sansür

1 /
neverwinter nights neverwinter nights
sansür genellikle iletişim araçları terafından üretilip dağıtılan bilgiyi bastırma ve çarptoma süreci olarak anlaşılmakla birlikte, gerçekte bu süreç hem özendirme, hem de yasaklama biçiminde olabilir. sansürcü kişi ya da kuruluşlar, belli bilgilerin kamuya yayılmasını isteyebilir. bu sansürün "olumlu" yani özendirici yönüdür. sansürün olumsuz yönü ise, bazı bilgilerin yasaklanması ya da çarpıtılması sürecini içerir.

ayrıca sansür mesajın yayımından önce ve sonra olmak üzere de işleyebilir. mesajın yayımından önceki sansür mesajın oluşumunu önlemeye yönelikken, mesajın yayımından sonraki sansür, daha çok mesajı biçimlendiren ve yayanların cezalandırılmasına yöneliktir.

bir önemli sansür biçimi de, kişi ve kurumların kendi kendilerini denetlemeleridir. genellikle bu öz-sansürün nedeni, dışsal baskılara karşı bir önlem alma çabasıdır. böylelikle iletişim sektöründeki kişi ve kurumlar dış sansürden önce kendi kendilerini sansür ederek, ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemeye çalışırlar.

(bkz: reklam özdenetim kurulu)
(bkz: rtük)
tuygun tuygun
yaratıcılığı öldürmekte birebirdir. sansür yiyen sanatçı bunu kendisine yapılmış büyük bir hakarat olarak addeder ki, haksız da sayılmaz. sadece sanatçıyı değil, her nevi neşriyatçıyı yaralar. ancak bir gazeteci, bir yazara, bir müzisyene göre çok daha hazırdır sansüre.

edebiyat dergisi çıkaran liseli bünye, daha 4. sayılarında, mizah köşesinde geçen "kıllı karga" ve editör yazısındaki "23+1 değil 24×1" cümleleri yüzünden eserinin sansürlendiğini görünce deliye dönmektedir. lise yönetimine* küfürler edilir, ve 5. sayı çıkarılmaz. o güne kadar dergilerimiz edebiyat zümresi tarafından kontrol edilirken, yeni baş müdüryardımcısı mümtaz kişilik, verin ben kontrol edeceğim der, beğenmediği cümlelerimin üzerine daksil çeker, ve mizah kısmını külliyen iptal eder. editör beyninden vurulmuşa döner. durumu yazarlara nasıl açıklayacağını düşünür. küfürlerle bezeli bir açıklama yapar.

ama artık şevk kalmamıştır. dergi kendi kendini fesheder ve dünyadaki güzelliklerden bir tanesi daha nihayete erer.
ikiguzelhareketbirden ikiguzelhareketbirden
kimilerinin, kendi hakkında yazılanları içine sindiremeyip ortadan kaldırmak adına, mahkeme kararlarıyla ellerinden geleni artlarına koymadıkları olay.

sanılıyor ki o yazılara sansür uygulayıp, ordan kaldırınca fikirler de onlarla birlikte toz olup uçuyor. sanıyorlar ki, kafayı toprağın altına sokunca her şey yokoluyor, gerçekler bir anda değişiveriyor.
wondrous wondrous
"uğranıldığı iddia edilen saldırıyı ilgili dava sonuçlanana kadar engellemek" ile arasında meriç nehri kalınlığında bir çizgi olan kavram.
camel camel
özenmeyi körükleyen yaptırım gücü.

sansür, uygulanışında (genel anlamda) bir yasağı taşır; herkesin kabul edemeyeceği, toplumun genelini rahatsız edebilecek, toplumdaki bağları zayıflatabilecek nitelikteki yayınlara getirilen yasaklar ya da kısıtlamalardır. ancak amaç olarak iyiye hizmet ediyor görünse de uygulanış açısından yapılacak yanlışlarla birlikte, toplum için büyük sakıncalar getiriyor.

kemal sunal filmlerini sevmeyen çok az insan var herhalde, bunların içinde de filmleri tekrar tekrar izlememiş olanların sayısı da epey az. sansür henüz yaygınlaşmamışken, daha doğrusu henüz olur olmadık yerlere uygulanmaya başlamadan önce ‘eşoleşek’, ‘ağzına sıçarım’ gibi argo sözleri filmlerde yeterince duyduk. hatta kimi filmleri o kadar çok izledik ki, nerede hangi küfür ediliyor bilir olduk; kimimiz çıkıp ‘aaa bak burada eşoleşek diyo aslında’, ‘aha ağzına sıçarım dedi’ diyerek çok sinir olduğumuz bu gereksiz sansürlemeye çekirdek aile çapında karşı durmaya bile çalıştık.

sansürün amacının doğruluğundan ziyade, uygulanmasından kaynaklanan yanlış da burada başlıyor işte. daha önce yalnızca filmlerde duyduğumuz, duyarken de yalnızca bilinçaltımıza ittiğimiz argo ve küfür içerikli tabirleri sansürlemeyle birlikte bilinç üstüne çıkarmaya başladık. argo ve küfür yalnızca filmlerdeki karakterlerin ağızlarından dökülen harflerden değil, bizlerin ağzından çıkan seslerden de oluşmaya başladı. küfür kendini bizim üzerimizden gerçeklemeye başladı. sansür bizde ters tepti.

