sanayide çalışacak işçi bulamıyoruz

2 /
dumrul dumrul
doğrudur ülkedeki çalışanların neredeyse yarısı asgari ücret karşılığı çalışıyor. suriyelileri, afganları kayıtsız sigortasız asgari ücretin de altında paraya çalıştırıyorlar. demek ki salt köle aramaları eleman bulamamalarını açıklamaya yetmez.

adamlar üniversiteleri imam hatibe çevirdiler. liseler ortaokula döndü. eskiden meslek liseleri vardı. bunlar katsayı düzenlemeleriyle meslek yüksek okullarına, teknik okullara yönlendiriliyorlardı. akp "imam hatiplilere garşı gomplo" diyerek bu uygulamaları kaldırdı. şimdi hiçbir meslek okulu kalifiye eleman yetiştiremiyor. çünkü akp vasıfsızlıktan besleniyor.

bunlar daha iyi günler. bir ülkenin nitelikli insan gücü habire törpülenirse başka ne sonuç alınabilir ki?
16
sickgod sickgod
diyalektik düşüncenin neden çok önemli olduğunu gösteren beyandır.

gece sabaha kadar uyumamışsınızdır ders çalışıp sosyal hayatınızı tamamen bitirerek okulu bitip iş bulmuşsunuzdur. sizi masanızda çalışırken gören birisi hayat buna güzel otur al paranı oh der. sayı doğrusunun sadece bir kesitini görür. öncesi sonrası onu ilgilendirmez.

sanayide çalışacak eleman bulamamanın öncesi ve sonrası nedir peki? kayıtdışı suriyeli işçileri 5 kuruş paraya çalıştırıp, bu ülke vatandaşı bireyleri bu parayı kabul etmediği için kapı dışarı etmek dahil midir? belirli bir mesai saati sunamamak dahil midir? i̇stediği zaman güvencesiz kovmak dahil midir? sayı doğrusunun bir kesitinden bakmak en kolay olanı.
vikvikeden vikvikeden
çünkü bedavaya çalıştıracak işçi arıyorlar. ülkenin yarısı en azından bi sigortam olsun sağlık güvencem olsun telaşında diğer yarısı da ben o kadar üniversite okudum bu işte mi çalışacam diyor. her yere saçmasapan hacı hoca üniversiteleri kuruldu. barajı geçen mühendis hukukçu oluyor. dolayısıyla adam akıllı işçi de kalmadı adam akıllı üniversite mezunu da kalmadı...
dumrul dumrul
bu arada aslında epeydir sorulması gereken başka bir soru daha var: "hangi sanayi?"

şuraya herkesin nette kolayca yapabileceği ama büyük çoğunluğun asla yapmadığı basit bir işlem dizisi koyalım:

- google'ı aç.
- "sanayi anlamı" yaz.
- ilk çıkan sonucu oku:

"hammaddeleri işlenmiş duruma sokup değerlendirmeye, kullanılacak ürünler durumuna getirmeye yarayan bilgilerin, araçların ve yöntemlerin tümü."

hammaddeyi işleyip kitlesel tüketime sunulmak üzere üretilen mal ile montaj arasındaki farkı anlamamak için bayağı geri zekalı olmak gerek. bir ürünü doğrudan kaynağından çıkarıp işlemek ile işlenmiş ürünü birleştirmek arasında devasa farklar vardır. en başta teknik daha doğrusu bilgi birikimi farkı vardır. sonra maliyet farkı vardır. eskiden imparatorluklar toprak üzerinde egemenlik kurmaya çalışırlardı. emperyalizm ise para ve pazar hakimiyetine dayanır. el koydukları şey temelde kaynaklardır. türkiye kaynaklar açısından hiç de fakir bir ülke sayılmaz. fakat zaten son derece zayıf olduğu sanayi alanında son 20 yılda neredeyse her girişimi akp eliyle tasfiye edildi. sen sanayiyi montaj sanayiine doğru daralttığın zaman sanayi dediğin şey salt bir istihdam faaliyetine dönüşür. o zaman da işte şöyle bir durum ortaya çıkar:

tr.instela.com

yani dış ticaret açığın tavana vurur. ithalatın ile ihracatın arasında devasa bir açık oluşur. kendi topraklarında zaten var olan kaynakları bile dışardan almaya başlarsın. işte bu problemin kaynağı da her alandaki niteliksizliktir.

senin zaten son derece zayıf olan sanayinde dahi nitelikli iş gücü sıkıntın varsa çökmen için hiçbir dış düşmana filan ihtiyacın yok ki aga... sanayiden anladığın tek şey istihdam yaratmak, o istihdamın da yarısı asgari ücret ve daha azına çalışıyor. yani istihdamdan anladığın kendi vatandaşını karın tokluğuna çalıştırmak. köleliğin bir tık üstü. ihracat ve üretimdeki tek kozun paranın aşırı değersiz olması ve işçilerinin o değersiz para birimi üzerinden karın tokluğuna çalışması. ki sefillik göstergesi olan bu avantajını bile değerlendiremiyorsun çünkü tepeden tırnağa nitelik yoksunu bir ülke yarattın.

gelecek garantisi yok. vatandaşı hayata sarılmaya itecek bir motivasyon oluşturamıyorsun. yaşatamadığın vatandaşı sürekli ölüm üzerine politika yaparak gütmeye çalışıyorsun. en büyük meselen vatandaşın götüne pamuk tıkayacak imam yetiştirmek. topluluğu bir arada tutmak için ileriye dönük hedefler gösteremeyince de habire iç düşmanlara dış düşmanlara ihtiyaç duyuyorsun. gelişim için ter dökmek, beyin patlatmak, geleceğe yatırım yapmak gibi bir yönelim zaten olamıyor. maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin dibine zorla demirliyorsun sen kendi vatandaşını. buradan da bir zihinsel dirilik, entelektüel derinlik filan çıkamıyor. yani bir ülkeyi hiçliğe mahkum etmek için özel çaba harcamak gerek bu kadar dibe ittirebilmek için...
2 /