self determinasyon

sinkaf sinkaf
1.dünya harbi sonrası yapılan paris barış görüşmelerine amerika tarafından sunulan 'ulusların kendi kaderini tayin hakkını'haiz olduğunu öne süren bir uluslararsı hukuk ilkesidir. dönemin amerikan başkanı wilsonun adıyla da anılan bu ilke prof.yalçın küçük'ün de saptadığı gibi barış konferansında kabul edilmemiştir.günümüzde de hegemon devletler tarafından menfaatleri minvalinde yorumlanan kaypak bir devletlerarası hukuk ilkesidir.
sinkaf sinkaf
hukuk fakültesinin hukuktan ziyade uluslararası ilişkiler ve devlet teorisi ile ilgili dersi devletler genel hukuku dersinin mühim bir konu başlığı.bu konu, umumiyetle,fakültenin ikinci döneminde görülür.
strutter strutter
hepimizin bildiği üzere ülkemiz yedi bölgeye ayrılmıştır(marmara, karadeniz, ege, akdeniz, iç anadolu, doğu anadolu, güneydoğu anadolu bölgeleri). bu bölgelerden günümüze kadar sadece ve sadece bir tanesi için kalkınma projesi hazırlanmıştır, o da güneydoğu anadolu bölgesi, yani kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölge; projenin adı güneydoğu anadolu projesi, yani gap.

gap, sadece bir sulama, tarım, baraj ve elektrik üretimi projesi değil, aynı zamanda bir bölgesel bilinçlenme ve kalkınma projesidir.

gap müsteşarı ve gap heyeti, uzmanlar, üniversite hocaları, bölge belediye başkanları ve bölge milletvekillerinden oluşan bir grup bölgeye gidiyor ve nüfus kontrolü ile ilgili bir brifing veriyor halka. kadınlı erkekli grupları grupları bilinçlendirerek, doğan her çocuğun hem devlete hem de aileye verdiği zararlar anlatılıyor, bu aşırı nüfuslanma durumunu kontrol altına almak için doğum kontrol yollarının denenmesi ve uygulanması gerektiği söyleniyor. halk dinliyor, sorular soruyor, cevaplar alıyor ve konu hakkında bilgileniyor. bir süre sonra heyet bölgeden ayrılıyor, ama milletvekilleri ve belediye başkanları ayrılmıyor. ve ardından brifing verilen bölge halkına aynen şunları söylüyor "sakın ha bunları dinlemeyin, bunlar gavur icadıdır, bizi silmeye, yok etmeye çalışıyorlar."

biz dedikleri kimler? aşiretler.

çıkarları ne? oy ve nüfuz.

peki ben bunları neden anlatıyorum? kimse bana bu insanların kendi kaderlerini tayin etme hakkı olduğunu söylemesin, çünkü sistem böyle işlemiyor maalesef. bazı insanlar kendi çıkarları için bu insanları kullanıyorlar ve kullanmaya da devam edecekler. ve yine maalesef bu vatandaşlarımız hiçbir şeyin farkında değiller, bu insanların kuklaları ve maşaları olmuşlar.

bir ulus, dışlandığını düşünüyorsa, ezildiğini düşünüyorsa ve kendi devletini kurma peşinde koşma yolunu seçiyorsa: eyvallah, denecek bir şey yok, yolları açık olsun. ama bilsinler ki bu toprakların her bir santimi kan ve ter dökerek alınmıştır, yani hiç hayal peşinde koşmadan kendi devletini bu topraklarda değil, başka yerde kursun, alsın başını gitsin, gölge etmesin, iki de bir arıza çıkarmasın, huzura çomak sokmasın. ve mümkünse bunu kendi bilinçleriyle yapsın, iki tane çıkarcının peşinden bir halt bilmeden eline silah alarak değil.

ya da benim (etnik olarak lazım) ve hepimizin yaptığı gibi düzeni bozmasın, gitmesin kalsın. çünkü bu ülkede yaşayan ve "ben türküm" diyen herkes türktür, daha ötesi yok. "ne mutlu türküm diyene" sözü bu yüzden söylenmiştir. "ben türküm" dediği zaman kimse daha az laz, daha az kürt ya da daha az ermeni olmamaktadır, merak edilmesin. elbet kimliğini koru, kültürünü koru, eğer bunları yaparken dışlanıyorsan o zaman sesini çıkar, kimse kimseyi kürtçe konuşuyor diye dövmemektedir bu ülkede.

ha bu arada unutmadan, şu anda güney kürdistan diye anılan bölgede (kuzeyi neresiyse artık!!) yaşayan türkmen ulusu ne olacaktır, birileri bu soruyu kendilerine bir sorsun bakalım, ya onların kendi uluslarının kaderlerini tayin etme hakkı ne olacaktır?

not: türkiye'de yaşadığımızdan dolayı kendi topraklarımızdaki sorunlara değindim sadece.
azwepsa azwepsa
uzun seneler önceydi. bu prensibin adı dünya gazetelerinde, aydınların dillerinde ve en sonunda ayak takımının kulaklarında yer ettikten sonra bir imparatorluk dağıldı. o imparatorluktan kalan son lokma bir posta parçalanmaya daha direndi. yekpare kalmayı başardı.

onun da içinde farklı farklı uluslar vardı. direk saldıranları bir şekilde bertaraf eden bu topluluk bu ilke sebebiyle dağılabilirdi. bu yüzden son derece enteresan bir ulus tanımı yaptılar. birbirinden farklı onca ulusu tek bir çatı altında toplayıp ona üzerinde yaşadıkları topraklara tüm dünyanı verdiği adı uygun gördüler. neticede özel tanımlı bir ulus kendi kaderini tayin etmişti.

