schadenfreude

azureel azureel
bugün okuduğum bir yazıda açıklaması yapılmış. yazan sanırım süreyya karacabey.

"
depremler, büyük felaketler insanı hep "aşkın" bir şeyle karşı karşıya kaldığı konusunda düşündürmüştür; büyük bir yıkım karşısında insanın "façası" bozulur, aczini kavrar ve en inançsızı bile kavranması güç gerçeklik karşısında tuhaf düşüncelere sürüklenir; doğaldır çünkü doğanın getirdiği yıkım, kültürel dünyaya karşı bir meydan okuma gibidir.
ussuz bir kuvvet bütün kültürel nesneleri dümdüz ederken korkuya kapılan insan, kendini aşan bir gücün karşısında zayıflığını hisseder ve sınırları konusunda yeniden düşünür; hatta ad kavminin yok oluşundan beri- doğanın gönderdiği felaketi bir uyarı olarak aldığı da olmuştur.

ancak hiçbir insan, bu ilahi uyarıyı bir sevinç sebebi olarak görecek kadar alçalmamıştır. almanca'da bir sözcük vardır, hitler döneminin korkunçluğunu hatırlatan, schadenfreude; başkasının gördüğü zarardan duyulan sevinç anlamına gelir; sözcüğün kendisi bile kan donduracak denli feci bir akıl tutulmasının ürünüdür ve sözcüklerin ihtiyaçtan doğduğu düşünülürse vehamet daha da belirginleşecektir. türkçede böyle bir sözcük yoktur ve biz bundan başkasının gördüğü zarardan sevinç duyacak kadar sefilleşilen bir dönemden geçmediğimiz sonucunu çıkarabiliriz. oysa şimdi, tarihin bu anında, bir depremin ardından kendilerini nitelemek için sıfat bulamadığım-çünkü sıfatlar da ihtiyaçlardan türetilir- yurttaşlar, tarihe yeni bir utanç kalıntısı bırakmak için çabalıyorlar; dillerinde schadenfreude gibi bir sözcük olmadığından, dertlerini "ilahi adalet" gibi bir sözcüğe sığınarak anlatıyorlar. sizi bilmem, ben öfkeden çok derin bir utanç duyuyorum, schadenfreude'yi yaratan bir insanlıktan duyduğum utancı aynı topraklarda yaşadığım insanların ilahi adalet'e yükledikleri anlam için de duyuyorum.
ben bu sevinç sahiplerine bir sıfat bulmayacağım, onların varlığının bu dile kazınmasını istemeyeceğim, kullandığım dilde insanın en düşük düzeyini niteleyecek bir sözcük olmasını istemeyeceğim.

onlara sadece şunu söyleyeceğim, ilahi adalet'i kendi vahşetinizin bir ortağı olarak, savaşınıza tanrı tarafından gönderilmiş takviye bir güç olarak yorumladığınızda emin olun schadenfreude'yi bile daha masum bir sözcük haline getirdiniz; hiç değilse o sözcük insanla insan arasındaydı ve bu kirli sevince tanrı'yı ortak edecek kadar gözü dönmemişti; insanın insana yaptığına seviniyordu öncülleriniz; orada schadenfreude'yi mahkum edecek bir ilahi adalet bırakılmıştı insanlığa, siz bir depreme sevinecek kadar düştüğünüzde insanlığa hiçbir şey bırakılmayacaktır, korkunç bir utançtan başka. biz sizin yerinize de utanıyoruz, dilinizin, aklınızın sürçtüğüne inanmak istiyoruz, çünkü kendinizi konumladığınız pozisyon o denli korkunç ki, biz düşmanımızı bile orada görmek istemeyiz.

doğanın yıktığını onarır insan, yıkılmış evleri yeniden yapar, yetim çocukları büyütür, başkasının acısını acısı bildiğinde yeni bir şehir kurabilir yıkıntıların üstüne; bir savaşı bitirebilir, daha yaşanılası bir dünyayı kurabilir, doğaya, tanrı'ya ve yoksulluğa rağmen ama ruh çöküntüsünün üzerine hiçbir şey kuramaz, çürümüşlük içine çeker onu, geride sadece tarihin utanç müzelerine kalıntı, insanlık düşmanı sözlüklere kelime bırakır, bir lanet bırakır geleceğe.
"

http://www.haberfabrikasi.org/s/?p=14965
ustacekirge ustacekirge
psikanalitik bir yaklaşımla "hakiki bir mutluluk için senin başarını, çevrendekilerin başarısızlığının tamamladığı" ruh halinin dna kodu. integral türev ilişkisi açısından değerlendirilirse bu kavramın tersi yahudi almanlarca shep naches olarak adlandırılmakla birlikte işbu giri başlığı kadar yaygın bilinmez; çünkü insanın dna'sını değiştirmek kolay değildir.