zaten sansür bir yasak olduğu ve yasaklar da insanların ilgisini çektiği için amacından sapar bir süre sonra. 11 eylül saldırılarının görüntülerini kaldırırsanız millet fellik fellik o görüntüleri arar. muhalif bir yazarı (sözlük yazarı değil) susturmaya çalışırsanız millet fellik fellik o yazarın yazılarını arar. dövüş kulübü’nün ‘vcd’sinden bazı sahneleri çıkarırsanız, yana yakıla o sahneler aranır. 1984’te nasıl da insanlar yasak olduğu halde kitapların, tabloların koleksiyonunu yapıyordu, hatırlayınız.

bırakın sinema, tiyatro, resim, kısaca sanat topluma nüfuz etsin. toplumun oto-sansürü vardır zaten; bir fikri, bir düşünceyi dışlayacağı zaman bunu sessiz sedasız ve en güzel şekilde yapar, yukardan emretmeye gerek yok. komik olmaya, milleti sinir etmeye hiç gerek yok.

kaynak: **çım
alik alik
tv üzerinden yapılan s.nsür, insanın çok canını sıkıyor. bu konuda uzun uzun yazmak istedim ama, daha donanımlı olmak gerekiyor sanki. bir şeyler yazdım. yazdığım bana hafif geldi, vazgeçtim. ben de hiç değilse konu üzerindeki hararetimi atmaya karar verdim.. sadece şunu söyleyeyim: bu konuda hali hazırda bir kültürünüz yoksa bu boka bulaşmayın kardeşim. kemal sunal ın sakar şakir filminde (birçok film vardır tabii ki fakat vereceğim örnek bu filmdeydi), argonun dibine vurulduğundan, s.nsürcüler de alenen sıçmış.

örneğe geçmek istiyorum. ön bilgi olarak: filmde tabii ki bok, kaka, salak, manyak vs. hatta klasik kemal sunal repliği olan 'eşşoleşşek' dahil birçok kelime s.nsürlenmiş.. fakat olaydaki kültürsüzlük, aramaya inanmamak gibi durumlardan ötürü, fiyasko olmuş yapılan s.nsür. valla yayınlamayın hiç.. bulaşmayın yani.. az evvel televizyonda oynuyordu film, tekrar gördüm de hatırladım. yani kazara unutulmamış. kelimenin manası bilinmiyor.

filmdeki yan karakterden aynen alıntı (aynen olmasa da yakın): 'olüm gardrob fuat bu, adamın dübüründen kan alır valla, aanadın mı..'

bok'u kesmişsin ? bok lan bok. bok. ama dübür ? dübür, benim bildiğim kadarıyla göt deliği demek.. ee ? ne oldu şimdi ? nasıl bir sıçış bu ? filmi kesmek için yaptığınız bütün emekler patladı.. çocuğum sordu bana 'baba dübür ne demek?' gelin cevap verin. göt deliği demek yavrucuğum deyin. madem önemsiyorsunuz..

o akıllı işaretler de dübüre layık bir yerdeler, saolsunlar. 'nah' kelimesi geçen sahneyi dahi s.nsürlemekle kalma, tamamen filmden at, sonra bi de filmin başında de ki bana: 'genel izleyici'.. ne çok seviyorsunuz genele hitap etmeyi..

siz kendi güvencenizi sağlıyorsunuz, sonra milyon liralar verip program yaptırdığınız insanlar, donu indiriveriyor programında. (bkz: mehmet ali erbil).. siki taşağı yüzümüze vuruyor sabah sabah.. bu insanlara güvenmeye devam edin ama siz.. izleneceksiniz nasılsa yine. kalite olsa da olmasa da..

okan bayülgenlik yaptırıyorsunuz insana akşam akşam..

kemal sunal filmi olmasa, banane televizyonun ne kadar doğru olduğundan. günde bir saat falan izliyorum veya izlemiyorum, skimde değil yani.. ne bok yenirse yensin. ayrıca kemal sunal ile birlikte o filmlerde oynayan ve tv de oynadığı filmler gösterildiğinde telif falan almayıp sanatçı kahvelerinde çürüyen insanlar heba oluyor; o adamların söyledikleri kelime yüzünden emekleri yok sayılırken, söylediklerini 'gösterenler' paraya boğuluyor.. bu benim derdim.. to be continued ama tabi, maalesef..
stylebrisbane stylebrisbane
bir başkasının, başkalarının veya bir kurumun, izniniz dışında sizi terbiye etmeye, tarzınızı kısıtlamaya, eğitmeye çalışması, almak istediğiniz bilgi veya bilgileri kısıtlaması, kendi istediği, istedikleri şekilde sizi yönlendirmesi, yönlendirmeleri durumu.
jugis nomen jugis nomen
malum, rtük birader televizyon ekranında tüketilmekte olan, yani dumanı tüten tütün ve tütün mamülü görüntülerini buğulu, buzlu cama benzer bir konvolüsyon ile sansürlüyor. ama bu sansür "bip" sansürünün mantalitesinden çok farklı. (son yıllarda bip sesinin verdiği rahatsızlık farkedilmiş olmalı ki bazen sadece ses kesilerek uygulanıyor.) bir bip sansürünü inceleyek olursak;