çok yıllar sonra ortaya çıktı ki bu topluluk içinde bu prensipten çekinmeye hep devam etmiş. öyle ki bazı liderler ince ince işin gerçeğini saklamak için yaanlar uydurmuşlar. bir yandan da dışardan fitnebazlar tam mesai ile fitne üstüne fitne fitliyorlarmış. içerden salaklıklar, dışardan fitnebazlıklar derken bazı tanımlar zayıflamaya başlamış. gün gelmiş bir alt kimlik denmiş. eee kimliğin altı olursa üstü olmaz mı? olur tabi. onu da demişler. kimi uyku mahmurları da önce kafasını kaşımış ve sonra demiş ki:

- ne altı? ne üstü? diktir ulan diktir.

işte budur bunun hikayesi...
malkoçoğlu malkoçoğlu
tam bağımsızlık söz konusu olmaksızın, "özerk siyasal yönetim" sahibi olma anlamına gelen bir terimdir.. 3 anlam taşır..

1) ülke içinde siyasal,ekonomik,toplumsal ve kültürel sistemi seçebilmek(pratikte demokrasi) demektir.. ilk ünlü örneği 14 temmuz 1789'la simgelenen fransız ihtilalidir.. buna "iç anlam" diyebiliriz..

2) birinci ve özellikle ikinci dünya savaşı ertesinde terim bir de "dış anlam" kazanmıştır.. bu çığırı açan wilson ilkelerinin 6. ve 7. noktaları olmakla birlikte, terimin uluslararası belgelere bu ad altında açıkça ilk girişi birleşmiş milletler antlaşmasının 1. ve 55. maddeleriyledir. bu anlam 1950'den sonra "sömürgelerin bağımsızlaşması" anlamına gelmeye başlamıştır..

3) mevcut bir bağımsız devletten "ayrılma hakkı" anlamında: self determinasyonun bu anlamı, uluslararası ilişkilerde genelde kabul görmez.. çünkü bugün 184 bağımsız devlette 600-3000 yaşayan dilin ve 5000 kadar etnik grubun bulunduğu bir dünyada böylesi bir ayrılma hakkı zincirleme biçimde klan'a kadar gidebilecek ve kaos yaratabilecektir.. bugün uluslararası ilişkilerde, self determinasyonun egemen ve bağımsız bir ülkeye uygulanamayacağı kabul edilmekte, "ülkelerin toprak bütünlüğü" ve "ulusal birlik" ilkeleri daha önemli sayılmaktadır..
lesgrandperesonttoujourstort lesgrandperesonttoujourstort
çok ileri görüşlü abilerin, her ülkenin içine koydugu bir dinamittir. tam açılımı; her toplum kendi kaderini ve yönetimini seçmelidir. yani kaleyi içten fethetmek gibi bir şeydir. sadece toprak olarak değil; yönetim içinde yönetim mantıgını da içinde barındırır. eyalet sistemi veya özerlik vs.

her toplum kendi yönetimini seçmeli mantıgı ilk olarak fransız ihtilaliyle çıkmış. malum orta çağın aydınlanma ve liberalizme geçiş evreleri. bu düşünce akımı birinci dünya savaşı sırasında çok ülkenin parçalanmasına sebeb olmuştur. sonra işin içine kapitalizmin yılmaz bekçisi girmiş. 1918 yılında ilk olarak wilson prensiplerinde yerini almış. o günlerde bm'nin temelleri olan milletler cemiyetide bunu hukuksal bir hak olarak kabul etmiştir.

fakat kendi içinde türlü pradigması vardır. mesela toprak bütünlüğü; eğer her iki toplum self determinasyon kabul ederse toprak bütünlüğü bozulmayacak ve dostluk ilelebet olacak. böyle garip dünya işleri işte.

ama bizim ülkemiz için sakattır. çünkü dünyada hiç uygulanmayan haller bize gelince uygulanır.
arctic fur ve elementium plated exhaust pipe arctic fur ve elementium plated exhaust pipe
millet kelimesi, bir osmanlı fişlemesinden ibaret olduğu için ulusçuluktur. ancak ulusun anlamını kavrayamamak ile ilgili problemler dahilinde şovenist bir yöne çekilmesi pek muhtemeldir. çünkü ulusun temel anlamı, bir toprak parçası üzerinde yaşayan bütün insanlardır; etnik köken fahişeliğine dahil olmaz.

dönem beyinsizlerinin ayrışmacı politikalarına işaret eder. bu sebeple emperyalizmin fahişesi edilmiştir; bugün hala becerilmektedir.

insana "insan" diyemeyenleri insan saymak kadar faşist.