sanatçı

1 /
aqua aqua
tdk açıklamış:

güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanatkâr.
sinema, tiyatro, müzik gibi sanat eserlerini oynayan, yorumlayan, uygulayan kimse.

2-3 şarkı söyleyerek birkaç barda insanları eğlendiren insanlara asla söylenmemesi gerekenlerden biri de "sanatçı" kelimesidir. biraz podyumda yürü manken ol, iki poz ver model ol, aptal bir dizide oyna oyuncu ol, iki şarkı söyle sanatçı ol. ne kolaymış lan burda hayat!!!
benikoyupgitmeneolursun benikoyupgitmeneolursun
türkiye'de tartışmasız özünü,benliğini yitirmiş kavram.her magazin programında veya haberlerde dahi beynimize işletilmeye çalışılan 2 şarkı söyleyip star olan ya da sexiliğini kullanıp bir yere gelen insanların sanatçı olarak ifade edilmesi zaten durumun vahimliğini açıklamaya yeter.sanatçılık herşeyden önce şarkı söylemek,oyun oynamak,filmlerde soyunmak değildir.sanatçılık yaptığın hareketlerle,harcadığın emekle,insanlara ürettiğin sanatla o insanların hayranlığı kazanmaktır.yaptığı eylemle bir hayran kitlesi oluşturmaktır.sanat senin benim herkesin yapacağı notalara dahi bakmadan sıradan bir şekilde şarkı söylemek değildir.bu gün bir fazıl say'a veya suna kan'a sanatçı diyip ardından manken bozması 2,3 single ile hit yapmış insanlarada sanatçı diyorsak bu işte ne kadar büyük terslik olduğunu zaten anlamış olmaktayız.ama işin özeti budur bir şekilde böylede gidecek gibidir 4-5 yaşındaki çocuğun dahi en büyük eğlencesi olan televizyonda bunları görmesi bunları örnek alması ve kafasındaki sanat anlayışının bu şekilde gelişmesi bu dakikadan sonra değiştirilmesi zor bir durumdur.böyle gelmiş böyle gidecektir malesef sanatçılık sexilik,soyunma,senin benim gibi şarkı söyleme ve magazin programlarında boy gösterme olarak çıkacaktır karşımıza..
anosias anosias
gerçekten sanatçı olarak nitelendirlebilecek, yıllarını bu işe vermiş, halk tarafından artık tamamen kabul edilmiş kişilerin,örneğin sezen aksu, üstüne basa basa "ben hiç sanatçıyım demedim bugüne kadar" dediği, buna tezat olarak ise, bir gecede çektiği açık saçık bir kliple, gazeteye verdiği çıplak pozlarla bir yere gelmiş şarkı söyleyenlerin, dizi oyuncularının kendilerinin bu kategoriye girdiğini iddia ettiği kavram. bu işi bir bilmeyen var ama kim?
marguerite gautier marguerite gautier
sanatçı;sanatı için doğandır.sanatçı olunmaz sanatçı doğulur diye çok klişe bir laf vardır sonuna kadar arkasındayımdır.sanatçı olunmaz doğulur.benim için hem benim uğraşımda branşlaşmış bir insan olarak hem de tüm sanat dallarındaki sanatçılara genel olarak baktığımızda en önemli isimlerden birisi leyla gencer'dir.sanatçı diyince onun gibi bir insan gelir benim aklıma.o sanatçı olmamıştır mesela,doğmuştur.duruşu buna şahittir,bakışı buna şahittir,ortaya koyduğu ruh buna şahittir.sanatçı;sanatı için debelenendir,sanatı için her şeyden vazgeçebilendir,sanatıyla uçurumlara gidebilendir,sanatına tutkun olandır,sanatının üstüne aşk tanımayandır,sanatına inançla,inatla,hırsla bağlı olandır,sanatı ve hayatındaki diğer şeyler arasında cennet ve cehennemi yaşayandır,sanatına tapandır...sanatçı özgün olandır.taklitlerden uzak,saf ve durudur sunduğu şey.sadece sanatının hakkını verebilmenin savaşı içinde olandır,bu