" ayı senin babaydır. bip! "

bu bir kemal sunal filmi olmasaydı, veya daha önce sansürsüz hali izlenmemiş olsaydı kimse "bip" yerine "itoğluit" geleceğini bilemezdi. ha tahmin ederdi de tutardı ona bişey demiyorum. ama "ben bi kerede bilirim" diyenin de alnını karışlarım. bilemezsin. puşt var, it var, pezevenk, şerefsiz, orospu çocucuğu.. bunların kendi aralırındaki kombinasyonları: şerefsiz it, ibne pezevenk.. kombinasyoların sayısı büyük sayılara yakınsar, herşey olabilir. asshole, madafaka falan olamaz işte..o belli bir tek. yani normal şartlarda "bip" sansüründe bir belirsizlik var, sansür amacına ulaşıyor.

gel gelelim bu yeni nesil buğulu sansürlerimiz bu konuda başarısız biraz. bir film sahnesi: masa başında iki adam, ortam dumanlı. bir adam elini arada ağzına götürüyor ağzındaki şeyi eline alıyor, bu arada sansür adamın ağzından eline doğru olan hamleyi takip ediyor. bu sırada adam iş ortağına bulaştığı belaları falan anlatıyor, dertleniyor. sonra yine elini ağzına götürüyor, sansür hareketi takip ediyor ağzı yine buğulanıyor. tabi sürekli bir duman falan da var. bil bakalım adamın eliyle ağzı arasında mekik dakuyan sansürlenmiş cisim ne?

hayır bilemedin yanan bir yarrak değil. russian institute mu olum o izlediğin? dumanı tüten bir sigaraydı sadece. tamam ergensin anlıyorum, beynin sikinle rok yapmış. ama o kadar da halüsinatif (salladım çok fena) kurgulara ihtiyacın olmasın. bazı kalbur üstü insanlar seni kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için bu kadar düşünceli uygulamalarla hayatına müdahale ediyor, sense bu güzelliği azgın düşüncelerinle kirletiyorsun. bir ipucu vereyim, hayatın kolaylaşsın psikolojin ferahlasın: türk televizyonlarında buğulu bir sansür görürsen bil ki birisi sigara içiyodur. skiş mikiş olmıyacak şeyler hep. belki frikik bir meme ucu, bir don..belki.. o kadar, fazlasını umma.
balefulwhisper balefulwhisper
sansür (cansure) ve bununla eş anlamda olan kontrol kelimeleri dilimize fransızcadan gelmiştir. bir fikir ve düşüncenin her hangi bir araçla yayınlanmadan önce, yetkili kılınan kamu makamlarınca içeriği yönünden denetime ve izne tabi tutulması şeklindeki ağır bir sınırlamadır.film sansürü ik defa fransa'da uygulanmıştır.en eski film sansürü kanunu 1911 tarihli isveç film kanunudur. türk sineması tarihi boyunca da bir çok defa sansür olgusuyla karşılaşır.ik sansüre uğrayan türk filmi mürebbiyedir.

1939 yılından beri uygulanan sansür düzeni çok katı kurallar çerçevesinde işlemektedir.sinemamızda alışılmış kalıpların yıkılamamasında, farklı yaklaşımların entegre edilememesinde, filmlerin senaryo aşamasındayken dahi sansüre tabi tutulup,bu yolla düşünce özgürlüğünün engellenmesi büyük rol oynamıştır. bu yapılan kontrol amaçlı bir eleştiriden çok kendi düşünce sistemine uymayan, ya da bir propaganda aracı olarak gördükleri konu ve çekimleri kesip atmaları, emekleri boşa çıkarmaları olarak adlandırılabilir.tarihimizde bir çok film vardır ki; "türk köylüsü çıplak ayakla dolaşamaz" ,"türk memuru rüşvet almaz", "türk erkeği karısını aldatmaz" bunlar toplum ahlakını kötü yönde etkiler diyerek sansür kurulu engelini geçememiştir.

sansür, düşünce ve haberleşme özgürlüğüne, bilim ve sanatın yayılmasına tamamen ters bir uygulama olmakla birlikte, bir ülkenin can damarlarından biri olan sinemaya da büyük kayıplar verdirir.bir ülkenin sansür düzeneği o ülkenin kültürünü yansıtır.şarkı sözlerinde, kliplerde, basında,dergilerde, hemen hemen tüm görsel-işitsel medyada uygulanması gerekenden fazla, amacını aşmış bir denetim görülmektedir.ancak tamamen sansürsüz bir toplumsal hayatta düşünülemeyeceği için en az zararla ve öze dokunmadan gerçekleştirilmesi yeğ tutulmaktadır.
1 /