununa geldiklerini anlamadılar. neticede sanat, mevcut sistemi onaylayan resmi bir belgeye dönüştü. i̇nsanların devrimci ruhlarını törpülemekte kullanılacak bir araçtı artık. patronlar, bu sayede mevcut düzeni onaylayarak ona katılan, daha fazlasına göz dikmeyen ve fazlasını talep ederse başına neler geleceğini sanat eserlerinde açık seçik gören insan yığını yaratacaklardı. neticede bugün bunu başardılar. postmodern sanat, bu işin en incelikli aracı oldu.
18 /