savaşta sesiyse silahı sesini,çizgileriyse silahı çizgilerini,vücuduysa silahı vücudunu,elleriyse ellerini,ayaklarıysa ayaklarını,parmak uçlarıysa parmak uçlarını,gözleriyse gözlerini özgün kılabilmelidir.taklitlerden uzak,sadece kendi olarak...bugün ben kim olduğunu bilmeden duyduğum aryayı seslendirenin leyla gencer olduğunu anlayabiliyorsam,imzasını bilmeden okuduğum bir yazının shakespeare'e ait olduğunu farkedebiliyorsam o insanlar sanatçıdır işte.sanatçı olmak yıllanmak demek değildir,sanatçı olmak konservatuvarlı ya da güzel sanatlı olmak değildir,sanatçı olmak sadece yetenekli olmak değildir,sanatçı olmak sanatı sevmek değildir.sanatçı olmak; sanatında farklı olmak ve bu farkı gösterebilme yetisine sahip olabilmektir,sanatçı olmak sanatında kendi stilini,çizgisini yaratabilmektir.sanatçı olmak;"ya bir gün scala'da söylerim ya mesleği bırakırım" diyebilmektir mesela.sanatçı olmak;3000 kişiye aynı anda "bravo!" dedirtip ayakta alkışlanabilmektir.sanatçı olabilmek;sunduğunuz karşısında insanları düşündürebilmek,ağlatabilmektir.sanatçı olmak bunları yapmak için;acı çekmeyi,üzülmeyi,hırpalanmayı,yıpranmayı,kaybetmeyi,
kaybolmayı,sürüklenmeyi,zorlanmayı göze alabilmektir.tüm bunların içine içine koşarken yine de güçlü durabilmektir.
kaç kişi var bu meydan savaşına atılabilecek kadar cesur ve galip gelebilecek kadar tutkulu?ister klişe olduğu düşünülsün bu lafın,ister bayağı,ister absürt,ister banal,ister amiyane..sonuna kadar arkasındayım; sanatçı olunmaz sanatçı doğulur.
hominy hominy
ortalıkta tanrısal bi ışık yayıyorum ben edasıyla dolaşmayan,insandan çıkan şeyin insanüstü bir varlık tarafından yaratılamayacağının,bunun bir yalan ve işin pazarlama kısmı olduğunun bilincine varmış ve insan gibi insan olan,varlığıyla yaratan sessiz sakin ve lakin fırtınalı aynı zamanda ,türümüz örneği.
city boys city boys
her gerçek sanatçı yetkin bir sanatsal görüye ulaşmış kişidir. bu da ancak felsefenin sağlayacağı bakış açısıyla olasıdır. her sanatçı kendi koşulları içinde filozoftur. her gerçek sanatçıda insanlığın tüm temel sorunları dizgesel bir tutarlılıkta aydınlığa kavuşur. “ yüksek düzeyde hiçbir sorun yoktur ki dostoyevski’nin romanı onu ele almış olmasın” der gide. ancak romandaki bu sorunlar durumların, olayların, ilişkilerin arasından sezilebilen sorunlardır, onları bir felsefe kitabında olduğu gibi apaçık göremeyiz. flaubert yerden göğe haklıdır: “ tanrı nasıl yaratısında görünmez ve tam güçlü olarak varsa sanatçı da yapıtında her yerde sezilmeli ama görülmemelidir.”
afşar timuçin (özgür prometheus)
nino quincampoix nino quincampoix
sanatçıların çoğu, ilgisizlikten değil, anlaşılmamaktan yakınır. anlaşılmak ise, bu durumda, beğenilmekten başka bir şey değildir. anlayışsız saydığı halk yüzünden, sanki o halk sanattan anlıyormuşçasına zengin olan sanatçılar da var. böyleleri, belki de, ileri gitmiş ülkelerdeki sanatçıların yalnız maddi yönden değil, saygı görme bakımından da kavuştukları üstün duruma imrendiklerini anlatmak istiyorlar. o gibilerin unutmamaları gerekir ki, halk hiçbir zaman, hiçbir yerde gökten anlayışla inmemiş, yetişmiş, yetiştirilmiştir. bu bakımdan sanatçı, hazıra konmayı beklememeli, görevleri olduğunu da hesaba katmalıdır.

kimi de anlaşılmayı bir yana bırakmıştır; sanat, bilim, politika işlerine karşı genel bir ilgisizlikten yakınır durur. bundan ötürü, ilgisizlik denince, nedense hep halkın ilgisizliği gelir akla; aydınların da halka karşı ilgisiz olduğu üzerinde pek durulmaz. böylece halk, kendisinden boyuna ilgi beklenen, fakat ona ilgi gösterilmesi pek de gerekli olmayan tuhaf bir yaratık durumuna getirilmiştir. halkın, sanatçıları, politikacıları, genel olarak aydınları kendi başlarına bırakması, onların söylediklerine, yazdıklarına sanki kulaklarını tıkaması, belki de bu durumun doğurduğu bilinçsiz bir tepkidir.

ilgisizlik, kimi sanatçının, çevresinden elini ayağını çekip içine kapanmasını sonuçlandırır. böyleleri sanattan kimsenin anlamadığı kanısını kolayca benimserler. ama bu gibi kimselerin, anlayışsız saydıkları kişilerden bir alkış geldiğinde, bu alkışı körlemeden bir beğeniş saymaları gerekirken, o kişilerin değerliliğinden söz açmaya kalkmaları kolay anlaşılır işlerden değildir. sadece beğenilmenin anlaşılma ve gerçek ilgi sayılması, bizim toplumumuzun aykırılıklarından biridir.

yalnız sanat bakımından değil, örneğin, adalet bakımından da toplumun sağır olduğu, ilgisiz olduğu söylenir ikide bir. alain diyor ki: "toplum, kendisinden bir şey istemeyene, sürekli olarak istemeyene, bir şey vermez."

gerçekten de, birtakım büyük düşünürlerin, toplumu sarsmaktan söz açmaları bu yüzdendir. onun için toplumu uyuşukluk içine sokan eskimiş düşüncelerin yerine yenilerini geçirmek, başka bir deyişle, kafaları değiştirmek, düşüncenin sınırlarını genişletmek inancında bulunanların, anlayışsızlıkla, ilgisizlikle karşılaştıklarında küsüp oturuvermelerinde bir çelişiklik vardır. öncüler, kimi yerde, halkın yararına olanı, halktan önce sezerler. bunun tesi doğru olduğu zamansa, aydının değeri küçülür, bundan ötürü de onun homurdanmasına yer kalmaz.

bizde halk, uzun bir süre, politika savaşlarına ilgi göstermemiş, yukarı katlar arasında olup giden olaylara seyirci kalmıştır. bu durum, poltikacıların halkı araya karıştırmaktan titizlikle çekinmelerinden, halkın ilgisini istememelerinden değil midir?

yıllanmış politikacıların, yurt yönetimine halkın ilgi göstermesini gerçekten istedikleri kolay kolay söylenebilir mi? ama, oy toplayamayınca, beğenilmediğini, sevilmediğini, düşeceğin anlayınca, halkın ilgisizliğinden, anlayışsızlığından yakınan ne çok poltikacımız vardır.

iki öküz bir kağnı çekiyorlarmış: dingilin durmadan gıcırdadığını duyunca: "sana ne oluyor? yükü biz çekiyoruz, sen bağırıyorsun," demişler.

kendi beğenisinin halkça anlaşılmadığını düşünüp de, halkın beğenisine uyuyorum diyerekten kötü işler yapanların durumu ise düpedüz çirkindir. sabahattin eyüboğlu, bir yazısında: "biz neler yazabilirmişiz, ama halk tutmazmış; ne filmler çevirebilirmişiz, ama halk böylesini istiyormuş; ne ince nükteler yapabilirmişiz, ama halk yalnız kabasından anlıyormuş," diye o gibilere takılır.
1 /